(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Yine konu seçme özgürlüğüm elimden alındı. Hayır, bir hukuki takibata falan uğramadım. Rahmetli Necmettin Erbakan’ı yazacaktım. Zihni hazırlığım tamdı. 28 Şubat süreciyle birlikte yorumlayacaktım. Erbakan’ın ölümünün üzerinden 15 yıl geçmiş. 27 Şubat yıldönümüydü. Burada Süleyman Demirel’den Mesut Yılmaz’a kadar yazmadığım siyasetçi kalmadı. Erbakan yazısı büyük bir eksiklikti. Üstelik ölümünden hemen önce birlikte bir akşam yemeği yemiş, uzun uzun sohbet etmiştim. Erbakan’ı ‘mücbir sebeplerle’ ileri tarihe erteliyorum.
Özgürlüğümü elimden alan, Amerika ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaştı. Böyle bir gündem görmezden gelinebilir mi? Manşetler, ekranlar savaşın ayrıntılarıyla dolu… Birkaç gün önce de Pakistan, Afganistan’a harp ilan etti. İki komşu ülke… Sınır kavgasını topyekün harbe dönüştürdü. Bu biraz daha kenarda kalmıştı. Türkiye’nin içinde bulunduğu bölge için tehlike ve riskler barındırıyordu. Fakat dünya pek umursamadı. ‘Aralarında savaşsınlar…’ ilgisizliğiyle yaklaştı. İslam dünyası zaten perişan durumda… Bir ağırlık koyacak gücü ve mecali yok.
İki Müslüman ülke… Sınır sorununu konuşarak halledemez miydi? Türkiye gibi bir ülke arabulucu olamaz mıydı? Ramazan’ın manevi iklimini doya doya yaşamak varken illa da silahların ateşlenmesi mi gerekir? Savaş, kan, gözyaşı, neyi çözecek? Bugüne kadar savaşlardan beklenen murat elde edildi mi? İki ülke de yokluklar ve yoksulluklar içinde… Toplumun refah düzeyi çok düşük… Afganistan savaş yorgunu… Önce Rusya… Yıllar sürdü. Sonra bitmek bilmeyen iç savaş… Barışa, huzura ve refaha aç insanlar topluluğu… Üzülmemek, kahrolmamak elde mi?
Karadeniz’in öte yakasında da savaş hüküm sürmekte. Rusya – Ukrayna savaşından söz ediyorum. Bu kadar uzayacağı öngörülmemişti. Haftalar içinde sona ereceği tahmin ediliyordu. Rusya yaldızları dökülse de hala dünyanın süper güçlerinden biri… Silah ve savunma sanayisi üst düzeyde. Ukrayna’nın direnebilmesi için batının desteğine ihtiyacı var. Rusya’yı geriletmek için Amerika ve Avrupa Ukrayna’nın arkasında durdu. Ve savaşla geçen süre 4 yılı devirdi. Ufukta bir barış umudunun da göründüğünü söylemek zor. Trump, Ukrayna Lideri Zelensky üzerinde baskı kurdu. Fakat sonuca ulaşamadı. Barış görüşmeleri de beklenen neticeyi vermedi.
Son dönemde Amerika ile İran arasında savaş rüzgarları esiyordu. İsrail’in, Amerika’yı İran’ın üzerine sürmek için kışkırttığı sır değildi. Netanyahu yönetimi sık sık Washington’a çıkarma yaptı. Yine mevzu ‘nükleer silah iddiası’. Irak savaşının gerekçesi de buydu. ABD’nin Irak savaşı Saddam Hüseyin’in devrilmesi ve Irak’ın kaosa sürüklenmesiyle son buldu. Nükleer gerekçe ve iddia ispatlanamadı. Sonrasında yapılan araştırmalar çekilen belgesel ve filmler Bush yönetimini haksız buldu. ‘Nükleer silah’ bahane amaç İsrail’in güvenliğiydi.
İsrail sadece Irak da değil İran’da da ‘nükleer silah’ istemiyordu. Ve bütün dikkatler ve gözler İran’ın üzerindeydi. Bu amaçla bazı tesisler vuruldu. Kimi bilim adamlarına suikast düzenlendi. İsrail ile İran arasında karşılıkla füzeler ateşlendi. İsrail, HAMAS Lideri Haniye’ye Tahran’da kaldığı misafirhanede suikast düzenledi. Lübnan’da konuşlanan İran destekli Hizbullah karargahını havaya uçurdu. İran’ın bölgede kolunu kanadını kırdı. Beşar Esed rejiminin çökmesi bu zincirleme reaksiyonun bir uzantısıydı. İran Cumhurbaşkanı Reisi’yi taşıyan helikopter esrarengiz biçimde kırıma uğradı. Reisi ile birlikte Dışişleri Bakanı Abdullahiyan hayatını kaybetti. Bu bir kaza mıydı? Yoksa suikast mi? Hala sırrını korumakta…? Ama zihinlerde çok soru işareti mevcut…
Ve Amerika İran’ı vurdu. Savaşın işaretleri günler öncesinden verilmişti. ‘Nükleer görüşmeler’ savaşı ötelemeye yaramamıştı. Washington yönetimi ABD vatandaşlarının İran’dan uzaklaşmasını istedi. Bu bir son işaretti. Çok alamet belirmişti. Trump “İran’a yönelik büyük operasyon başlattık. Kaybımız olabilir. Ama bunu gelecek için yapıyoruz” diyerek duyurdu. Başta Tahran olmak üzere 4 büyük şehirde patlamalar meydana geldi. Füzelerin vurduğu hedeflerin üzerinden kara dumanlar yükseldi. İran üst düzey yöneticilerinin konutları da hedefler arasındaydı. İran medyası Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın hayatta olduğunu, Dini Lider Hamaney’in güvenli bir yere götürüldüğünü duyurdu. İsrail açıkça ‘Hamaney ve Pezeşkiyan direkt hedef alındığını bildirdi.
İran saldırıya karşılık vermekte gecikmedi. Tahran yönetiminden “Bölgedeki tüm Amerikan ve İsrail varlıkları ve çıkarları meşru hedef haline geldi. Bu saldırıdan sonra kırmızı çizgi yok. Ve daha önce düşünülmemiş senaryolar dahil olmak üzere her şey mümkün” açıklaması geldi. İsrail’e onlarca balistik füze ateşledi, insansız hava aracı gönderdi. Bahreyn’de bulunan Amerikan Donanma Üssü’nden dumanların yükseldiği yabancı ajansların haberlerine yansıdı. Sosyal medya sürekli ‘son dakika’ haberleriyle dolu…
Türkiye’nin içinde bulunduğu bölge bir ‘savaş hali’ yaşıyor. Üç harp birden fazla değil mi? Bu Üçüncü Dünya Savaşı’nın ayak sesleri mi? Yoksa bazı stratejistlerin vurguladığı gibi Dünya Harbi’nin üçüncüsü başladı mı? ABD, İran savaşının ne kadar süreceği belirsiz… Hedef yalnızca stratejik noktalar mı? Yoksa ‘rejimi değiştirmek’ de söz konusu mu? İran bir süredir iç kargaşalarla da boğuşuyordu. Rejim toplumda büyük bir hoşnutsuzluk oluşturmuş ve bu sokak nümayişleri doğurmuştu. Muhalif gösteri ve yürüyüşleri yönetim çok sert bastırdı. Binlerce kişi öldü. Eğer hedef yönetim kademesiyle savaşın rejim değişikliğiyle sonuçlanması sürpriz olmaz. Son Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu göreve hazır…
İran’a saldırının, Tahran’da Irak örneğinde olduğu gibi uzun ve derin bir kaos doğurması sürpriz olmaz. Bunun özellikle başta Türkiye olmak üzere bölge için ciddi risk ve tehlikeler barındıracağı aşikar. Irak ve Suriye savaşlarında da en ağır bedeli ödeyen ülkelerden biri Türkiye’ydi. Şimdi buna İran’ın da eklenmesi hiç de düşük ihtimal değil. Ateşin Türkiye’ye düşeceği kesin gibi… Bölgenin istikrarsızlığı dünya barışı için de tehdit… Ankara’nın pozisyonu da zor. Bir yanda komşu ve kardeş ülke… Öte tarafta stratejik müttefik… Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’la iyi ilişkiler geliştiren liderlerden biri. Türkiye’nin savaşın bir an önce sonuçlanmasından ve barışın tesisinden başka talebi olamaz.
Pakistan, Afganistan, Rusya, Ukrayna, Gazze, Lübnan, İran, İsrail Amerika… Ve savaşların sahası Türkiye’nin hemen çevresi… Ramazan’ın mübarek ikliminde İslam Dünyası’nın perişan hali… Gözyaşı ve kanla yoğrulan İslam toprakları… Oluk oluk akan Müslüman kanı… Müslümanın Müslümandan çektiği… Ve süper güçlerin Müslümanlara musallat olması… Ve dünyanın bitmeyen savaş açlığı ve iştahı… Nobel Barış Ödülü peşinde koşan Trump’ın şahin ve savaş politikaları… Bir dünya savaşını andıran manzara… Bu tablo karşısında hangi ülke kendini güvende hissedebilir? Hangi akıl ve vicdan savaş haberlerini ürpermeden okuyabilir?
‘Savaşta önce gerçekler ölür’ diyen haksız değil. Propaganda hakikatin çok önünde… Yalanla doğruyu, haklıyla haksızı ayırt etmek o kadar zor ki… Sesi çok çıkan haklı sayılmaz. Savaş haklı olanı değil güçlü olanı ortaya çıkarır. Gücün tek ölçütü de ölüm kusan silahlar… Öyle bir çağa denk geldik ki her şey birbirine girdi. Savaşsız geçen yılları ara ki bulasın… Sıcağı yoksa soğuğu vardı savaşın. Eğer dünya ve insanoğlu savaşı sonlandırmazsa savaş dünyayı ve insanoğlunu sonlandıracak. İnsan felaketini kendi eliyle hazırlamakta… Dünyanın kıyameti hiç de uzak değil. Manzara çok kaygı verici ve ürpertici…























