(The Turkish Post) – DOĞU ERGİL
Birkaç gün önce İsrail, uzun süredir tehdit olarak gördüğü İran’ın nükleer altyapısına geniş çaplı bir hava harekâtı düzenledi. Natanz ve Fordow’daki tesisler ağır hasar aldı. Komuta kademesi ciddi kayıplar verdi. Tahran’ın buna karşılık doğrudan ve dolaylı yollardan verdiği yanıt, Ortadoğu’yu yeni bir savaşın eşiğine getirdi. Artık sadece ihtimal değil, yaşanan ve gelişmeye eğilimli tehlikeli bir gerçeklikten söz ediliyor: Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesi…
Hızla Genişleyen Çatışma
İran’ın Misillemesi:
İran, Tel Aviv çevresine füze saldırısı düzenledi. Demir Kubbe sistemi saldırının çoğunu püskürttü, ancak sivil kayıplar yaşandı.
Hizbullah, kuzey İsrail’e binlerce roket fırlattı; Lübnan-İsrail cephesi fiilen savaş alanına dönüştü.
Yemen’deki Husiler, Kızıldeniz’deki ticaret gemilerine saldırdı; dünya deniz ticaretinin güvenliği sarsıldı.
İran, Irak ve Suriye’deki ABD üslerini hedef aldı. ABD, sınırlı ama sert karşılık verdi.
ABD ve Batı’nın Tavrı
ABD, İsrail’i desteklediğini açıkça ilan etti.
Avrupa ülkeleri diplomatik çözüm çağrısı yaparken enerji ve güvenlik endişesi nedeniyle İsrail’e açık eleştiriden kaçındı.
Enerji Krizi ve Küresel Ekonomi
Hürmüz Boğazı’ndan geçişler %60 azaldı. Petrol 155 doları, doğalgaz fiyatları ise 2022 krizinden daha sert yükselişle tarihi rekorlara ulaştı.
Gıda fiyatları da artış gösterdi; küresel enflasyon yeniden tırmanışa geçti.
Piyasalar dalgalandı, altın ve güvenli liman yatırımları zirve yaptı.
Türkiye’ye Yansımalar
Güvenlik: Sınırda Gerilim, İçeride Tetikte Bekleyiş
İran destekli grupların Suriye’deki askeri varlığı hareketlendi. Türkiye’nin Fırat’ın doğusu ve İdlib’teki unsurları tehdit altında.
Irak’taki milisler, Türkiye’nin oradaki varlığını da “İsrail’in müttefiki” gerekçesiyle sorguluyor. Alınan bilgilere göre İsrail, sivil havacılık filolarından bir bölümümü Kıbrıs’a bir bölümünü Türkiye’ye taşıdı.
Türkiye, güney sınırına askeri yığınak yaptı; Suriye’deki üslerini alarma geçirdi. Bu durum, Suriye’de Kürt silahlı güçleri (SDG) ve özerk yöbetimle ilişkilerinde yeni bir ayarı gerektiriyor çünkü Türkiye Suriye’de çok yalnız.
Bu da bizi D. Bahçeli’nin bir iç zorlama olmadan neden Kürtlerle uzlaşma ve barış çağrısı yaptığı konusuna getiriyor. Öyle anlaşılıyor ki devletin askerî-istihbarî kanadı, Amerikan ve İsrail kaynaklarından bugünkü tablonun gerçekleşeceği ve Türkiye’nin Ortadoğu’da meydana gelecek olası gelişmelere hazır olması uyarısı aldı. Bu uyarıyı, iktidar blokunun bir bölümü, Kürtlerle uzlaşı ve Irak, Suriye ve son olarak da İran Kürtleriyle birlikte hareket ederek bölgede bir güç ve nüfuz havzası yaratma çağrısı olarak okudu. Diğer kanat, iç politikaya o kadar odaklı ki dünyayı okuma zorluğu ve dış politikada ağır hareket etmesine neden oluyor.
Ekonomiye Darbe
Patlayan savaşın ek ekonomik zorluklar yaratacağı açık. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeleri sert etkileyecek. Zaten kur hemen yükseldi ve enflasyon ivme kazandı.
İran’dan gelen doğalgazın kesintiye uğraması, sanayi üretimini daha da zorlayacak.
Turizm sezonunun ortasında gelen bu kriz, bölgesel güvenlik algısı nedeniyle rezervasyon iptallerine neden olmaya başladı bile. Uzun sürerse Türkiye ekonomisi olumsuz etkilenecek.
Mülteci Baskısı ve Sosyal Gerilim
İran ve Irak’ın batısındaki istikrarsızlıktan kaçan binlerce kişi Türkiye sınırlarına yöneldi. İçindeki milyonlarca göçmenin yarattığı zorluklara yeni göçmen dalgaları eklendiğinde Türkiye oldukça zorlanacak. Zaten yükselişe geçen mülteci karşıtlığı, toplumsal gerilimi daha da artırabilir. Bu da yeni güvenlik sorunları yaratabilir.
Diplomatik Sorunlar
Dış politika mimarîye benzer. Özenle tasarlanması ve inşa edilmesi gerekir. İşini iyi bilen, dünyayı okuyabilen mimarlara, teknisyenlere ihtiyaç vardır.
Dış politika keyfîliği, şahsiliği, bilgisizliği kaldırmaz. Korkular, vehimler, önyargılarla yönetilmez; hele hele iç politikanın bir uzantısı olamaz. Olursa dünya saat ayarını tutturamaz. Bu analizin izinde şunları söylemek mümkün:
Türkiye, hem İran hem İsrail’le diplomatik ilişkilere sahip. Ancak her iki taraftan da “tarafını belli et” baskısı hissedilebilir oranda. Dengeleri ustaca tutturabilmeli.
NATO’dan gelen dayanışma mesajları, Türkiye’nin içini pek rahatlatmıyor, çünkü diplomatik-askeri bürokrasi olduğu kadar halkın büyük çoğunluğu da İsrail’in dahil olduğu bir denklemde ihtiyaç duyulduğunda NATO’dan istenen desteğin gelmeyeceği kuşgusu var.
İran ise Türkiye’yi “Batı’nın sessiz ortağı” olmakla suçluyor; doğrudan tehdit etmese de, resmi söylemini sertleştirmiş bulunuyor. Ayrıca Suriye’de bulunan İran yanlısı milis güçler, bu ülkedeki Türk askeri varlığı (üsler) için bir tehdit arzediyor.
Türkiye Ne Yapabilir? Stratejik Seçenekler
Denge Politikası mı, Taraf Olmak mı?
Türkiye için tarafsız kalmak yetmez . Aktif bir arabulucu rol oynama zamanı. Bu ona ortadoğuda aradığı hayalî ‘fatihan’ rolünden çok daha fazla saygınlık ve etkinlik kazandırır.
Türkiye’nin hassas bir denge durumunda olduğu açık: İran’la sınırı, İsrail’le ise ticari ilişkileri var. Açık bir taraf seçmek stratejik risk doğurur. Bu nedenle aktif diplomatik arabuluculuk rolü en akıllıca seçenektir.
Rusya, Ukrayna ile olan savaşında karşısında saf tutan Avrupa ve NATO ülkelerine karşı İran’ın yanında yer alacaktır. Nitekim bir süredir müzakere ettikleri İran-Rusya stratejik ortaklık anlaşmasını İran palanentosu kısa süre önce onaylandı. Anlaşmaya göre, ‘taraflardan biri saldırıya maruz kalırsa, diğeri saldırgana, saldırganlığın devamına katkıda bulunacak herhangi bir askeri ya da başka bir yardım sağlamayacak’ ve çatışmayı BM Şartı temelinde diplomasi yoluyla çözmeye çalışacak. Bu verinin ışığında Türkiye, Rusya ile olan ilişkilerinde İran boyutunu daha hassasiyetle kalibre etmesi gerekecek.
Kriz, Ekonomik Avantaja Çevrilebilir mi?
TANAP, BTC ve Kerkük-Ceyhan enerji koridorları güvenceye alınmalıdır.
Türkiye, Kafkaslar ve Doğu Avrupa’ya enerji geçişinde alternatif güzergâhlar sunarak Avrupa için bir enerji koridoruna dönüşebilir. Ancak bunun için hızla LNG altyapısı ve alternatif doğalgaz kaynakları sağlanmalı; eneji tedariğini çeşitlendirilmelidir.
İç Politikada Soğukkanlılık ve Kurallara Saygı
Krizin iç siyasette kutuplaştırıcı söylemle kullanılması tehlikelidir. Kutuplaşma, dışlama ve tarafların rekabet yerine çatıştırılması yöntemiyle gerilen iç siyaset, hukuk devletine dönüş ve (Kürtlerle) başlayan barışma sürecine devamla yumuşatılmalıdır.
Hükümet, halkı bilgilendirici, güven verici, tarafsız ve ayırımcılıktan uzak bir kamu dili kullanmalıdır. Savaş ortamında milli birlik duygusunu zayıflatacak kutuplaştırıcı ve dışlayıcı tavırlardan sakınmalıdır.
Sonuç: Yeni Bir Dönemin Başlangıcı mı?
İsrail’in İran’a saldırısı, bölgedeki en büyük fay hattını kırdı. Bunun yol açacağı zincirleme depremler, sadece iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi ve dünyayı etkileyecek. Muhtemelen İsrail’deki şahin hükümeti de düşürecek. Türkiye için bu kriz, hem büyük bir risk hem de potansiyel fırsatlar barındırıyor.
Jeopolitik olarak, Türkiye artık sadece “bölgenin ortasında” değil; krizin merkezine daha yakın bir noktada duruyor. Burada vereceği tepkiler, bölgedeki konumunu ve uluslararası itibarını belirleyecek. Gelişmeler, pek çok konuda “akıllı arabulucu” ve “yapıcı ortak” olabilecek fırsatlar sunacağa benziyor. Bakalım siyasî ve bürokratik kadrolarımız bunlardan ne kadar yararlanabilecek?
























