(The Turkish Post) – HALİS GÜL
Müslümanlar, kurban bayramını eda ediyor. Kurban bayram namazında teşrik tekbirleri getirildi, ardından Allah yolunda kurbanlar kesildi.
‘Kurban’ kelimesi ‘akraba’ ile aynı ‘krb’ kelime kökünden geliyor olup ‘Allah’a yakınlaşma ibadeti’dir. Hakeza ‘takrip’ kelimesi de ‘yakınlaştırma’ demektir ve ‘takribi’ ile ‘yaklaşık-tahmini’ kastedilir. Camilerde belki dualarda duymuşsunuzdur, “Ankarib zamanda nasip eyle…” diye. Bu da ‘yakın zamanda’ anlamına geliyor. Kur’an’da da şu ayet yer alıyor: ‘Ve la takrebu-z zina!’ (Zinaya yaklaşmayın!) (İsra, 32)
Akraba ‘yakınlar’ anlamındadır dedik ve kan bağıyla birbirine bağlı olanları kapsar. ‘Hısım’ ise evlilik yoluyla birbirine bağlı olan kimseler için kullanılır. Yani kişinin kendi aile uzantıları onun akrabasıdır, eşinin aile uzantıları ise onun hısımlarıdır. Orhan Gencebay’ın şarkı yaptığı, Cemal Safi’nin şiiri vardır ya, “Kimsesizim, hısmım da yok, hasmım da / Görünmezim, cismim de yok, resmim de / Dil üzmezim, tek hece var ismimde / Barınağım, gönül denen yer benim. Benim adım aşk!..”
‘Müşterek’ kelimesini bilirsiniz, ‘ortak’ anlamındadır. Arapça kökenli bu kelimeden türeme ‘iştirak’ de ‘şirket’ de (ortaklık) anlamındadır. ‘Şirk’ Allah’a ortak koşmaya deniyor. ‘Müşrik’ de Allah’a ortak koşan için kullanılıyor. Hakeza ‘teşrik-i mesai’ ile çalışma ortaklığı, birlikte çalışma ve iş birliği kastedilir. Bu arada ‘mesai’ kelimesinin de Arapça ‘sa’y’ yani çalışma, gayret, emek kelimesinden geliyor olduğunu ekleyelim.
TEŞRİK, ŞARK KELİMESİNDEN GELİYOR
Kurban bayramı arefesinin sabah namazında başlayıp 4. günü ikindi namazıyla sona eren ‘teşrik tekbirleri’nin ise ‘ortak’ kelimesiyle ilgisi yok. ‘Şirk’ kökünden türeme diğer ‘teşrik’in sonu ‘kef’ ile biterken, bunun sonu ‘kaf’ ile bitiyor ve ‘şark’ (doğu) kelimesinden geliyor. Yani güneşin doğuşu ile başlayan tekbirler anlamındadır. Nitekim, sabah namazından sonra güneş doğup, 45 dakikalık kerahet vakti de geçtikten sonra 2 veya 4 rekat olarak kılınan nafile bir namazın ismi de ‘işrak namazı’dır…
Şimdi size ilginç bir kök söyleyeyim, ‘vrs’.. Bu Arapça kökten türeme birçok kelime dilimize de girmiştir. Veraset, varis, irs, irsiyet, miras, muris ve tevarüs. ‘Veraset’ mirasta hak sahibi olmak demektir. ‘Veraset ilamı’ (ilan değil) kişinin gerçek mirasçı olduğunun mahkemece bildirildiği resmî belgedir. ‘Varis’in iki anlamı var, biri Fransızcadan gelen varis ki, toplardamar genişlemesi anlamındadır. Diğeri ise Arapça vâris, mirasçı manasındadır. ‘İrs’ kalıtım, soya çekimdir. Aileden gelen kimi hususiyetler için ‘irsî’ denir. ‘Miras’ ölen kimseden yakınlarına kalan para, mal, mülk vesairedir. ‘Muris’ de miras bırakandır. ‘Tevarüs’ ise irsiyet yani kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme anlamına gelir.
Son olarak akraba mevzuundan ‘kuzen’ kelimesine girelim. Fransızca kökenli ‘kuzen’ sözcüğü, TDK’ya göre ‘erkek yeğen’ demek. Ancak kardeşlerinizin çocukları olan yeğenler değil, amca oğlu, hala oğlu, dayı oğlu, teyze oğlu olanlar kuzenlerdir. Yeğen, kültürümüzde ‘kardeş çocuğu’na deniyor. Kuzen ise ‘kardeş çocuklarının birbirlerine olan akrabalık mesafesi’dir. Yani iki kardeşin çocukları, birbirlerine kuzen olmaktadır. Sizin kardeşlerinizin çocukları ise sizin yeğenlerinizdir. Bu arada pek yaygın kullanılmasa da ‘kuzin’ sözcüğünün de TDK sözlüğünde bulunduğunu ve ‘kız yeğen’ karşılığı verildiğini belirtelim. Ancak Türkçe hassasiyeti için misal ‘kuzen’ yerine amca oğlu, ‘kuzin’ yerine hala kızı demek daha uygun olsa gerek.
























