(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Edebiyatçılar, şairler derken büyük siyaset adamı Süleyman Demirel de Haziran’da ölmüş, iyi mi? Üç gün önce ‘ölüm yıldönümünü’ olduğunu fark ettim. Eski bakanlardan Ertuğrul Günay’ın “Gençken kendisini çok eleştirmiş bir siyaset insanı olarak hatırasından helallik ve kendisine rahmet dilerim” mesajı dikkatimi çekti. Ve bir hafta sonu yazısı olarak Süleyman Demirel’i yad etmeyi uygun buldum.
Sevin sevmeyin, kabul edin etmeyin Demirel bir Türkiye gerçeğidir. Onsuz Türk siyaseti ne anlatılabilir, ne de yazılabilir. Ben sağlığında kendisine mesafeli durdum. Statüko yanlısı politikalarını eleştirdim. Turgut Özal gibi ‘devrimci’ bir siyasetçiden sonra yeniden iş başına gelmesi talihsizlikti. Siyasete girişi de 27 Mayıs darbesinden sonra ‘zor zamanlarda’ oldu. Siyasette ‘durağan ve statükocu’ olarak bilindi.
Yaşım kemale erdiğinden mi yoksa ‘öldükten sonra kıymetinin anlaşılmasından’ mı bilmiyorum, bugün Demirel’e haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Evet, bir Özal değildi şüphesiz. Fakat o kadar da ‘yerin dibine’ sokulacak biri de değildi. Gri alanların siyasetçisiydi. Orta ayar politikacıydı. İyi işler yaptı. Ama yapamadıkları da oldu. Askere direnemedi. Her defasında şapkasını alıp gitti. Eleştiriler karşısında “Bırakıp da mı gidecektim?” diye işi şakaya vurdu. Güç odaklarına boyun eğdi. İdare-i maslahatçıydı. Keskin tavır alamadı, vaziyeti idare etti.
‘Türkiye yönetilmez, idare edilir’ diye bir söz armağan etti Türk siyasetine. O da her şeyi ve herkesi idare etti.
Vaktiyle bir köylüsüyle karşılaşmış ve “Nasıldır Demirel ailesi?” diye sormuştum. Verdiği cevap dün gibi aklımda… “Bizim oralarda Demirelgiller kurt ile bir olur kuzuyu yerler, sonra çobanla oturup ağlayıverirler denir…” demişti. Eski bakanlarından Mehmet Turgut’un “Süleyman Demirel’in kıblesi seyyardır” cümlesini okuyunca “işte bu…” diyerek hüküm vermiştim. Seyyar olan kıble inancı değil siyasetiydi. Turgut’un iflah olmaz bir Demirel muhalifi olduğunu sonra öğrendim. Benzetmesi güzeldi.
Demirel siyasete nasıl girdi? Ragıp Gümüşpala’nın ani ölümüyle boşalan koltuğun iddialı ve güçlü adayları vardı. Saadettin Bilgiç bunlardan biriydi. Lakabı ‘Koca Reis’ idi. 27 Mayıs’ın devirdiği Celal Bayar Kayseri’de hapisteydi. Adalet Partisi’nden bir heyet ‘görüşünü almak için’ ziyaretine gitti. Bayar, Bilgiç’e “Hayır, olmaz” dedi. “Kim olsun?” sorusuna ise “Su Müdürü’nü getirin” dedi. Süleyman Demirel DSİ’de Genel Müdür’dü. ‘Barajlar Kralı’ diye nam salmıştı. Bir çok barajın inşasında imzası vardı.
Kongre çetin geçti. Demirel’in masonluğu çok tartışıldı. ‘Mason’ belgesi elden ele dolaştı. Demirel cephesi ise “Mason değildir” belgesiyle cevap verdi. Bu olaydan sonra masonların ikiye bölündüğü iddia edildi. Demirel kongreden zaferle çıktı. Tabii bunda en büyük pay Celal Bayar’ın işaretiydi. Bayar, Demokrat Parti’nin Cumhurbaşkanıydı. Devamı niteliğindeki Adalet Partisi delegelerinin ondan gelen sinyali görmezden gelmesi mümkün değildi. Demirel’in hikayesi böyle başladı. Masonluk meselesi siyasi ömrü boyunca peşini bırakmadı. Muhafazakar sokakta masonluk neredeyse ‘küfre eş değer’ görüldü.
Necip Fazıl hakkında ağır ithamların bulunduğu şiir yazdı; “sen gül diyarının yapma gülüsün / Aynı yapmacıkla Çoban Sülüsün / Ve devlete mason biraderlerin / Tam da maslahata denk ödülüsün / Böyleyken ustasın göz bağcılıkta / Cüceler sirkinin baş Herkülüsün…”. Muhafazakar mahallede farklı düşünenler de vardı. Uzun süre siyasette kalması şarkılara konu oldu. Fikret Kızılok “Süleyman hep başbakan – Başbakan Süleyman hep” diye şarkı yaptı. Hakkında sayısız kitap yazıldı. “Son Ispartalı” bile dendi.
Adalet Partisi’nin başında girdiği ilk seçimde rekor kırdı. Oyların yüzde 53’nü aldı. İsmet İnönü’nün CHP’si yüzde 28’de kaldı. Siyasi iklim ‘muktedir’ olması için uygun değildi. Hükümeti kurdu, başbakan koltuğuna oturdu. Bir yanda 27 Mayıs’ın ağır şartları diğer yanda İsmet Paşa muhalefeti… Yıllar sonra korkusunu anlatmak için “Adnan Menderes’in darağacında sallanan fotoğrafı hiç gözümün önünden gitmedi” diyecekti. Cesaretin bedelini ölüm olarak gördü. Mehter Marşı bir ileri, iki geri adımla siyaset yaptı. Darağacı travmasını atlatmak kolay değil.
Korku insani bir duygu fakat Türk siyasetçisi ‘ölümü göze’ almasını da bilmeli. Turgut Özal “İki gömleğim var, biri bayramlık, diğeri idamlık” sözünü sık tekrarlardı. Erdoğan da zaman zaman benzer çıkışlar yaptı. Eğer bu topraklarda siyaset yapıyorsanız ölüme meydan okumayı da bileceksiniz. Korku siyasi kişiliğinizi ve şahsiyetinizi yer bitirir. Özal cesareti Demirel korkusu ile siyasete damga vurdu. Hiç direnmedi de değil tabii. 1973 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde askerin adayına ‘hayır’ dedi.
Bir yazıya Demirel’in sığdırmak kolay değil. Koca bir ömür… 6 kere gidip, 7 kere gelen bir başbakan… 7 yıllık cumhurbaşkanlığı dönemi… Darbelerle örselenmiş bir yaşam… 12 Mart ve 12 Eylül… Zincirbozan’da sürgün günleri… ‘Bir Bilen’ namıyla sislerin ardından siyasete yön verdiği yıllar… Özal, ANAP’ı kurunca “tapulu arazime gecekondu yaptırmam” dedi. GAP’a ilgisini de kıskandı; “GAP’ı gaptırmam” cümlesi tarihe geçti. Kenan Evren’e öfkeliydi. Gazeteci “Yarın şartlar oluşursa Çankaya Köşkü’ne çıkar Evren’le görüşür müsün?” diye soruverdi. Canı sıkıldı. Pencereye doğru yürüdü. Ve sesini yükselterek “Dağa çıkarım, Çankaya’ya çıkmam” dedi. Büyük konuşmuştu. Defalarca çıktı.
28 Şubat sürecindeki rolü can sıkıcıydı. Sivil siyasetin içinden gelmesine rağmen askerin yanında konuşlandı. Politik hayatının finaliydi bu. Senfoni dinlemeye gitti, “İşte çağdaş Türkiye!” diye haykırması bir tespit değil dönemin hükümetine göndermeydi. Oysa iktidarda üniversiteden beri arkadaşı Necmettin Erbakan ve kurucusu olduğu parti vardı. Sonradan askerin de kendisine bozulduğu anlaşıldı. Acaba bu tavrıyla ülkeyi sıcak bir darbeden mi kurtarmıştı? Askeri oyaladı, Meclis’i açık tuttu. Hüküm cümlesi kurarken çok keskin olmamak lazım. Nitekim hep yanında duran bir sivil toplum ve kanaat önderine “Ben felaketi önledim, daha az hasarla atlatılmasını sağladım” diyecekti.
Siyaset onu bıraktı ama o kolay bırakamadı. ‘28 Şubat günahına’ rağmen görev süresini uzattırmak istedi. Bunun için Anayasa değişikliği gerekiyordu. Partilerin uzlaşmasına rağmen milletvekilleri direndi. Anayasa paketi Meclis’ten geçmedi. İlerleyen yaşı ve statükoculuğu gerekçeler arasındaydı. Siyasi finali dilediği gibi yapamadı.
Demirel Türk siyasetinde o denli yer etti ki bugün bile kimi ‘vecizeye’ dönüşen kimi sözleri hatırlanmakta… Ve de hatırlatılmakta. “Tencerenin yıkamayacağı hükümet yoktur” cümlesi ne çok tekrar edildi. “Türk siyasetinde 24 saat çok uzundur” sözü de… Vecizeleri de fıkraları da unutulmaz. Bir kısmını anımsayalım mı? Bir kaç gün önce Yavuz Donat’ın köşesinde okudum; “Siyaset, dosta tavsiye edilmeyecek, düşmana da bırakılmayacak bir iştir”. Daha önce duymamıştım. Güzel ve isabetli bir söz.
O kadar çok ki vecize gibi cümleleri… “Dün dündür, bugün bugündür” onlardan biri. Demirel unutulur bu cümle unutulmaz. Tutarsızlığın ifadesi olarak algılandı bu söz. Fakat zaman içinde gerçek anlamını buldu. ‘Zamanın ruhu’ kavramını özetleyen bir cümleye dönüştü. Bir diğeri; “Demokrasilerde çare tükenmez”. Umutsuzluğa yer yok yani… “Yollar yürümekle aşınmaz” en çok bilinenlerden. “Ama ayakkabı eskir” diye de esprisi üretildi. Oysa bu sözün aslının “Sokaklar eskimez, takati olan yürür” olduğu sonradan ortaya çıktı.
Seçmek zor gerçekten, her biri derin ve zengin anlam yüklü; “Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz” ve “Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir”. Demirel, MC hükümetlerinde ‘başbakanlık’ yaparken “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” dediği rivayet edildi. Sonra pişman oldu. Çok eleştirildi çünkü. Yıllar sonra “Bir gazeteci cinayetleri sağcıların işlediği konusunda ısrar etti. ‘Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz. Cinayeti kim işliyorsa o canidir’ dedim. Ama o sözlerin bir bölümü hafızalara kazındı. Gazeteciyi susturmak için efelik yaptım, sonra ayağımıza dolandı…” diye düzeltme yoluna gitti.
Demirel’den bir de fıkra ile bitirelim mi; “İki berduş kasaba meydanında avare avare dolaşırken bir kalabalığa rastlamış. Bakınırlarken, bir güvercin uçup berduşlardan birinin omzuna konmuş. Herkes toplanmış, berduşa ‘Sen padişahımız olacaksın’ demişler. Berduş ‘Olmaz’ diye ısrar etse de, inatçı kasabalılara yenik düşmüş. Padişahlığı kabul edip arkadaşını da sadrazam yapmış. Aynı gün de başlamış zulme, boyun vurmaya, vergi salmaya. Arkadaşı, ‘Yapma, halk kızacak’ deyince çiçeği burnunda padişah cevap vermiş: Güvercin uçurup padişah seçen halka böylesi az bile…”.
Süleyman Demirel, 2015’in 17 Haziran’ında öldüğünde 91 yaşındaydı. Uzun yaşadı. Son anına kadar politikadan kopmadı. Evi siyasetin mekanıydı. Erdoğan AK Parti’yi kurarken ziyaretine gitti, düşüncesini aldı. Diri bir zihinle konuştu, tartıştı. Geriye hatırası, sözleri, fıkraları kaldı yadigar.
























