(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Geleneksel eğitim modelleri üzerine kurulu bir anlayış ve bu anlayış içerisinde bireylerin yetiştirilmesi hedefi, geleceğin eğitim sistemleri içerisinde yer bulmakta zorlanacak ve hatta bu durumu imkânsız hale getirecektir.
Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte, hayatımıza hızlıca giren yapay zekayı ve eğitimdeki yansımalarını sıklıkla duyar, tartışır hale geldik. Bununla birlikte, geleneksel eğitim anlayışı döngüsü içerisinde kaldığımızı da hatırlatmak isterim.
Bunun en önemli göstergelerinden biri olarak, bir asırdan fazladır aynı kalan sınıf düzeni içerisinde, sıralara sığdırmaya çalıştığımız çocuklarımızdır. Öğretmen merkezli eğitimin getirdiği, bilgi aktarımına dayalı pasif öğrenme süreci, nitelikli bireylerin yetişmesini zorlaştırmaktadır.
Günümüz dünyasında eleştirel düşünme becerisine sahip, üretken ve yenilikçi fikirlere açık bireyler, çok daha aranır bireyler haline gelmiştir. Teknolojik araçların, geleneksel eğitim modelleri üzerine kurulu anlayış içerişine dahil edilmiş olunması, yalnızca yüzeysel olarak bir yeniliğin yansımasına neden olmuştur.
Bilginin, öğretmen merkezli sunulma tercihi, sınıflarda korunan düzen ve eğitim anlayışının bireyleri bu anlayış içerisinde tutma hedefi sürdükçe, eğitimi yıllar boyu tartışmaya devam edeceğiz.
Dünyada eğitim sistemleri, bireylerin potansiyellerini ortaya çıkarmak ve eleştirel düşünme becerilerine sahip, üretken ve yenilikçi fikirlere açık bireyleri yetiştirmekle birlikte, daha dinamik bir toplum oluşturmak için sürekli yeni arayışlar içerisindedirler. Ancak belirlenmiş hedeflere, yalnızca pedagojik yöntemlerle varılmayacağını da fark etmiş durumdalar.
Bu nedenle, okulların fiziki yapısında büyük değişimlere gidilmekte, sınıf düzenlemelerinde büyük dönüşümler sağlanmakta, farklı eğitim modelleri sunmaya başlanmakta ve en önemlisi, bireylerin merkeze alındığı yeni anlayışlar benimsenmeye başlanmaktadır.
Peki günümüz de, ülkemiz de bu anlayış doğrultusunda bir model hayata geçirilemez mi?
Devlet okullarımız da dahil, bunu neden yapmıyoruz?
Öğrencilerin merkeze alındığı bir eğitim modelinde bilginin bir kişiden, birçok kişiye aktarılması yerine, öğrencinin kendi içinde öğrenmesini sağlayabiliriz. Öğretmenin “Mutlak Bilge” olmaktan çıkıp, öğrenciye “Rehber” haline geldiği ve kişisel farklılıklarla birlikte, yeni fikirlerin ortaya çıkacağı yeni öğrenme alanlarında, farklı öğretme teknikleri uygulayabiliriz.
Mevcut sınıf düzeninden vazgeçerek, sıralara sığdırdığımız öğrencilerimizi, dinamik ve geçişken sınıf düzeninden hareketle, kendilerine seçme hakkı da tanıyarak, öğrenme alanlarında özgüvenli şekilde hareket etmelerini sağlayabiliriz.
Bilgiyi, düşünmeden, sorgulamadan ve hatta farklı şekillerde öğrenme yollarına girişmeye cesaret göstermeyip, olduğu gibi kabullenen, kabullenmeyince de, eğitim hayatında bir açık edinen bireylerin varlığına sıklıkla şahitlikle etmekteyiz.
Böylesi bir eğitim modelinde ısrarla kalınmasını tekrardan değerlendirmeliyiz. Öğrencilerin, gerçek yaşam problemleri üzerinde çalışarak, disiplinler arası bir eğitim almalarını sağlayabiliriz.
Öğrenme süreçlerini, bireysel ilgi alanlarına göre şekillendirebilir ve hatta buna uygun sınıf ortamları sağlayabiliriz.
Okullarda fiziksel açıdan bir takım değişikliklere imzalar atabiliriz. Üretkenliği teşvik edecek, bireysel projelere imzalar atılacak ve grup çalışmalarının teşvik edilmesi amacıyla serbest etkinliklerin hayat bulacağı zaman çizelgeleri oluşturabiliriz. Geleneksel ders saatlerinin dışında, öğrenme tabanlı yeni zaman çizelgeleri oluşturabiliriz. Öğrencilerin, bireysel çalışma alanları, grup çalışma alanları ve serbest proje çalışmaları konusunda fikir alacakları kişiler ve gruplar arasında, rahat hareket edebilecekleri imkânlar sunmalıyız.
Proje tabanlı öğrenmeye önem vererek, öğrencilerin kendi aralarında, Rehber Öğretmen desteğiyle, birbirlerinin öğrenme süreçlerine destekte bulunmalarını sağlayabiliriz. Model oluşturacak gruplara isimler vererek, örnek olmaları hususunda gerekli desteği sağlayabiliriz. Örneğin; Muhteşem İkili, Aktif Beyin Takımı vb.
Öğrencilerin motivasyonlarını arttıracak etkinlikler ve eğlenceli yeni projeler ile öğrenme süreçlerini çok daha aktif hale getirebiliriz.
Öğrenciler için, hata yapabilecekleri alanlar hazırlamalıyız. Hatalarını, güvenli ortamda fark etmeyi ve bu hatalarını nasıl fırsata dönüştürecekleri hususunda, öğrenci özelinde, gerekli bilgilendirmelerde bulunmalıyız.
Öğrencilere, fikirlerini rahatça dile getirecekleri ve öğrenme şekillerini keşfedecekleri alanlar oluşturmalıyız.
Benzeri birçok madde sıralanabilir elbette. Ancak hatırlanması ve üzerinde konuşulması gereken bazı hususlar şunlardır:
Ülkemiz okullarında, bu denli çalışmalara neden yeterince fırsat verilmiyor? Toplumun ihtiyaç duymamasından mı kaynaklı bir durum yoksa toplumun ihtiyacını dile getirememesinden mi?
Öğrencilerin ve velilerin, böylesi veya benzeri taleplerde bulunmamasından mı?
Gelişen dünyada eğitim sistemleri, sürekli yeni arayışlar içerisindedir.
Peki, eğitim sistemimiz, bu arayışların neresinde?























