(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
PKK’nın silahları yakmasıyla süreç yeni bir ivme kazandı. Silahlara veda yolunda bazıları için ‘küçük ve önemsiz’, bazıları içinse ‘dev ve tarihi’ adım atıldı. O görüntüler simgesel olabilir fakat o kadar da hafife almamak lazım. Büyük gelişmeler küçük adımlarla başlar. O adım atıldı mı? Evet, ama yetmez tabii… Bu bir son değil. Yeni bir başlangıç… Rahatlıkla söyleyebiliriz ki süreç aşama atladı, başka bir düzleme geçti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘beklenen konuşmasını’ yaptı. Ki hala yankıları sürmekte… O konuşmanın en önemli özelliği bugüne kadar ihtiyatlı davranın Erdoğan’ın hiç bir şüpheye mahal bırakmayacak biçimde ‘süreci sahiplenmesiydi’. Ekim ayında Öcalan açılımıyla sürecin ilk taşını koyan MHP Lideri Devlet Bahçeli’yle aynı hizaya geldi. Bir kaç adım geride değil artık. ‘Süreç yeni bir ivme kazandı’ derken Erdoğan’ın bu tutumunu da gözardı etmeden söylüyoruz.
Erdoğan o konuşmasında ayrıca ‘siyasi üçlemeden’ bahsetti. Yeni bir ittifakın kurulduğunu duyurdu; ‘AK Parti, MHP ve DEM…’. Süreci birlikte yürütecek… AK Parti sözcüsü ‘üçlemenin süreçle sınırlı olduğunu’ söylese de yeni anayasa gibi başka siyasi gelişmelere de uzanacağını öngörmek mümkün. Süreç gibi netameli bir konuda üç parti bir araya gelebiliyor, birlikte yasal düzenleme yapabiliyorsa pekala bunu siyaseten diğer alanlarına da taşıyabilir ve bu doğal karşılanır.
Bundan sonra ‘cumhur ittifakı’ deyince DEM’i de anlamak lazım… Belki siyasi denklemi yazarken ‘Cumhur + DEM’ diye formülize etmek gerekir. Süreç siyasette, politik yapı ve dengelerde de radikal değişiklik ve dönüşümlere kapı açmaya başladı bile. Neresinden bakılırsa bakılsın ilginç bir gelişme bu… Çünkü cumhur ittifakı kurulduğu günden bu yana kendisini terör ve DEM karşıtı olarak konumlandırdı. Ve muhalefeti terör ve DEM’le işbirliği yapmakla itham etti. Milliyetçi ve terör karşıtı söylem ve politikalarla seçim kazandı. Şimdi paradigma değişti.
Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ‘Hani seçimleri CHP kazanırsa sayaçları PKK’lılar okuyacaktı…’ derken yaşadığı şaşkınlık normal. Sadece o değil, kamuyu ve toplum da şaşkınlık içinde izliyor siyasi gelişmeleri… Şu an ‘barış perdesi’ gölgelediği için henüz bu yeni yapı tam anlamıyla idrak edilebilmiş değil. Sokaktaki sıradan insanın gördüğü, silahların yakıldığı görüntü ve terörün sonlandığı algısından ibaret. Bu da yarım asır terörden örselenmiş toplum için iç açıcı ve sevindirici bir gelişme…
Erdoğan bir ‘siyasi manifesto’ da değerlendirilebilecek konuşmasında sürece ilişkin somut adımları açıkça dile getirmedi. Ama kapıyı araladı. Meclis’te kurulacak komisyona dikkat çekti. Sürecin Meclis’te şekilleneceğini söyledi. İmralı ve DEM’in talebi de bu yönde… Meclis’in daha aktif rol alması gerektiğini kaç kez tekrarladı. O konuşma bir manifestoydu ama ‘itiraz edilecek’ çok husus vardı elbet… ‘Türk, Kürt ve Arap’ üçlemesi ne kadar reel politik tartışılır. Bu ayrı bir yazı konusu…
Genel af mı? Kapı açık… ‘Hayır’ demedi. Bu önemli…
Af konusunda somut bir şeyler söylememesini ‘hayal kırıklığı’ olarak görmemek lazım. Ben o kapıyı açık tuttuğunu düşünüyorum. Karşılıklı atılacak adımların sonunda kapıların ardına kadar açılacağını vurgulamasını pekala genel affa işaret olarak yorumlayabiliriz. ‘Ardına kadar açılacak kapı’ herhalde hapishaneden başka bir şey olamaz. Ben bu konuda ihtiyatı elden bırakmadan iyimser ve umutlu olma taraftarıyım. Süreç yol alırken Selahattin Demirtaş ve diğer siyasi suçlular içeride tutulamaz. Bu sürecin hem cismine hem de ruhuna aykırı…
Önce komisyonun oluşmasını beklemek lazım… Ki Meclis o konuda hareketli… Numan Kurtulmuş parti liderleriyle bir araya geldi. Bahçeli’nin dediği gibi 100 üyeli olmayacak. Yaklaşık bunun üçte biri gibi bir rakam kulislerde telaffuz edilmekte… Başlarda söylendiği gibi bir istişare ve danışma komisyonu da olmayacak. Kanun veya yasama düzenlemelerinde inisiyatif alacak, çalışma yürütecek. İşlevsel olacak yani… Tabii asıl söz sahibinin ‘parti yönetimleri’ olacağı da muhakkak. Komisyona seçilen milletvekilleri mensubu bulundukları partilerinin çizdiği sınırlar için de yetki ve sorumluluk kullanabilecek.
Tarihi günlerin içindeyiz… Bundan sonra her adım barışa doğru… PKK ilk somut hamlesini yaptı. Bese Hozat’ın dediği gibi “top artık karşı tarafta…”. Karşı taraf dediği de siyaset, önce iktidar, sonra Meclis… Öcalan ‘genel affı’ telaffuz etti. Süreç demokrasi, hukuk ve adalet zemininde ancak yürüyebilir. Yoksa patinajdan başka bir şey olmaz. Ankara için barış şarkıları ve silahların yanan görüntüleri eşliğinde demokrasi, hukuk ve adalete dönme zamanı… AK Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘paradigmayı’ değiştirmek zorunda… Eski hal artık muhal…
























