(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Bir köy, bir kasaba, bir ilçe veya bir il okulunun sıralarında başlar bazı hayatlar. Tebeşir tozunun, rengârenk mürekkep damlalarının arasına sığdırılmış hayallerle, kendi gerçekliğine dalar bir çift göz. Gözlerinde umut taşıyan çocuklar, hep var olmuştur. Türkiye’de eğitim, sadece bilgiye erişmek değildir. Hayallerine kanat çırpan ruhların, bedenleriyle gerçeklere göğüs gerdiği, eşitsizliğe, yoksulluğa ve sessiz mücadelelere karşı verdiği bir aksiyondur.
Bazı çocuklar vardır. Okullarına yürüyerek değil, umutlarıyla giderler. Sabahın karanlığında, uzunca mesafeler alırlar. Her bir adımlarının, kendilerini hayallerinde ki varoluşa, bir adım daha yaklaştırdığına inanırlar. Fark edilmese de çoğu kez, sessizlik içerisinde beklemeye alınmışsa da, parmakları havaya kalkar. Ruhunun kanat çırptığı hayallerine, bedenlerinden bir küçük kavuşma umududur. Çocuklar, sessizlik içerisinde beklemekten yorulmuşlardır. Konuşurlar. “Büyüyünce doktor olacağım” “ Öğretmen olacağım” “ Mühendis olacağım” Onları hayatta tutan, yüzlerine bir güzel tebessüm katan, sadece hayalleridir. Hayallerini dile getirdikleri, bu küçük dünyalarında, artık mutludurlar. Ses vermişlerdir. Hayallerine tebessüm etmişlerdir. …ve odaklanmışlardır. Çünkü bilmektedirler. Bilgi, onları hayallerine kavuşturacak kanatlarıdır. Kanatlarını çırpmayı öğrendikçe, hayallerine kavuşabileceklerinin de farkındalığını keşfetmişlerdir. Farkında oldukları bir şey daha vardır. Hayallerine kavuşmak istiyorlarsa, herkesten önce öğrenmeli ve herkesten fazla kanat çırpmalıdırlar.
Ancak her çocuk, aynı başlangıç çizgisinde başlamaz bu yarışa. Şehirdeki özel okulda, teknolojik araç-gereçlerle donatılmış sınıflarda müfredatın işlendiği, deneylerle pekiştirilen öğrenmelerin sürdürüldüğü, farklı etkinlikler ve sosyal aktivitelerin yapıldığı, robotik kodlama vb imkânların sunulduğu çocuklar ile köyde internet bağlantısı problemi yaşayan, birçok imkândan yoksun halde eğitim için çaba sarf eden çocuklar ve şehirde müfredat yetiştirilmesi için gayret gösteren öğretmenlerin birçok sorunla baş etmeye çalıştığı, öğrencilerine yeterince zaman ayırmadığı kalabalık sınıflarda fark edilmeyi umarak geçiren çocuklar, aynı sınavda ter dökmektedirler.
Adalet, müfredatla eşitlenemez; önce şartların eşit olması gerekir.
Öğretmenler de, bu sistemin görünmeyen kahramanlarıdır. Atanmayı bekleyen binlerce genç, bir dilekçeye, bir sınav sonucuna hayatını bağlamışken, Anadolu’nun uzak köylerinde görev yapanlar, çoğu zaman yalnızlığa ve yokluğa karşı mücadele ederler. Çocukların kanatlarını çırpmaya cesaret edeceği dünyalarını güvenli ve sıcak hale getirmekte, çocukların kalplerini ısıtmak da, onların görevidir. Çünkü bilirler: Öğretmenlik, sadece ders anlatmak değildir. Bir çocuğun hayatına ilk defa inanan kişi olmaktır.
Türkiye’de eğitim, kâğıt üzerinde reformlarla değişse de, esas değişim sınıfın içinde başlar. Ve o sınıf, ne kadar küçük olursa olsun, içindeki bir çocuğun büyük hayalini taşıyorsa, orası koca bir dünyadır.
Hayat, bir denge oyunudur. Zorluklarla ve engellerle dolu. Ve bu engeller, bazen bir sıralık mesafeyi, bazen de bir hayali aşmamızı engeller. Türkiye’de eğitim, bu oyunun en kırılgan, en çok eksik kalan parçasıdır. Birçok öğrencinin hayatı, aslında sadece bir sıralık mesafede gizlidir.
Her sınav dönemi, binlerce gencin omzuna hayallerinin yükü biner. Kimi çocuklar, sırtlarında taşınmaz ağır yüklerle uçmaya gayret eder. Kimi çocuklar, sabahın yorgunluğuna aldırış etmeden, hızlı adımlarla hayallerine koşar. Kimi çocuklar, ekonomik katkısı olsun diye, hayallerini bir süre erteler. Okuldan çıkıp, hayat mücadelesine girer. Kimi çocuklar, kardeşlerine bakarken, üniversiteye hazırlanmaya çalışır. Ve sistem çoğu zaman onların sesini duymaz.
Ama bu ülke, sobasız okullarda büyüyüp Nobel ödülü alan Aziz Sancar’ı gördü. Hayatın tüm zorluklarına rağmen, Boğaziçi’ni kazanan binlerce öğrenciyi gördü. Çünkü bu topraklarda öğrenme isteği, en derin yoksulluğu, imkânsızlıkları ve her türlü karşı direnci bile aşabilen bir direniştir.
Türkiye’de eğitim bir hak olmaktan çok, mücadeleye dönüşmüş bir umut hikâyesidir. Ve belki de bir gün, her çocuğun sadece hayalini değil, eşit imkânlarla gerçeğini yaşadığı bir ülke oluruz.























