(The Turkish Post) – FATMA ZEHRA FİDAN
Cevabını farklı kaynaklarda aradığımız önemli sorulardan biri sanırım şudur: Güç nedir, nasıl güçlü olunur?
Güç, bireysel ve toplumsal hayatımızda peşine düştüğümüz, sahiplerine gıpta ile baktığımız bir zenginlik. Hepimiz güçlü olmak isteriz, çünkü güç, olduğumuz hâli korumayı, dahası seçtiğimiz hâllerden hâllere geçişi mümkün kılan bir zenginlik. Zenginlik diyorum, çünkü gücün yokluğu tam anlamıyla yoksunluk, yoksulluk ve mağduriyet kavramlarına içkin bir durum.
Bu durumda gücün ne olduğu kadar güçlünün nasıl olduğunu anlamak da önemli.
Güç genellikle fiziksel, sosyal ve finansal varlığımızla ilişkilendirilmiştir. Madalya sahibi bir boksöre çemkirmeye kim cesaret edebilir? Devlet başkanının aile fertlerini eleştirmeye kim yeltenebilir? Arkası sağlam olanların çocukları ve yakınları iş bulma sorunlarıyla meşgul olur mu hiç? Para ile kapalı kapılar arasında bilindik bir ilişki vardır. Para, kapalı kapıların ardındaki en karmaşık şifreleri çözebilen bir anahtardır.
Gücü çağrıştıran bu özellikler çoğu zaman erildir. Bir kadına nasıl bir eş, hayat arkadaşı istediği sorulduğunda, kadın “güçlü olmalı” der çoğunlukla. Feminist rüzgârlara çok maruz kalmamışsa hele, “beni yoksulluğun kahrından çekip çıkardığı gibi dışarıdaki tüm kabalıklara, zorluklara ve huşunete karşı korusun” deyiverir.
Kadınlar için “Valinin, rektörün, uluslararası bir şirket sahibinin veya CEO’sunun eşi olmak vs. gibi konumlar” onur ve gurur vericidir. Eşinin her türlü başarısı ve madalyası kadının omuzlarını da süsler, onun hayatını da parlatır. Sosyal ve finansal olarak sahip olunan güç, insanlı dünyada karşımıza çıkan/ çıkacak olan pek çok sorunun çözülmesinde işlevseldir çünkü. Üstelik omuzlara takılan bu ışıltılı madalyalarla gördüğümüz itibar işin başka bir yönüdür. Bu itibar kadınlar tarafından hemen alınır kabul edilir ve kendisinin kılınır. Çünkü öncelikle itibar sağlayan özelliklere sahip olan kişinin sahipliği, daha nazikçe ifade edersek kendisine aidiyeti söz konusudur. Sonrasında ise dillere pelesenk olmuş bir söz bilincin kıvrımlarından çıkıp cisimleşir: Her başarılı erkeğin arkasında mutlaka bir kadın vardır… Bu bakış açısı, kadının kendisinin kıldığı bir üretimin faili olmasının sıklıkla önüne geçer; eşinin yolunu açmayı, onun yüreğine fer vermeyi, zorda kaldığında ona güçlü bir ışık olmayı bahse konu başarının ortağı yapar. Bu ortaklıkta sonuna kadar haklıdır kadın; çünkü her bitki uygun bir toprakta ve bakım altında yeşerir.
Aynı destek ve dayanak erkekler için de söz konusudur aslında. Kendi iç dinamizmini sağlam bir yere oturtmuş, kendisine güveni çiçek açmış bir erkek hayat yoldaşının yürümek istediği yoldaki dikenleri temizler, onun elinden tutar, heybesinden katığını esirgemez. Bu, kadınının gölgesinde serinlemek, onun omuzlarına takılan madalyalardan uçlanmak anlamına gelmez çoğunlukla. Sanki erkekliğin içkin olduğu güçlülük, kadının başarılarından sızan ışığa ve gıdaya ihtiyaç hissetmez gibidir. Kadınının başarısı ve bu başarıdan duyduğu mutluluk erkeğin dünyasında bambaşka bir renkte terennüm eder.
Ancak gücün başka -bence en önemli- tezahürleri de vardır. Herkes can yoldaşı kıldığı kişinin güçlü olmasını ister ama talep edilen bu gücün karakteristiği sanki güç gibi görünmez.
Pek çok kadın erkeğinde -parası, statüsü ve apoletlerinden duyduğu tatminin ötesinde- kritik durumlarda kriz yönetebilme yeteneğini arar. O zengin adamın hayatın herhangi bir anında maruz kaldığı bir tatsızlık durumunda kendisini kaybetmesini, etrafına tehditler yağdırmasını veya sahip olduğu her şeyi kaybetme korkusuyla kendinden geçmesini istemez. Sağduyu, sabır ve dirayetle bir yol haritası çizmesini ve yola yeniden devam etmeyi başarmasını ister.
Aynı sığınığa erkekler de muhtaçtır. Fiziksel güzelliklerin arşına çıkan bazı özellikler, erkekleri kadınların gölgesine hapseder. Dar zamanlarda darlık hissettirmeyen, erkeğine ilişkin herkesin göremediğini görüp bilemediğini bilen, tecessüm etmemiş cümlelerin ardında saklanan sıkışmışlığı anlayıp erkeğinin başını göğsünde dinlendiren bir kadın, kadına dair güçlülük tanımlarından birkaçına tekabül edebilir. Erkekler aynı zamanda kendisi ortalarda olmadığında, geride bıraktığı kıymetlilerini sağduyu ve merhametle kucaklayacak, onlara sahip çıkacak, yelden tozdan yılmayacak, her darbede ağlamaktansa erine devrimci gülüşler gönderecek güçte bir kadın tasavvur eder. Erkeğine güven verdiği gibi erkeğine güvenen kadın ne güçlü bir varlıktır öyle.
Böylece gücün, ortak bir kabulle yerleştirdiğimiz konumdan ayrıldığını, başka bir güzergâhta yer bulduğunu görürüz. Bu inceliklere kafa ve kalp yormayanlar, fiziksel özellikler veya statüsel farklılıklar bakımından “birbirine hiç yakışmayan” bazı çiftlerin muazzam uyumlarına ve saadetlerine şaşırır. Bakış açısı göz önüne alındığında bu şaşkınlık da anlaşılabilir.
Kişileri toplumsal hayatta önemli bir yere konumlandıran statülerin ve finansal zenginliğin önemi elbette yadsınamaz. Bu variyetler insana pek çok kapıyı açan ve insan hayatını son derece kolaylaştıran kazanımlardır. Ancak bu kazanımların kaybı -hele içinde yaşadığımız dünyada- çok kolaydır.
Atalar bazen güzel şeyler söylemiştir: Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter, güvenme zenginliğine bir kıvılcım yeter…
Güvenme statü ve mesleğine bir damga ve karalama yeter, dediğimiz bu dünya cangılında kaybetmeyeceğimiz güç nedir o hâlde?
Kaybedilmeyecek güç var mıdır, sanırım öncelikle buna bakmak lazım.
İnsan, tercihleriyle insandır. Kendisi ve çevresindekilerle merhamet ve vicdan çerçevesinde ilişki kuran insan, günümüzde özlenen insan tipidir. Bu çerçeveye oturan, bu hâli benimseyen bir kişinin en azılı saldırganlara bile nezaket dışı davranışlarda bulunduğu pek görülmez. Bu, böyle kişilerin öfkelenmeyeceği, sarsılmayacağı, kendisini zayıf ve yılgın hissetmeyeceği anlamına gelmez. Fakat öfke, kırgınlık, yılgınlık gibi kavramlar bu kişilerin bünyesinde bu kişilerin rengine bürünür ve yeni bir ahenk kazanır. Çünkü öfke ve keder gibi duygular insanidir ve ölçülülükle yaşandığında insanı geliştiren argümanlardır.
Böyle bir oluş zenginliğine sahip olan kişiler -bence- asıl güçlü olanlardır. Bunlar hayatın girizgâhlarında para, statü, madalya kazandıkları gibi kaybederler de. Hayatın değişen renkleri onların güçlerini tüketmek yerine semirtir, onları geliştirir.
Kadınlar ve erkekler, her daim farklı oluşların girdabında sürüp giden hayatlarında böylesine güçlü bir omuza dayandıklarında, böyle bir eli tuttuklarında nadir görülen bir şansa erişmiş demektir. Çünkü böyle bir inşa ne kadar zorsa, bu inşacıların buluşması da pek kolay değil gibi görünüyor.
…
Konuyu uluslararası platforma çektiğimizde üç beş cümle kurmaya hakkımız olur.
Kendi konumlarını tanrısallıkla eş tutan güç sahiplerinin çılgınlıklarıyla dalgalanan bir dünyaya düştük. Despotik krallar güç sahipliği iddiasıyla her şeyi kendisine bir kere daha hak görüyor. Kendisini daha da güçlendireceği coğrafyalara saldırıp, her şeyi yağmalıyor ve her şeye el koyuyor. Üstelik bunu demokrasi havariliğine sığınarak yapacak kadar kendisini kaybediyor. Hep olageldiği gibi. Fakat güç, insanın ve insan toplumlarının demine damarına oturan asıl güç, bütün bu çılgınlıkların üstesinden gelecek potansiyele sahiptir.
Bu gücün nerede ve nasıl tezahür edeceğini şimdilik bilmiyoruz. Bakıp, ne olacağını göreceğiz.























