(The Turkish Post) – HALİS GÜL
Devletin ‘gizli anayasası’ olarak nitelendirilen kırmızı kitabın resmi adı, Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi (MGSB). Belge, devletin iç ve dış tehditlerini ele alıyor. Belge, gündemdeki değişikliklere göre ortalama 5 yılda bir Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında güncelleniyor. Ancak son bilgilere göre belgenin 2 yılda bir güncellenmesi düşünülüyor. En son 2019’da yenilenen MGSB’nin güncelleme çalışmaları 2024 yılı başında başlamıştı. Önümüzdeki aylarda bitmesi bekleniyor.
Kırmızı Kitap’tan kamuoyunda bahseden ilk siyasetçinin Alparslan Türkeş olduğu iddia edilir. Türkeş’in ‘Devletin kırmızı bir kitabı var’ dediği, bu kitabı 1961 yılında gördüğünü söylediği ifade edilir. Anavatan Partisi (ANAP) Genel Başkanı Mesut Yılmaz da dönemin başbakanı Tansu Çiller’in Kürt sorunuyla ilgili bazı çıkışları üzerine şunları söylemişti: “Devletin kırmızı çizgileri var; böyle açıklamalar yapmadan önce Tansu Çiller’e küçük kırmızı kitabı okumasını tavsiye ederim…”
MGSB, Türkiye’nin 1952’de NATO’ya girmesinin ürünü. Belgede ilk ‘güncelleştirmenin’ 1960’lı yılların ortasında yapıldığı düşünülüyor. O dönem Türkiye’de ‘Komünizm ve Sovyetler Birliği’ birinci ve öncelikli ‘milli tehdit’ unsuru olarak değerlendiriliyor, devletin tüm kurumlarının buna göre konumlanması ve hareket etmesi öngörülüyordu.
12 Eylül 1980’deki askeri darbenin ardından 90’lı yıllarda belgede ‘bölücülük’, komünizmle birlikte öncelikli tehdit kapsamına alındı. İran ‘dış tehdit unsuru’ olarak belgeye geçirildi. 1992’de yapılan güncellemede Yunanistan ve Suriye de ‘dış tehdit unsurları/ arasında sayıldı.
Türkiye’de kamuoyu MGSB’nin içeriğini ilk kez 1997 yılında öğrendi. Üzerinde ‘Çok Gizli’ kaydı bulunan bu belge, aynı yıl köklü bir değişikliğe uğradı ve basına sızdı. Bu durum, Türkiye’de 28 Şubat süreciyle yeni bir döneme girildiğinin kamuoyunca bilinmesinin istendiği şeklinde yorumlandı.
Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde Başbakanlık Müsteşarı olarak görev yapan Hasan Celal Güzel de 2003 yılındaki bir söyleşisinde Kırmızı Kitap ile ilgili önemli açıklamalarda bulunmuştu. O dönemler ‘Kırmızı Kitap’a karşı duruş sergileyen Yeni Şafak gazetesi Hasan Celal Güzel ile ilgili haberi 13 Ekim 2014’te şöyle vermişti:
‘KIRMIZI KİTAP’A AYKIRI YASA ÇIKMAZ’
“..Hasan Celal Güzel 2003’teki röportajında şunları söylemişti; ‘Bu, anayasa büyüklüğünde, kabı kırmızı olan ‘Milli Siyaset Belgesi’dir. Bu kitabı devlete ancak müsteşar olduktan sonra görürsünüz. Kırmızı Kitap bakanlara verilmez, müsteşarlara verilir. Çünkü devletin asıl sahibi bürokrasidir, bakanlar değildir. Bakanlar, idare edilmesi gereken çocuklardır. Ben bakan olup da kırmızı kitaptan haberdar olana pek rastlamadım. Bu kitap MGK’da son haline getirilir. Başbakanlık müsteşarı olduktan sonra bir MİT mensubu geldi bana. Evvela arkadaki odaya kozmik evrakı saklamam için koca bir kasa koydular. Sonra da ilk kozmik evrak olarak kırmızı kitabı getirdiler… Güzel, aynı söyleşide, Milli Siyaset Belgesi’ne aykırı yasa çıkarılamayacağını da vurgulamıştı; ‘Bu kitap gerektiğinde ‘gizli anayasa’ gibi kullanılıyor ve engelleyici oluyor. ‘Milli Siyaset Belgesi’nin falanca maddesine uymuyor’ denildiğinde, o kanun veya kararname çıkarılamıyor. Yani ikinci bir anayasa olarak Demokles’in kılıcı gibi üzerinizde sallanıyor.”
YENİ ŞAFAK YAZARI ABDULLAH MURADOĞLU: ŞEFFAFLIK SAĞLANMALI
Yine Yeni Şafak’ta 7 Şubat 2010 tarihinde Abdullah Muradoğlu, “Demokrasimizin seyri ve Kırmızı Kitap” başlıklı yazısında MGSB’yi ele almıştı. Kırmızı Kitap konusunda siyasileri suçlayan Muradoğlu, “İktidar oldukları halde muktedir olamadıklarını söyleme cesareti ve dürüstlüğünü gösteremediler.” diye yazmıştı.
“Her ülkenin bir milli güvenlik siyaset belgesi olabilir, bunda bir mahzur yok. Asıl önemli olan devlette devamlılık prensibine uygun şekilde böyle bir belgenin hangi kriterler çerçevesinde ve hangi yöntemlerle hazırlanabileceğidir.” diyen Muradoğlu yazısında şunları kaydetmişti:
“Sivillerin başının üstünde demoklesin kılıcı gibi sallanan bir Kırmızı Kitap”ın tartışması bile yapılamamıştır. Milli Güvenliği ve tabii ki milletin güvenliğini pekiştirmesi gereken bir belgenin demokrasimizin yer yer kesintiye uğratılmasında ve hukuk devletinin işlerliğinin engellemesinde bir meşruiyet kaynağı olarak kullanılmasının muhakkak önüne geçilmelidir diye düşünüyorum.
Milleti bileşenlerine ayırmak ve kimi bileşenlerinin de bir iç tehdit şeklinde belirlenmesi bizatihi milli güvenlik kavramına muhaliftir.
Bu yanlıştan dönülmesi ve bu tür belgelerin hazırlanmasında bir şeffaflık sağlanması gerekiyor.
Soğuk savaş döneminin taraflarının politikalarına ve NATO gibi uluslararası askeri kuruluşların “iç düşman-dış düşman” konseptiyle uyum içerisinde değerlendirildiğinde mahiyeti değişmiş bir başka güvenlik kavramı çıkıyor karşımıza..
Falan dönemde ”Komünizm”in, filan dönemde ”İrtica”nın başdüşman olarak belirlenmesi ve siyasetin ve hukukun koordinatlarını bu konseptlere göre uyarlama girişimlerinin yol açtığı sorunlarla boğuştuk onyıllarca.
Ve her on yılda bir yüzbinlerce mağdur ürettik..
Neredeyse Türkiye”nin NATO”ya üyeliğiyle başlayan bir tarihi var bu Kırmızı Kitap”ın.
“Kırmızı Kitap” bizatihi yasama, yürütme ve yargı olarak biçimlenmiş bir devletin değil, devletin içindeki bir gücün kırmızı çizgilerini gösteriyor.
Bu yüzden “gizli anayasa” olarak yorumlanması boşuna değil.
Çünkü hiçbir yasa, genelge, Milli Güvenlik Siyaset Belgesine aykırılık taşıyamaz ve kamu kurum ve kuruluşları belirlenen çerçeve dışında hareket edemez..
Dolayısıyla ne yargının, ne yasamanın, ne yürütmenin, ne basının ne de üniversitelerin bağımsızlığından söz edebilirsiniz…
Devlet sırrı gibi saklanan Kırmızı Kitap”ın varlığı “28 Şubat” sürecinde ortaya çıktı.
Refah-Yol Hükümeti”ni düşüren “28 Şubat” kararları da bu Kırmızı Kitap”tan mülhem idi.
İşte bu 28 Şubat”ın Başbakanlık koltuğuna taşıdığı Mesut Yılmaz şunları söylemişti:
“Kırmızı kaplı bir kitap var ve devletin milli güvenlik siyaset belgesi burada yazılıdır. Bundan böyle hiçbir yasa, genelge ve yönetmelik bu belgeye aykırı olamaz…”























