(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
“Bugün, Bir Çocuk Bana Büyük Bir Gerçeği Hatırlattı…”
Bazen, bir eğitim kurumunun en sessiz odası, en çok hikâyenin saklı kaldığı yerdir. Kimi zaman sessizlik, derin bakışmalar ve empati duygusuyla kendisine sarılmayı bekleyen; küçük bedenlerin dev yürekleri…
Kapısı çoğu zaman çekinerek çalınan ama içeri girildiğinde birçok duygunun ilk kez dile geldiği yerdir.
Bugün, yine böyle bir gündü. Akşamın geç vaktinde bir telefon aramasıyla duyulan hüzünlü, tanıdık bir ses… Önceki coşkularından uzak, derin derin fısıltıların eşlik ettiği bir tonda… Öğle arasında, kapı yavaşça aralandı. İçeri öğrenci girdi. Omuzları biraz düşük, sesi ise neredeyse fısıltı kadar kısıktı…
“Hocam, biraz konuşabilir miyiz?” dedi. Elbette konuşabilirdik. Sandalyeye oturdu. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Çocuklar, kimi zamanlar konuşmaya başlamadan evvel sessizliğe ihtiyaç duyarlar. Meçhul bir derinliğe haykırmak ve ben buradayım farkındalığını yaşamak için… O sessizlikte, aslında çok şeyler vardır. Bir süre sonra, gözlerini yere indirerek konuştu:
“Hocam… Annem ve babam beni çok seviyor ama bazen beni hiç anlamıyorlar gibi hissediyorum.”
Bu cümleyi eğitim hayatım boyunca defalarca duydum. Ama her seferinde aynı etkiyi bırakıyor.
Çünkü bir çocuğun “anlaşılmadığını” hissetmesi, çoğu zaman sessiz bir yalnızlıktır. Biraz daha konuştuk. Aslında ailesinden şikâyet etmiyordu. Onları suçlamıyordu. Sadece bazı şeylerin fark edilmesi beklentisi vardı. Çığlıklar arasında, sessiz bir dünyanın kahramanı gibi fark edilme beklentisi…
“Hocam,” dedi, “Onlar benim iyiliğimi istiyor ama bazen beni dinlemiyorlar.”
Bu cümle, bir çocuğun kalbinden gelen en sade ama en güçlü mesajlardan biridir. Yıllardır yaptığım danışmanlık hizmeti veya rehberlik görüşmelerinde şunu fark ettim: Çocuklar, çoğu zaman anne babalarına kızmazlar. İncitmek akıllarının ucundan dahi geçmez. Kendi varlığının vesilesi olduklarını herkesten çok daha iyi bilirler. Ama bu hassas duyguların yaşanılmasını engelleyen küçük engeller, onların dünyalarında dayanılmaz yüklere sebebiyet vermektedir. Onlar sadece üç şey isterler: “Anlaşılmak. Dinlenmek. Değer görmek.” Koşullardan bağımsız… Beklentisiz… Bir çocuk için dünyanın en güçlü cümlelerinden biri aslında çok basittir: “Anlatmak ister misin? Seni dinliyorum.” Bugün, o öğrencinin odadan çıkarken yüzünde küçük bir rahatlama vardı. Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey büyük çözümler değil, anlaşıldığını hissetmektir. Odadan dışarı doğru çıkarken, bir an duraksayıp geriye döndü. Gözlerinde hafif bir buğu, çehresinde gönül tebessümü… “ Hocam, hayatımda hep var olmanız dileğiyle…” O gün kalbime şu cümleyi fısıldadım: “Çocuklar, büyürken en çok öğüt verenleri değil, kendilerini gerçekten dinleyen yetişkinleri hatırlayacaklardır.”
Günlüğüm yok… Benim günlüğüm; yüreğimdir…
Anne babalar için belki de en önemli gerçeklerden biri şudur: Çocuk yetiştirmek mükemmel olmak değildir. Hiç bir anne baba kusursuz değildir. Hiçbir aile hatasız değildir. Ama bir çocuğun kalbine ulaşmanın güçlü bir yolu vardır: Onu gerçekten dinlemek. Çünkü çocuklar bazen yüksek sesle konuşmaz. Bazen sadece küçük bir cümleyle dünyalarını açarlar: “Beni anlıyor musunuz?”
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
“Çocuğumuz bize bir şey anlatmak istediğinde, gerçekten dinliyor muyuz?” Çünkü bir çocuğun hayatında en güçlü rehber; ne başarı listeleri ne de uzun nasihatlerdir. En güçlü rehber; anlaşıldığını hissettiği bir kalptir.
Çocuklarımız, dünyalarımızın en eşsiz armağanıdırlar. Kalplerimizin en gizil tahtlarına onları konumlandırarak, kendilerine bunu her fırsatta hissettirmek en güzel değerdir. Çocuklarınızı zamanlarınızın dar aralıklarında var etmekten ziyade, çocuklarınızın dünyasında zamandan bağımsız ihtiyaç duydukları renkler olun… Onlar, sizin boyalarınızı sizden daha iyi kendilerine çalacaktır…






















