(The Turkish Post) – HALİS GÜL
Servet-i Fünun Gazetesi sahibi Ahmet İhsan (Tokgöz), anılarında, 1905 yılında atanan 2. Abdulhamit’in son matbuat müdürü, basın camiasının ‘kılkuyruk’ adını taktığı Ebulmukbil Kemal dönemindeki sansür uygulamasıyla ilgili bir hatırasını şöyle anlatır:

“O günlerde Hamidiye yani Kağıthane suları yeni akıtılmış ve çeşmeler açılmıştı. Doktor Besim Ömer, sular hakkında bir makale yazdı ve bu makalenin, çeşme başında bir ihtiyar adamın dua ederken gösteren bir resimle kullanılması için hazırlık yapıldı. Hazırlanan sayfa taslağını sansür kuruluna gönderince buna sual işareti konuldu. Baş sansürcü Kemal Bey’e bir yazı yazıp sebebini sordum, gelen cevap şöyle oldu: “Azizim, çeşme resmi çok güzel ve dua her insanın gözünde kuşkusuz ki kutsaldır. Ancak bugünlerde kötü düşünceliler o kadar çoğaldı ki gazetelerde neyi bırakıp neyi çıkaracağımı belirlerken şaşkınlığa düşüyorum. İşte o kötü düşüncelilerin bu güzel resmi görür görmez, ‘Hah, bunu bu biçimde burada yayımlamak, üstü kapalı olarak işimizin duaya kaldığını anlatmaktır’ diye saçmalayacaklarını yakından bildiğimden sual işareti kullandım.”

‘MURAT, YILDIZ, BURUN’ KELİMELERİ YASAK LİSTESİNDEYDİ
Çeşme başında dua eden adam fotoğrafından bile korkmanın adıydı sansür. 2. Abdulhamit döneminde (1876-1909) artık siyasi gazetecilik yapılmadığından, edebi ve kültürel konulara eğilen bir basın dünyası doğmuştu. Buna rağmen sansür, iktidarın basın üzerindeki hakimiyetinin baş yöntemiydi. Gazete ve dergiler, yayımlayacakları yazıları sansür heyetine yolluyor, sansür memurları uygun görmedikleri paragrafları, cümleleri işaretleyerek geri gönderiyorlardı. Bu konuda yazılı bir kural olmadığı halde, bazı kelimelerin (Murat, Yıldız, burun gibi) ‘yasak’ olduğu söylentisi gazeteciler arasında yayılmıştı. Bu gibi söylentilerin nedeni çoğu zaman kraldan çok kralcı kesilen sansür memurlarıydı. Matbuat Müdürü Ebulmukbil Kemal Bey’in, çeşme başında dua eden adamın fotoğrafını koydurtmaması da işte böyle tarihe geçen bir vaka olmuştu.
YASAKLAR DA BELLİ, YAZILMASI İSTENENLER DE
Gazetelerde nelerin yazılacağı, nelerin yazılmayacağı aşağı yukarı belli idi. Sarayın rahatsız olacağı hiçbir şey yazılmayacaktı.
Abdulhamit sansürü konusunda bugüne kadar yazılmış neredeyse tüm yerli ve yabancı eserlere kaynak olmuş, 1907 yılında yayımlanan, ‘Abdülhamid’in Son Günlerinde İstanbul’ adlı eseriyle,
Fransız Paul Fesch, sansür uygulamasının her ne kadar herkes için geçerli olduğunu söylese de Türkçe basılan gazeteler için olağanüstü şiddetli olduğunu belirtmektedir.

Cevdet Kudret’in ‘Abdulhamit Devrinde Sansür’ kitabına göre, basının o dönem uyması gereken belli başlı kuralları şunlardı: “Padişahın sıhhat ve afiyeti hakkında dualar edilecek. Ekonominin çok iyi durumda olduğu anlatılacak. Uzun ve ayrıntılı bilimsel ve edebi makaleler yazılmayacak. Memurların yolsuzluğundan bahsedilmeyecek. Yabancı ülkelerdeki suikast, gösteri gibi olaylardan söz edilmeyecek.”
YILDIZ BÖCEĞİ, YILDIZ SARAYI’NI İMA EDİYOR OLABİLİR!
2. Abdulhamit Döneminde Sansür kitabının yazarı Fatmagül Demirel de, Münif Paşa’nın yeniden çıkarttığı Mecmua-ı Fünun dergisinin daha ilk sayısında kapatılması örneğini verir. Kapatılma gerekçesi “Bir Yıldız Böceği ile Bir Yolcu” adlı hikâyenin ismidir. “Yıldız Böceği” pekâlâ, sarayını Yıldız’a taşıyan Abdülhamid’i ima ediyor olabilir! Yazar, edebiyat da dahil geniş bir alanda uygulanan sıkı sansürün, gazeteleri adeta ‘resmi bülten’ haline getirdiğini söyler.
Halit Ziya’nın anılarına başvuran Cevdet Kudret ise şu satırları aktarmaktadır: Marzî-i âlîye (yüce rızaya, Padişahın isteğine) uymaz düşüncesiyle, günden güne değinilemeyecek konuların ve kalemin ucuna geldikçe atılacak sözcüklerin, hele ne türden olursa olsun saraya, yönetime,
olup bitene işaret denebilecek sözlerin sayısı arta arta öyle bir toplama çıkmıştır ki, basın alanı artık içinde dolaşılamayacak kadar daralmış, kullanılabilecek sözcüklerin dili, ilkel bir kavramın dili kadar küçülmüştü. … ilk önce ‘hürriyet, vatan, millet, zulüm, adalet’ gibi 50-100 sözcük
ile başlayan yasak sözcüklerin gün geçtikçe toplamı kabaran yeni kovulmuş eşlerini öğrenmeli ve bunları her zaman hatırda tutarak, kalemin ucuna geldikçe pis bir böcek gibi fırlatıp atmalıydınız.
MURAT SÖZCÜĞÜ SULTAN MURAT YÜZÜNDEN YASAK!
Halit Ziya daha sonraki satırlarında da birçok yasak kelimeye neden yasak olduğuyla birlikte değinmektedir. Örneğin Murat sözcüğünün yasaklanması Sultan Murat yüzünden, Reşat ismi Abdülhamid’in kardeşi veliaht şehzade olan Reşat Efendi sebebiyle, boya ya da sakal padişahın boyalı sakalına işaret ettiğinden yasaklanmıştı.

Yasak kelimelere ilişkin olarak söylenebilecek muhtemelen listelerden ziyade, Matbuat Müdürü ve memurlarının okuduklarını ister anlasınlar ister anlamasınlar, metnin bağlamı içinde değerlendirerek sözcüklerin üstünü çizdikleri, yasakladıklarıdır. Bunun yanında elbette yukarıda andığımız kelimeler gibi, bağlama bakılmaksızın, hatta bazen sırf ses benzeşiminden yasaklanmış sözcüklere de rast gelinmiştir. Örneğin tahtakurusu, ‘tahtın kurusun’ biçiminde algılanabileceğinden yasaklanmış kelimeler arasında gösterilir.

‘ZİRAATİ, HAYVANCILIĞI YAZIN!’
Dahiliye Vekaleti’nden (İçişleri Bakanlığı) valiliklere gönderilen bir genelgede ise halkın anladığı sade dille yazılması ve şu konulara değinilmesi istenmişti: “Ziraat aletlerinin nasıl kullanılacağı, bunların faydaları, hayvancılığın gelişmesini sağlayacak çareler, dokumacılıkta yeni keşifler.”

24 TEMMUZ BASIN BAYRAMI
2. Meşrutiyet’in ilan edildiği 24 Temmuz 1908 günü, İstanbul’da çıkan gazeteler, kendi aralarında sansürcüleri içeri sokmama ve gazetelerini sansüre yollamadan basma kararı vermişlerdi. İşte bu olay, 24 Temmuz’un ‘Basın Bayramı’ olarak kutlanmasına vesile oldu.
Bu olayın yıldönümü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1948 yılında aldığı kararla Basın Bayramı olarak ilan edildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 12 Mart 1971 Muhtırası sonrası ‘Basın Bayramı’ ifadesinin kaldırılmasına karar verdi. 24 Temmuz ‘Geleneksel Gazeteciler Günü ve Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü’ adını aldı.
10 OCAK TARİHİ İSE ‘ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ’
Öte yandan gazetecilerin bir de ‘10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ bulunuyor. Çalışan gazeteciler günü, gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1962’den beri 10 Ocak günü düzenlenen Türkiye’ye özgü bir kutlama gündür.
1961’de 212 sayılı Fikir İşçileri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 10 Ocak günü, 1962-1971 arasında ‘Çalışan gazeteciler bayramı’ adıyla kutlanmış; 1971 yılındaki askeri müdahaleden sonra ülkede gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı ‘Çalışan gazeteciler günü’ olarak değiştirilmiştir.























