(The Turkish Post) – EKİN TANYEL
2026’nın ilk iki ayı, küresel jeopolitiğin hızlandırılmış bir laboratuvarı gibi geçti: 3 Ocak Cumartesi günü ABD güçlerinin Venezuela’ya düzenlediği Mutlak Kararlılık Operasyonu ile Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’in Caracas’tan alınıp New York’a götürülmesi, ardından 28 Şubat’ta ABD-İsrail ortaklığında başlatılan Epik Öfke Operasyonu ile İran’a yönelik kapsamlı hava ve füze saldırıları ile Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi dünya genelinde şok etkisi yarattı. Bu iki operasyon, rejim değişikliği hedefleyen doğrudan müdahalelerin en çarpıcı örnekleri oldu.
Ancak finansal piyasaların tepkisi, klasik jeopolitik şok modellerinden sapıyor. Petrol fiyatları Maduro operasyonu sonrası kontrollü bir dalgalanma gösterdi; Brent ve WTI, başlangıçtaki kısa sıçramanın ardından mevcut fazla arz (oversupply) baskısı altında geriledi. İran saldırıları ise hafta sonu gerçekleştiği için piyasalar henüz tam açılmamışken, erken tahminler Brent petrol varil fiyatlarının 100 doları test edebileceğini, ancak Hürmüz Boğazı’nın tam kapanamaması halinde yükselişin sınırlı kalacağını işaret ediyor. Hisse senetleri ve risk varlıklarında ise beklenen panik yerine, volatilite endekslerinde (VIX) ılımlı artışlar ve güvenli-liman akımlarında (altın, dolar) ölçülü hareketler gözlendi.
Bu sakinliğin altında yatan birkaç katmanlı bir dinamik var.
Birincisi, önceden fiyatlama (pre-pricing) mekanizması artık -özellikle ileri analitik uygulamaların da varlığıyla- çok daha gelişkin. 2025 boyunca Venezuela’ya yönelik tanker ele geçirmeleri, uyuşturucu suçlamaları ve Trump’ın açık tehditleri; İran tarafında ise nükleer müzakerelerin tıkanması, önceki sınırlı vuruşlar (Geceyarısı Çekici (Midnight Hammer) vb) ve İsrail’in uzun menzilli operasyon kapasitesi, yatırımcılara “beklenen senaryo” sinyali verdi. Piyasalar, bu tür hamleleri “sürpriz” değil, bir nebze “yönetilebilir risk” olarak kodladı. Sonuç: Ani panik yerine, hafta içi açılışlarda kontrollü “hedging” ayarlamaları.
İkincisi, operasyonların tasarımı ve zamanlaması piyasaları duyarsızlaştırdı ve edilgenleştirdi. Her iki müdahale de Cumartesi sabahı ve gecesi başlatıldı — Maduro’nun yakalanması ve İran’a yönelik büyük çaplı saldırılar hafta sonuna denk getirildi. Bu, Trump yönetiminin karakteristik “hafta sonu taktiği” haline geldi: Kapanış günlerinde büyük hamle, hafta içi sindirim. Borsalar kapalıyken gelen haberler, vadeli işlemlerde (futures) ön fiyatlanıyor; açılışta ise genellikle “beklenenden az kötü” algısı oluşuyor. Bu pattern, yatırımcıların 7/24 risk yönetimi stratejilerini (gece opsiyonları, ETF hedge’leri) zorunlu kılıyor.
Üçüncüsü, enerji arzı dinamiklerinin ayrışması. Venezuela operasyonu, ABD’nin doğrudan petrol altyapısına erişim vaadiyle (Chevron ve diğer şirketlerin milyarlarca dolarlık yatırım sinyali) arz kesintisi korkusunu azalttı; hatta bazı analistler WTI’nin 50 dolar altına inebileceğini bile öngördü. İran tarafında ise risk daha yüksek: Füze saldırıları, misillemeler ve potansiyel Hormuz kapanması kısa vadeli prim yaratsa da, küresel oversupply ve OPEC+ kapasitesi tampon görevi görüyor. Piyasalar, “kısmi kesinti” senaryosunu fiyatlıyor; tam savaş veya boğazın uzun süreli kapanması hâlâ düşük olasılıklı tail risk olarak kalıyor.
Dördüncüsü, jeopolitik riskin “normalleşmesi”. Artık jeopolitik olaylar, dışsal şok olmaktan çıkıp portföy yönetiminin yerleşik bir girdisi haline geldi. Yatırımcılar, sadece Fed kararları veya istihdam verilerine değil, küresel liderlerin hafta sonu ajandasına da bakıyor. Maduro’nun yakalanması Latin Amerika’da rejim değişikliği tartışmasını alevlendirirken, İran operasyonu Orta Doğu’da rejim değişikliği potansiyelini yükseltti — ancak her ikisinde de piyasalar, “ABD’nin doğrudan müdahale kapasitesi”ni bir tür “güç gösterisi” olarak okudu. Bu, risk primini artırıyor ama aynı zamanda adaptasyonu da güçlendiriyor ve hızlandırıyor: Savunma hisseleri ve enerji sektöründe seçici alım, riskli varlıklarda ise temkinli duruş artık her portföy yöneticisinin bilinçaltına işlenmiş gerçekler.
Sonuç olarak, 2026’nın açılışı bize şunu gösteriyor: Jeopolitik şiddet, finansal piyasalar için artık “yıkıcı şok” değil; “yüksek frekanslı gürültü (noise)” kategorisine geçti. Bu yeni gerçeklikte başarı, yalnızca makroekonomik veriyi değil, güç mücadelesinin takvimini ve operasyonel detaylarını da doğru okumaktan geçiyor.
Haftasonu savaşları devam ederse, Pazartesi sabahları sadece yeni haftanın değil, yeni jeopolitik-finansal paradigmanın da başlangıcı olacak. Yatırımcıların asıl sınavı, bu gölgede soğukkanlılığı koruyabilmek — çünkü piyasalar, şoklara alıştıkça, asıl kırılma noktası “beklenmedik sakinlik” değil, “beklenmedik tırmanış” olacak. İnsanoğlu her ne kadar, dramatik gelişmelere karşı daha da duyarsız olmaya devam etse de…
























