(The Turkish Post) – FATMA ZEHRA FİDAN
John Locke’un kavlince dünyaya geldiğimizde hepimiz birer beyaz sayfaydık. İçine düştüğümüz toplumun kültürel yapısına göre bu beyaz sayfa birtakım renklere ve şekillere büründü. Bu renk ve şekillerin hangisinin iyi hangisinin kötü olduğunu hayatımızın hangi anlarında öğrendiğimizi bilmiyoruz.
Bilebildiğimiz tek şey, toplumca iyi ve kötü kabul edilenlere göre bir harita çizip ona uygun yaşamak gerektiği. Yoksa ne mi olur?
Toplam tarafından kabul görmeyiz ve mutlu olamayız. Peki mutluluk diye adını koyduğumuz idealin çerçevesi belli midir, sorusunu irdelemeye kalkmayacağım şimdi.
Alıp kabul ettiğimiz bu temel öğretiyi eşelersek karşımıza farklı yollar çıkar. Herkesin “yanlış” dediği ve çıkmaz sokak olarak ilan ettiği yollar.
Kendi aklımıza, duygu dünyamızın farklılığına uyandığımızda ise doğuştan sahip olduğumuz beyaz sayfa çoktan istila edilmiş, renkleri ve şekilleri belirlenmiş oluyor. Henüz on yedi yaşında kendi geleceğini belirlemesi, mesleğini seçmesi beklenen çocuğun idealleri gerçekten kendisine mi ait? Yoksa düşünü kurduğu hayata ulaşamayan ebeveynin kendi doyumu için çocuğunu ittiği bir yol mu bu?
Söz konusu olan sadece meslek seçimi değil elbette; hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğine karar veren kültürel çarkın etkisinden çıkıp kendiliğimize dışarıdan bakabilme şansına kaçımız sahip olabiliyor?
Önüne dikenli teller çekilen yollar ya daha muhteşem menzillere çıkıyorduysa?
Çıkmaz denilen sokaklar aslında içime sığmayan çıkmazlara cevap sunuyorsa?
Kötü denilerek benden uzak tutulan hayat tarzları ya tam bana göreyse ve kendiliğimde uyanma fırsatlarını taşıyorsa?
Bırakalım yolları sokakları, ya kendiliğim zannettiğim şey hepi topu bu kadar değil de neredeyse sonsuz bir cevherse?
Matematik geometri yabancı diller… Ya aslında hayatım boyunca korkuyla kaçtığım, “kafam almıyor, yatkınlığım yok” kararıyla kıyısına bile yaklaşmadığım alanlar aslında bildiğim ve benden olan alanlarsa?
İnsanın neyi bildiğini bilmesinden çok, neyi bilmediğini bilmesi önemlidir. Ya bilmediğimi sandığım şeyler tam da bildiğim ama bildiğimin farkında olmadığım şeylerse?
“Bu nasıl olur?” demeyin, büyük bir çoğunlukla kendimize dair olduğunu düşündüğümüz şeyler başkalarının düşünce ve kararlarıdır.
Onların kendileri hakkında verdikleri kararı kendimizin kıldığımızda, ortaya çıkmayı bekleyen, ışıldamak için minik bir dokunuşa ihtiyaç duyan kabiliyetlerimiz hiç ortaya çıkmadan mezara gömülür.
“Elli yaşından sonra ticari zekâm olduğunu fark ettim ve hayallerimin ötesinde para kazandım!”
“Meğer bende resim çizme yeteneği varmış, bunu ancak çocuklarımın boyalarıyla karşılaştığımda fark ettim.”
“Darda kalıp para kazanma derdine düşünce, içimden bir şeyler fışkırdı. Kaligrafi öğrendim. Meğer çizim yeteneğim varmış.”
Bu ve benzeri cümleleri hepimiz duymuşuzdur.
Yetmiş yaşından sonra resme başlayıp seksen yaşında sergi açan, içine tuttuğu bir aynada gördükleriyle köyünün duvarlarını boyayarak uluslararası ün kazanan kadınlar…
20 farklı dil konuşan Steve Kaufman bildiği dillerin çoğunu atmış yaşından sonra öğrendiğini söylüyor. Ve bunu yaparken bizi dil öğrenmekten kaçıran kuralların büyük çoğunluğunu reddediyor.
Kaufman’ın yaptığı da önüne koyulan yollardan başka bir yola sapmak, sezgilerine güvenmek ve sevdiği şeyin peşine düşmek.
***
Belki kendimize sormamız gereken önemli sorulardan biri, başkalarının dayattığı hayatı yaşamaktan ne umup ne bulduğumuz.
Berger’in kavlince bireysel hayatımıza damgasını vuran önemli ötekileri memnun edip onların huzurunda bir makam kazanabildik mi? Kazandıysak bu bizi “ohhh iyi ki bu dünyaya geldim” diye sevinç duyabileceğim bir hayata ulaştırdı mı?
Ya ne yaparsak yapalım ötekiler için hiçbir zaman önemli ve kıymetli olamadıysak? Her iki durumda da ardımda bıraktığım hayatımdan bugüne kalanlar bana ne kazandırdı?
Bu soruların cevabının çoğunlukla hüzünlü bir feryat olduğunu biliyorum.
Ama ben iflah olmaz bir umut yolcusu olarak “henüz her şey bitmedi, hayattaysak hâlâ kendi tercihlerimizi yaşama şansımız” var diyorum. Bunda ısrar ediyorum, çünkü varlığımda baş göstermek için sabırsızlanan adını rengini şeklini bilmediğim pek çok yetinin boy vermek için sabırsızlandığını çok iyi biliyorum.
Biliyorum diyebilecek kadar dokunuyorum onlara.
Sözün özü: Bu denli sınırsız bir zenginliğe doğup da yoksulluk gözyaşları dökmek ancak olana göz kapatmakla mümkündür.























