(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
İran Devlet Başkanı Reisi’nin helikopter kazası sonucu hayatını kaybetmesi dünyanın gündeminde. Kaza mı suikast mı? İsrail olağan şüpheli. Amerika da… Şu ana kadar bir suikast iddiasını destekleyecek bilgi yok. Buna karşılık ‘komplo teorileri’ havada uçuşuyor. Normal de… Batının tepkisini çeken bir ülke liderinin helikopteri düşüyorsa orada her türlü ihtimal akla gelir. Reisi öldü mü öldürüldü mü?
İddia çok… Suikast sadece dışarıdan değil içeriden de olabilir. Reisi’nin, Dini Lider Hamaney’in yerine geçebilecek en güçlü aday olduğu ileri sürülmekte. Kapalı rejimlerde ‘saray veya iktidar oyunları’ kanlı olur. Reisi’nin yerine kimin seçileceğinden çok olası bir vefat sonrası Hamaney’in halefinin kim olacığı tartışılıyor. İlginç değil mi? Reisi’nin sahneden çekilmesinden sonra en güçlü adayın oğul Mücteba Hamaney olduğu söylenmekte.
Reisi’nin hayatına mal olan masum bir kaza mı yoksa bir suikast mı? Olayı aydınlatacak olan İran resmi makamları… Dışarıdan komplo teorileri yazmak ancak hariçten gazel okumak olur. Ama soru gayet isabetli. Eğer Reisi’nin ölümünün üzerindeki sis perdesi aydınlatılmazsa bir soru işaret olarak tarihe havale edilir. Muhtemelen İran toplumu da kaza diyenlerle suikast diyenler arasında ikiye ayrılır.
Olayın bölgeyi olumsuz etkiyeceği yorumlarına sık rastlanıyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede bir istikrarsızlaşmaya neden olur mu? Eğer kaza değil de İsrail veya ABD imzalı bir suikast ise evet, beraberinde başka gelişmeleri de beklemek yanlış olmaz. İran’daki bir karışıklık veya sert iktidar kavgasının çevresine de tesiri olur kuşkusuz. Biraz da bu yüzden Türkiye’nin gözü İran’da…
MHP Lideri Bahçeli grup toplantısında olayın bir an önce aydınlatılmasını isterken tuhaf bir çıkış yaptı; ‘Türkiye’de de yaşanabileceğini düşünmek bir vehim değil, suyu uyutup kendisini ayık tutan mihrakların gerçek niyetlerini az çok yorumlamış olmamızın sonucudur’. Ne demek şimdi bu? Bir parti liderinin kaza veya suikastın Türkiye’de de yaşanacağını söyleyebilmesi için sağlam bir dayanağı olması gerekmez mi?
Böyle bir ihtimal herkesin aklına gelir elbette. Bırakın siyasetçileri sokaktaki sıradan insanın bile zihnine üşüşür. Fakat ‘Aman ağzımdan yel alsın’ diye söylemekten çekinir. Her türlü dedikodunun yapıldığı kahvehane köşelerinde de insanlar konuşmaktan imtina eder. Bahçeli Meclis’te parti grubunda ‘vehim değil’ diyerek ‘Türkiye’de de yaşanabileceğini’ söylerken iddiasını temellendirmesi lazımdı. Tamam atalarımız her an teyakkuz halinde olunması için ‘Su uyur, düşman uyumaz’ demiş. Buradan yola çıkarak ürpertici bir senaryoyu dillendirmek ne kadar doğru?
Kaza ihtimaldir, herkesin başına gelir. Kara ve hava yollarında kaza veya bir müdahale sonucu yaşamını yitiren çok kişi oldu bu topraklarda. Seçim gezisi sırasında Muhsin Yazıcıoğlu helikopterinin düşmesi veya düşürülmesiyle yaşamını yitirdi. Soru işaretleri olan bir kazaydı. Uzun süre yanlış yerde aranması ve bulunamaması esrarını bugün bile koruyor. Aradan geçen onca zamana rağmen olay bütün yönleriyle aydınlatıldı mı? Dosyası hala yargıda…
Yine Yazıcıoğlu’nun çok bilinen bir sözünü hatırlayalım; ‘Her istihbarat örgütünün uzman olduğu alan var, bizimkiler de trafik kazalarında uzman…’. 1993 yılında Jandarma Komutanı Eşref Bitlis’in Ankara’nın göbeğinde uçağı düştü. Olay hala karanlıkta, çözülemedi. Susurluk kazasına da unutmamak lazım. Bir kazadan çok ötesiydi. Ülkenin gidişatını etkiledi. Bu bölgede her kaza bir soru işaretidir.
Bahçeli acaba bu psikolojiyle mi konuştu? Kazalarla dolu ülke geçmişinden yola çıkarak ‘soru işaretini’ siyasetin gündemine getirmesine kimsenin itirazı olamaz. Ama Reisi üzerinden gelirse ve ‘vehim değil’ diyerek iddialı bir cümle kurarsa aklı başında herkes ‘Ne oluyor? Ne demek istedi?’ diye sorar ve endişeye kapılır. Hal böyle madem düşman uyumazsa, suyun da toplumun da uyumaması, teyakkuz halinde durması gerekir. Uyanık olalım…
Ve Bahçeli’ye çok zor bir soru; Ankara’nın ortasında işlenen Sinan Ateş cinayeti için de aynı şeyler geçerli mi?























