(The Turkish Post) – 20 yıl gibi uzun süre medyanın amiral gemisi Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmenliğini yapan gazeteci Ertuğrul Özkök, “AKP’lilere hep şunu söylüyorum: Aydın Bey medyadan ayrılıncaya kadar Erdoğan hiçbir seçimi kaybetmedi. O ayrıldıktan sonra yapılan ilk seçimde İstanbul’da kaybetti. Onun gazeteleri ve televizyonları iktidar yanlısı bir grubun eline geçtikten sonra Erdoğan İstanbul’da 6 seçim ve referandum kaybetti. Ama en büyük kaybeden Türkiye yayıncılığı oldu” dedi.
“Bugünkü Hürriyet’in tirajını söylemek içimden gelmiyor”
Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Yürütme Komitesi Başkan Yardımcısı Özkök, ‘Manşet Arkası’ yazı dizisi için Emin Berke Yaşar’a konuştu. Geçmişte Hürriyet okurunun üçte bire yakınının AKP’ye oy verdiğini söyleyen Özkök, “Bugünkü Hürriyet’in tirajını söylemek içimden gelmiyor” dedi. Siyasi iktidar hakkında klasik medyanın tamamına sahip oldukları hâlde niye seçimi kaybettiklerini bir türlü anlamadıklarını söyleyen Özkök, “Bu da onları gereksiz bir öfkeye, muhalif medya mensuplarını Silivri’ye yollama saplantısına götürüyor. Oysa bilmeleri gerekir, Kamu Ortaklığı Fonu’nun en ateşli hayat öpücüğü bile iktidar medyasını kurtaramaz” ifadelerini kullandı.
Özkök, özetle şunları söyledi:
“Geçmişteki ‘ana akım’ denilen medya ile bugünkü Türkiye’de ‘ana akım medya’ denilen kurumlar aynı. O dönemde de ana akım medya denince ilk akla gelen iki gazete Hürriyet ve Sabah’tı. Bugün de aynı. Geçmişte ana akım televizyon dendiğinde ilk akla gelen Kanal D ve ATV’ydi. Bugün de aynı. Değişen sadece sahipleri ve sahiplerinin ‘sermaye yapısı’ ile içerikleri. Geçmişte sermaye iktidardan bağımsız bir sermayeydi. Bugün tamamen iktidara bağımlı bir sermaye. Geçmişte hem iktidarla hem muhalefetle kavga edebilen bir medyaydı. Bugün sadece muhalefetle kavga edebilen bir medya. Ama mülkiyet ve isimler dışında değişen çok önemli ve radikal bir şey var. ‘Ana akım’ denilebilecek bir medya kalmadı. Artık ‘kitle iletişim’ medyası yok. Dijital medyalar var. Artık dağıtım kamyonları, antenden yayın yok. Küresel paylaşım var. Bu sistemin ana akımı yok. ‘Ana akımın dışına’ kaçmış, serbest partikül bir medya var.
“Aydın Bey’den epey fırça yedim”
Benim çalıştığım Doğan Grubu, hep ‘güçlü patron’ tarafından yönetilmiş bir medyaydı. ‘Güçlü patron’, ‘güçlü genel yayın yönetmeni ve editoryal ekip’ olarak özetleyebilirim yönetim yapısını. ,Bana göre akıllı bir genel yayın yönetmeni, patronuna her saniye ‘Burası benim müessesem’ duygusunu ve güvenini vermeli. Bu bazılarına çok ters gelebilir. Bu söylediğim illa da ‘Patronun her dediğini yapacaksın’ anlamına gelmez. O güven ilişkisi kurulunca karşılıklı olarak makul bir ikna sistemi de devreye girer. Kendi payıma 16 yıl boyunca Aydın Bey’den epey fırça yedim. Samimi söyleyeyim, yüzde 80’inde haklıydı. Ben de haklı olduğunu kabul ettim. Benim haklı olduğum durumlarda da 24 saat içinde gönlümü aldı.
“Aydın Bey medyadan ayrılıncaya kadar Erdoğan hiçbir seçimi kaybetmedi”
Türkiye’nin son 20 yılında iktidarın keşfettiği şey; gazetecinin üzerine değil, sermaye sahibinin üzerine gitmek daha etkiliydi. Ne yazık ki biz gazeteciler bu gerçeği çok geç fark ettik ve zamanında patronlarımızın yanında yeterince duramadık.
Bana göre, çok zarara uğramasına rağmen, her zamanki vizyonu ve ileri görüşlülüğü ile medyadan tam zamanında ayrıldı. Onun medyadan ayrılması bence çok büyük bir kayıptır. Çünkü Aydın Bey, bu ülkede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı en iyi anlayacak insanlardan biridir. Nitekim medyayı bıraktı. Bakıyorum da bugün özel sohbetlerimizde Erdoğan’a bakışı son derece makul ve yapıcı. İçinde bir kin ve öfke kaldı mı bilmiyorum ama bize hiç öyle bir şey hissettirmiyor.
AKP’lilere hep şunu söylüyorum: Aydın Bey medyadan ayrılıncaya kadar Erdoğan hiçbir seçimi kaybetmedi. O ayrıldıktan sonra yapılan ilk seçimde İstanbul’da kaybetti. Onun gazeteleri ve televizyonları iktidar yanlısı bir grubun eline geçtikten sonra Erdoğan İstanbul’da 6 seçim ve referandum kaybetti. Ama en büyük kaybeden Türkiye yayıncılığı oldu.
“Hürriyet okurunun üçte bire yakını AKP’ye oy veriyordu, bugünkü Hürriyet’in tirajını söylemek içimden gelmiyor”
Bugün artık ana medya diye bir şey göremiyorum. Hürriyet’i anlatayım. Aydın Bey’in döneminde yaptırdığımız anketlerde şunu görmüştük: Hürriyet okurunun üçte bire yakını AKP’ye oy veriyordu. Geçmişte ANAP, DYP, MHP gibi partilere oy veren çok insan vardı. Bugünkü Hürriyet’in tirajını söylemek içimden gelmiyor. O gazetede çalışan hâlâ çok sevdiğim birçok arkadaş var. Bence ellerinden geldiğince ve izin verildiği ölçüde iyi gazete yapıyorlar. Ama sonuç ortada. Çünkü bir medya sadece içerikten ibaret değildir. Bir algıdır o marka. Etkili mi değil mi bilmiyorum.
“Cumhurbaşkanı’nın uçağına binen haber televizyonu yöneticilerinin yayınlarını izleyenlerin toplam sayısı, Fatih Altaylı’nın boş koltuğunu izleyenlerinkinden az”
Ana akım dediğiniz medyanın neredeyse tamamı iktidarın kontrolünde. CHP’nin elinde birkaç küçük haber televizyonundan başka hiçbir şey yok. Ama CHP yerel seçimde ezdi geçti. Gözünüzde canlanması için bir örnek vereyim. Bugün Cumhurbaşkanı’nın uçağına binen bütün haber televizyonu yöneticilerinin yayınlarını izleyenlerin toplam sayısını alın, bir Fatih Altaylı’nın boş koltuğunu izleyenlerinkinden az. O uçağa binen bütün gazete genel yayın yönetmenlerinin gazetelerinin tirajlarının toplamını alın, bir Sözcü gazetesi kadar değil.
Hayatım boyunca bir gün dahi medyanın iktidar devirme veya iktidara getirme gibi bir gücü olduğuna inanmadım. Samimi olarak inanmadım. Biliyorum, buna inanan gazeteciler vardı. ‘Kaleminden kan damlayan’, ‘Vurdu mu oturtan’ ve bir yazısıyla, bir haberi ile iktidarı devirebileceğine veya birini iktidara getirebileceğine inanan salak köşe yazarı ve genel yayın yönetmeni de vardı. Hâlâ var mı bilmiyorum ve ilgilenmiyorum. Hürriyet için yıllarca böyle bir algı vardı. Güya Süleyman Demirel’i Hürriyet’in ‘Barajlar Kralı’ manşeti iktidara getirmiş. Güya Tansu Çiller’i yine Hürriyet’in ve bizzat benim attığım ‘Leydinin Topuk Sesleri’ manşeti iktidara getirmiş. Bunların hepsi algı, hepsi hurafe.
“AKP’yi Hürriyet dâhil kimse engelleyemezdi”
Bana ‘Erdoğan’ı bile siz iktidara getirdiniz’ diyenler oldu. Erdoğan ve AKP dalgası bir tsunami gibi kalkmıştı ve kimsenin getirmesine ihtiyacı yoktu. İnanın Hürriyet dâhil kimse de engelleyemezdi. Çiller keza. O manşetten bir gün önce partinin bütün delegelerine sormuştuk. 700’den fazlası ‘Tansu’ya oy vereceğiz’ dedi ve o manşeti öyle attık. Yani biz, elimizdeki sörf tahtası ile zaten yükselmiş bir dalganın üzerine atladık.
Geçmişte Aydın Bey bir iş insanı ve bir gazeteci olarak bana şunu öğretti. ‘Dünyanın en tehlikeli şeyi, kâr etmeyen bir medyadır.’ Yaşayarak öğrendim. Kâr eden bir medya özgür olabilecek tek medyadır. Çünkü kâr etmezseniz zararınızı karşılayacak bir kaynak gerekir. Hürriyet’teki en başarılı yıllarım nedir diye sorarsanız, yılda 300 milyon dolara yakın reklam aldığımız, Hürriyet’in borsa değerinin 1,8 milyar dolarlara eriştiği 2000-2008 yılları derim. Gazetenin yüzde 40’a yakını halka açıktı ve bunun yüzde 80’i yabancı yatırımcının elindeydi.
“Yeni medya muhalefetin elinde”
Bugün ‘iktidar yanlılığını’ veya ‘muhalefet yanlılığını’ ‘ana akım’ kavramı değil haber televizyonları belirliyor. Onların da reytingleri diplerde. Bütün Türkiye’de insanların yüzde 10’unu bile kapsamayan bir medya bu. Buna karşılık muhalefet alanını asıl kapsayan sosyal medya, internet siteleri ve YouTube, TikTok yayınları.
Türkiye’de şöyle bir durum var. ‘Hayalet ana akım medyasının’ neredeyse yüzde 95’i iktidarın kontrolünde. Ama AKP’ye seçim kazandıracak bir etkisi yok. Bu taraf, ölmekte olan klasik bir medya. Buna karşılık yeni medya dediğimiz dijital alanın yüzde 80’e yakını etki bakımından muhalif ‘tek kişilerin’ elinde. AKP iktidarının görmek istemediği ve hâlâ demode bir otoriter rejim İletişim Başkanlığı modelinde ısrar etmesine neden olan gerçek işte tam bu.
Kâğıdın tamamına, klasik medyanın tamamına sahip oldukları hâlde niye seçimi kaybediyorlar bir türlü anlamıyor ve bu da onları gereksiz bir öfkeye, muhalif medya mensuplarını Silivri’ye yollama saplantısına götürüyor. Oysa bilmeleri gerekir, Kamu Ortaklığı Fonu’nun en ateşli hayat öpücüğü bile iktidar medyasını kurtaramaz. Söyledim. Hiçbir şey ölü bir gazete kadar ölü değildir.”






















