(The Turkish Post) – MEHMET ERDEM
Tıp dünyası her gün yeni bir yeni bir keşfe imza atıyor. Dünyanın farklı köşelerinde çalışma yapan bilim insanları, yaptıkları çalışmaları da gün aşırı kamuoyuyla paylaşarak, beklentileri artıyor. Bilim insanları son olarak kan yoluyla bulaşan Hepatit C virüsüyle ilgili önemli bir çalışmaya imza attı. Sağlık kaynaklarına göre; C hepatiti yıllarca belirti vermeden karaciğerde ilerleyen sinsi bir virüs olarak biliniyor. Bilim insanları, bu virüsün sadece karaciğeri yıpratmadığı, aynı zamanda vücudun bağışıklık sistemini şaşırtarak hücreleri kansere dönüştürdüğünü ortaya çıkardı. Bu çarpıcı bilgiler, Cancers adlı saygın tıp dergisinde yayımlanan bir çalışmayla bilim dünyasına sunuldu.
Araştırmanın yazarlarından Dr. Ramazan Kurt, karaciğer hastalıkları ve genetik mekanizmalar üzerine çalışan bir bilim insanı olarak adını duyurdu. Türk bilim adamının yaptığı bu çalışma, bilim çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Dr. Ramazan Kurt’un yaptığı çalışmaya göre; uzun süren C hepatiti enfeksiyonu karaciğer hücrelerinin genetik yapısını değiştiriyor. Çalışmadan elde edilen analizlere göre; bu değişim sonucunda hücreler, normalden saparak kendi kendini çoğaltarak, kontrolsüz şekilde büyüyen bir yapıya dönüşüyor. Kurt’un çalışmasında elde edilen bulgulara göre; karaciğer kendi kendini “yanlışlıkla” zehirliyor.
Hepatit C kan yoluyla bulaşan Hepatit C virüsünün (HCV) neden olduğu bir karaciğer hastalığı olarak biliniyor. Bu rahatsızlık, dünya genelinde yaklaşık 70 milyon kişinin mücadele ettiği önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Türkiye’de ise yaklaşık 750 bin kişinin Hepatit C hastası olduğu tahmin ediliyor. Karaciğer yetmezliğine neden olması nedeniyle önemli bir hastalık olan Hepatit C’ye karşı günümüzde tam iyileşme sağlayan ilaçlar kullanıma girmiş durumda. Hepatit C, genellikle enfeksiyon riskleri açısından kontrolü sağlanmamış kan ve kan ürünlerinin nakliyle geçiyor. Ayrıca doğru şekilde sterilize edilmemiş aletlerle yapılan diş tedavilerinde de bu hastalığın bulaşma riski bulunuyor. Bundan dolayı insanların, belirli hijyen koşulları sağlanmayan noktalarda tedavi olmamaları gerekiyor.

Gelelim Dr. Ramazan Kurt’un çalışmasına. Bu proje, insanlardan alınan kan serum örnekleri üzerinden yürütüldü. Araştırma kapsamında; 18 sağlıklı bireyden alınan örnekler ile 18 siroz gelişmemiş kronik C hepatitli hasta ve 18 siroz gelişmiş C hepatitli hastadan alınan kan örnekleri geniş kapsamında incelendi. Bu örneklerde, karaciğere özgü önemli mikro RNA’lardan biri olan miR-122 başta olmak üzere çeşitli genetik göstergeler ölçüldü. Herhangi bir biyopsi yapılmadan, yalnızca kan örneklerinden elde edilen verilerle karaciğerin genetik stres yanıtı analiz edildi. Bu yönüyle çalışma, toplum taramaları açısından non-invaziv, yani girişim gerektirmeyen yöntemlerle yürütülebilecek önemli bir bilimsel adım olarak değerlendiriliyor.
GENİN BASKILANMASI, HÜCRELERİ SAVUNMASIZ HALE GETİRİYOR
Araştırmada en dikkat çeken bulgu, karaciğeri koruyan kilit bir gen olan miR-122’nin siroz ilerledikçe neredeyse tamamen devre dışı kalmasıydı. Uzmanlara göre; bu genin baskılanması, karaciğer hücrelerini savunmasız hale getirerek kansere zemin hazırlıyor. Bu durum, sadece aktif enfeksiyon geçirenler için değil, C hepatitini atlattığını düşünen kişiler için de risk teşkil ediyor. Araştırmaya göre, virüs temizlense bile genetik etkileri yıllarca sürebiliyor.
Çalışmaya imza atan Kurt’a göre “Bu virüs sadece geçici bir enfeksiyon değil. Vücudu öyle bir etkiliyor ki, bağışıklık sistemi dost ile düşmanı ayırt edemez hale geliyor. Bu da kansere giden süreci başlatıyor.” açıklamasında bulunuyor. Kurt’a göre; C hepatiti geçirmiş kişilerin düzenli olarak mutlaka karaciğer taraması yaptırması gerekiyor. Ayrıca, karaciğer kanseri sadece genetik yatkınlıkla değil, enfeksiyon sonrası gelişen moleküler değişikliklerle de oluşabiliyor. Bundan dolayı da, ailesinde karaciğer hastalığı öyküsü olan bireyler, C hepatiti açısından daha dikkatli olması gerekiyor. Dr. Ramazan Kurt, son olarak, yeni geliştirilecek kan testleri miR-122 gibi verilerin, genetik izleri tespit ederek siroz ve kanseri erken dönemde teşhis etmeye yardımcı olabileceğine dikkat çekiyor.






















