(The Turkish Post) – DOĞU ERGİL
Tarihte olağanüstü nitelikleri olduğuna inanılan şahısların yeri hep ayrı olmuştur. Kimi bireyler, yaratıcılıkları, sorun çözme kabiliyetleri, hitabet, iletişim becerileri, önderlik yetenekleri, toplumun önemsediği sembolleri iyi kullanıp kitlenin ruhuna dokunabilmeleri ve cesaretleri ile heyecan, hayranlık, bağlılık ve itaat üretmişlerdir. Bunlar, çekim gücüne sahip kişiliklerdir ve insanları peşlerine takabilirler. Onlara kısaca “karizmatik” demiştir Max Weber.
Görülüyor ki karizma, bir kişinin sahip olduğu doğuştan niteliklerden çok ona atfedilen niteliklerin toplumca algılanış biçiminden kaynaklanır. Bu olağandışı nitelikler, kişiyi önder konumuna getirir çünkü muhtaç, güçsüz, kendilerini aciz ve kuşatılmış hisseden kitleler onun peşine düşerler. Bu durum, kriz dönemlerinde çok daha görünür hale gelir.
Karizmatik liderler, arkalarındaki halk desteğinden cesaret alarak var olan kurumsal yapılara ve geleneklere meydan okurlar: Duruş ve davranışlarıyla yasaların üzerinde ve devletin yerine bir güç odağı olarak konumlanırlar. Bu konumu elde ettiklerinde denetlenmeleri, sorgulanmaları, yerleşik kurumsal yapıya uymaları gereksiz hale gelir. Meşruiyetlerini – halktan aldıkları destekle- kendileri oluştururlar. Bu aşamada artık karizmatik liderler hem sarsılması zor bir güç elde ederler hem de tehlikelidirler çünkü onları sorgulayacak, sınırlayacak bir kurum, yasal mekanizma kalmamıştır.
Karizmatik Liderler Neden Çekicidir?
Karizmatik liderler, özellikle ekonomik çöküş, savaş, anomi (kuralsızlık-ahlaki çözülme), siyasetin yetersizliği ve toplumsal belirsizlik gibi bunalım evrelerinde ortaya çıkar ve itibar görürler. Karmaşık sorunlara karşı yalın çözümler, genel korkulara karşı güven ve belirsizliğe karşı net ve basit önerilerle endişeli ve kararsız kitlelere yön ve hedef sunarlar.
Bu rolleri yerine getirirken halkın günlük diliyle ama onun önemsediği konularda kendini saygın ve önemli hissettiren kelimelerle konuşurlar. Söylemleri, uzmanlık içeren yoğunluk veya teknik karmaşıklıktan uzak, duygusal ve pohpohlayıcıdır.
Kendini halkla özdeşleştirir, hatta halkın yerine koyarak onun temsilcisi olduklarını iddia ederler: Öncü ve izleyici bir ve tek olur.
Rehberleşince, artık rakip akla, muhalefete ve eleştiriye gerek yoktur. Hepsi sırayla ve sistematik olarak yok edilir. Eleştiri, sapkınlık olur çünkü düzene karşı bir çıkıştır; yıkıcıdır.
Önder, kurumların -aslında devletin- yetersizliğini öne sürerek onun yerine geçer; devletleşir. Meşruiyetinin kaynağı kendisi olur.
Bu kadar güçlendiğinde, önderin artık düşünce ve davranışları sorgulanamaz hale gelir. Eleştirilemeyecek kadar yücelmiş ve korunur hale gelmiştir. O aynı anda ulusal kahramanla (yol gösterici), mehdi (kurtarıcı) konumundadır. Otoritesi tam ve sorgulanmaz düzeydedir
İşte asıl tehlike buradadır; kişisel irade, kurumların ve devletin yerini alınca önderin karizması büyüsünü kaybettikçe, sistemde büyük bir boşluk doğar. Yok olan kurumların işlevleri ve etkisizleşen devletin meşruiyeti ve otoritesi havada kalır ve “total sistem krizi” baş gösterir. Bu topyekûn çöküş demektir.
Karizmatik Liderlik Yasaların ve Kurumların Yerini Aldığında:
1. Kurumlar zayıflar; kurumların içerdiği kurallar liderin kişisel iradesiyle yer değiştirir. Dolayısıyla kurumlar araçsallaşır, liderin iradesinin uzantısı haline gelir. Hukuk, bürokrasi, sivil toplum denetim görevini ifa edemez.
2. Liderin otoritesi mutlaklaşınca o eleştirilemez hale gelir. Övülmez; kutsanır. Eleştiriler vatan hainliği, nankörlük ya da dine/halk iradesine saldırı olarak görülür. Bu da demokratik kamuoyunun çökmesi demektir.
3. Lider, toplumun duymak istediklerini söyler. Onları geçmişte ezenleri eleştirir; yenilginin zafere dönüşeceğini müjdeler; büyüklük ve saygınlık vaat eder. Bu duygu-yoğun şartlandırma, toplumun rasyonel düşünme yetisinin felce uğratır. Onun duygusal dili, kitleleri akıldan ziyade duygularla yönlendirmesine neden olur. Düşmanları alt etme, ulusu saygınlaştırma; ülkeyi zenginleştirip dünyada öne çıkarma sözü verir. Bu anlamda her karizmatik lider bir popülisttir (halkçı). Halk adına, halk için hareket ettiğini ileri sürer. Aracıya ihtiyaç yoktur: Parlamento, seçimler, muhalefet, mahkemeler fuzulîdir.
4. Karizmanın Hazin Sonu ve Halef Sorunu: Karizmatik liderin sürekli başarılı olması gerekir ki inandırıcılığını ve önderlik konumunu koruyabilsin. Başarısızlık, kişisel zafiyetlerinin belirginleşmesi ve vaatlerinin gerçekleşmemesi karizmasını aşındırır. Karizmanın yerini aldığı kurumsal yapı çözüldüğü için geriye sistemin çökmemesi için tek çare kalır: Ehil bir halef. Ancak karizmatik liderler yerlerine bir halef hazırlamazlar. Bunun için fazlaca bencil ve paranoyaktırlar. Kendi elleriyle bir rakip yaratacaklarına inanırlar. Bir halef de olmayınca, karizmatik liderlik etrafına inşa edilmiş siyasal düzen karmaşaya düşer, kaos baş gösterir.
Modern demokrasilerde istikrarın temeli, bireylerin değil kurumların yönetmesidir. Kararlar, kişisel ve keyfî değil, hukuk ve ortak iradeye dayanmalıdır. Evet karizma, kriz anlarında işe yarabilir; çabuk sonuçlar getirebilir, ama uzun vadede sürdürülebilir ve hesap verebilir bir yönetime dönüşmezse, yıkıcı sonuçlar doğurur. Dolayısıyla, liderliğin yasal ve kurumsal sınırları olmalıdır. Toplumun ortak aklı, eleştirisel denetim görevini yerine getirebilmelidir. Sivil toplum canlı ve medya özgür olmalıdır. Ne var ki karizmatik liderlik, temsil ettiği halk iradesi adına bunun tam tersini savunur ve yapar.
Karizmatik liderler, zaman zaman tarihin akışını değiştirebilir. Ancak bu değişim, demokratik değerlerle uyumlu değilse, geride yıkılmış kurumlar, susmuş kitleler ve kişilik kültünün gölgesinde kalmış toplumlar bırakır. Bu nedenle sormamız gereken soru şudur: Bir liderin ışığı mı bize yol göstermeli, yoksa toplumun ortak aklı mı?
Tarihten ve Günümüzden Örnekler
Adolf Hitler, Almanya’nın Versailles Antlaşması sonrası içine düştüğü aşağılanmışlık ve ekonomik buhran ortamında karizmatik bir kurtarıcı olarak ortaya çıktı. Halkın duygularına hitap etti; ancak sonuç, tarihin en karanlık dönemlerinden biri oldu.
Mustafa Kemal Atatürk, bir başka karizmatik liderdir. Ancak Atatürk’ün karizmatik liderliği, kişisel gücünü kurumsal yapıların inşasına adamış olması yönüyle farklıdır. Karizmatik liderliğin geçici doğasını görerek kalıcı kurumlar tesis etmiş, halk egemenliği ilkesini anayasal çerçeveye yerleştirmiştir.
Lübnan’daki Hasan Nasrallah, ya da Venezuela’daki Hugo Chavez gibi figürler, toplumsal mağduriyetin sesi olarak yükselmiş, ancak zamanla bu mağduriyeti kişisel iktidarlarını pekiştirmek için kullanmışlardır.
· Hitler: Almanya’nın Versailles Antlaşması sonrası yaşadığı kimlik krizinde, halkın travmalarına ses oldu. Ancak lider kültü, demokrasiyi yok etti; sonucu faşizm ve yıkım oldu.
· Mussolini: İtalyan gururunu ayağa kaldırma vaadiyle iktidara geldi. Ancak kurumsal denetim yerine “devlet benim” anlayışını getirdi.
· Hugo Chavez: Sosyal eşitsizliğe karşı halkın sesi oldu. Ancak kişisel iktidarını anayasal kurumların üstüne taşıdı, sonuç: Popülist otokrasi.
· Karizmanın Dönüştürücü Amaçla Kullanımı: Atatürk Örneği
Mustafa Kemal Atatürk de karizmatik bir liderdi. Ancak farkı, bu karizmayı kurumlar kurmak, yurttaşlık bilinci inşa etmek ve halk egemenliğini anayasa ile güvenceye almak için kullanmasıdır. Bu yönüyle karizmasını demokrasiye zemin hazırlayan bir araç olarak kullanmıştır.























