(The Turkish Post) – MEHMET EREN
Son günlerde Kürtçe şarkı söyleyen veya Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekenlere yönelik polis operasyonları, toplumun geniş bir kesiminde şaşkınlık ve endişeye neden oluyor. 2002 yılı öncesinde, Kürtçe konuşmak ve şarkı söylemek ciddi yasaklarla karşılanırken, AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte bu yasakların büyük ölçüde kaldırıldığı ve Kürtçe dilinin daha özgür bir şekilde kullanılmaya başlandığı bir döneme girmiştik. Görünen o ki, eski Türkiye’nin gölgeleri yeniden üzerimize düşmeye başladı. Neden mi? Hadi gelin konuyu birlikte irdeleyelim…
Şöyle bir geriye dönüp yakın geçmişteki yasakları hatırlayalım. 1980’ler ve 1990’larda, Kürtçe konuşmanın, şarkı söylemenin ve kültürel etkinlikler düzenlemenin bedeli ağırdı. İnsanlar, sırf anadillerinde konuştukları veya şarkı söyledikleri için hapse atılırdı. 1991 yılında Süleyman Demirel’in başbakan olduğu dönemde, Kürtçe konuşma yasağı resmi olarak kaldırıldı. Bu adım, Kürtçe üzerindeki baskıların hafifletilmesi açısından önemli bir dönüm noktasıydı.
2002 yılı sonrası bu yasakların kalkmasıyla birlikte insanlar rahat bir nefes almış, Kürtçe şarkılar daha yaygın bir şekilde dinlenir ve söylenir hale gelmişti. AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte Kürtçe üzerindeki yasaklar daha da gevşetildi. Bu dönemde Kürtçe televizyon kanalları açıldı, Kürtçe dil kursları serbest bırakıldı ve üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açılmaya başlandı. TRT Kurdi’nin 2009 yılında yayına başlaması bu sürecin önemli bir parçasıydı. 2013 yılında başlayan ve “Çözüm Süreci” olarak adlandırılan dönemde, Kürtçe üzerindeki yasakların tamamen kaldırılması ve Kürt kültürel haklarının tanınması yönünde önemli adımlar atıldı. Bu süreçte Kürtçe eğitim veren okullar açılmasına izin verildi ve Kürtçe, devlet okullarında seçmeli ders olarak okutulmaya başlandı.
Kürtçe serbest olunca ülke bölünmedi
Bu sürecin başlangıcında, yüksek lisans tez danışmanım olan (kendisi oldukça milliyetçi ve muhafazakar biridir) hocam, Kürtçenin yasak olmasına anlam veremezdi. Kürtçe üzerindeki bu tür yasakların, Kürt-Türk kardeşliğini istemeyen odakların işine geldiğini sıkça dile getirirdi. Gerçekten de, yasakların kalkmasının ardından, Batman’da ilk Kürtçe kursu açıldığında, hocam bana dönüp “Bak gördün mü, Kürtçe serbest olunca ülke bölünmedi,” demişti. Bu anekdot, ifade özgürlüğünün ve kültürel hakların toplumun birliğine zarar vermediğini, aksine pekiştirdiğini kanıtlar nitelikteydi.
Ancak son haftalarda gerçekleşen polis operasyonları, bu ilerlemelerin yerinde saymaya başladığını, hatta geri adım atıldığını gösteriyor. Sabaha karşı uzun namlulu silahlarla evlerine baskın yapılan ve gözaltına alınan insanlar, sadece Kürtçe şarkı söyledikleri veya halay çektikleri için terör propagandası yapmakla suçlanıyor.
Sosyal medya ise bu operasyonları öve öve bitiremiyor, adeta eski Türkiye’nin baskıcı ruhunu yeniden canlandırmaya çalışıyor.
Bu operasyonların arkasındaki nedenler ise oldukça düşündürücü. AK Parti ve MHP’nin içinde bulunduğu siyasi krizler, milliyetçilik kartını yeniden oynamalarını kaçınılmaz kılıyor. AK Parti, ekonomik kriz ve emeklilerin geçim sıkıntısı nedeniyle ciddi şekilde köşeye sıkışmış durumda. AK Parti’ye yakın anket şirketleri bile ana muhalefet partisinin oylarını çok yükselttiğini açıklıyor. MHP ise Sinan Ateş davası nedeniyle büyük baskı altında. Bu durum, kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek için Kürtçe şarkı operasyonlarının bir araç olarak kullanılabileceğini gösteriyor.
Türkiye’nin ifade özgürlüğü ve kültürel haklar konusunda geçmişte attığı adımlar, bugün yeniden sorgulanır hale geldi. Kürtçe şarkı söylemek veya halay çekmek gibi kültürel etkinliklerin terör propagandası ile ilişkilendirilmesi, hem hukuki hem de toplumsal açıdan ciddi sorunlara yol açıyor. Bu baskılar, toplumsal barışa zarar verirken, iktidarın siyasi çıkarları doğrultusunda yapılan milliyetçi hamlelerin bir parçası olarak görülüyor.
Toplum olarak yine bir yol ayrımındayız. Artık bayatlayan ama halen iş yapan bu toplum mühendisliği operasyonlarına karşısında yine başımızı kuma mı gömeceğiz? Bunu zaman gösterecek ama eski korku dolu günlerin hortlamasını istemiyorsak gözaltına alınan kişilerin durumlarını ve yargı süreçlerini yakından takip etmeliyiz.
Ayrıca son 10 yıldır pek de adil olmayan hukukun, kültürel etkinlikler ile terör propagandası arasındaki çizgiyi net bir şekilde belirlemesi ve bu konuda keyfi uygulamalardan kaçınması gerekiyor.
Hiç umudum olmasa da medyanın, operasyonları övmek yerine objektif ve adil bir şekilde haber yapması, toplumun doğru bilgilendirilmesi açısından büyük önem taşımakta.
Sonuç olarak, Türkiye’de son zamanlarda gerçekleşen bu operasyonlar, eski Türkiye’nin baskıcı politikalarını yeniden hortlatıyor. Toplum olarak, ifade özgürlüğü ve kültürel haklar konusundaki kazanımlarımızı korumak ve daha ileriye taşımak için duyarlı ve dikkatli olmalıyız. Eski Türkiye’nin gölgeleri yeniden üzerimize düşse de, özgür ve demokratik bir gelecek için mücadele etmeye devam etmeliyiz.























