(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Gece yatağa uzanıyorsunuz.
Bir anda kalbiniz hızlanıyor.
Zihninize bir düşünce düşüyor:
“Ya şu an kalbim durursa?”
Çarpıntı artıyor.
Nefesiniz sığlaşıyor.
Göğsünüz daralıyor.
Ve iç sesiniz konuşuyor:
“Gördün mü, bir şeyler ters gidiyor.”
Oysa çoğu zaman sorun kalbinizin atışı değildir.
Sorun, o atışı sürekli izleyen zihindir.
Zihin Neden Kendi Üzerine Bu Kadar Odaklanır?
Beyin hiçbir zaman tamamen durmaz.
Dinlenirken bile çalışır.
Nörobilim bu içsel faaliyet sistemine
varsayılan mod ağı (default mode network) adını verir.
Bu ağ özellikle şu durumlarda aktiftir:
- Geçmiş üzerine düşünürken
- Geleceği tahmin etmeye çalışırken
- Kendimizi değerlendirirken
Yani zihin dış dünyayla meşgul değilken
kendisiyle meşguldür.
Bu sistem aslında faydalıdır.
Ancak aşırı çalıştığında başka bir şey olur.
Zihin bedeni mercek altına alır.
Bir kalp atışı,
küçük bir kas seyirmesi,
geçici bir baş dönmesi…
Hepsi bir anda ciddi bir tehdit gibi algılanabilir.
Ortada gerçek bir tehlike yoktur.
Ama zihin ihtimali
gerçekmiş gibi yaşatabilir.
Panik Döngüsü Nasıl Oluşur?
Panik çoğu zaman küçük bir bedensel sinyalle başlar.
Bir çarpıntı.
Bir nefes değişimi.
Bir anlık baş dönmesi.
Zihin hemen sorar: “Ya ciddi bir şeyse?”
Bu düşünce beynin alarm merkezi olan
amigdalanın (amygdala) devreye girmesine yol açar.
Ardından önemlilik ağı (salience network) devreye girer.
Bu sistem beynin şu soruyu sormasını sağlar:
“Bu durum gerçekten acil mi?”
Eğer zihin “evet” cevabını verirse, beden savaş ya da kaç moduna geçer.
Nabız yükselir.
Nefes hızlanır.
Kaslar gerilir.
Zihin bu bedensel değişimleri fark eder ve şöyle der:
“Bak, gerçekten kötü bir şey oluyor.”
Böylece panik döngüsü tamamlanır.
Oysa panik atağın zirvesi çoğu zaman
dakikalar içinde geçer.
Fakat zihnin şu sorusu çok daha uzun sürer:
“Ya tekrar olursa?”
Gerçek yorgunluk işte burada başlar.
Modern İnsan Neden Sürekli Kendini İzliyor?
Modern insanın zihinsel alışkanlıklarından biri
durmaksızın kendini taramaktır.
Ben şu an nasılım?
Ben yeterli miyim?
Benim başıma bir şey gelir mi?
Varsayılan mod ağının temel yakıtı benliktir.
Zihin bu merkeze kilitlendikçe algılanan tehlike büyür.
Çoğu zaman ortada gerçek bir tehlike yoktur.
Ama zihnin ürettiği senaryolar bedene gerçek bir alarm yaşatabilir.
Belki de panik dediğimiz şey saf korku değildir.
Bazen panik, kendine fazla odaklanmış bir zihnin sonucudur.
Neden Başkasına Yönelmek Zihni Rahatlatır?
İnsan bazen kendisini unuttuğu anlarda rahatlar.
Birine yardım ettiğiniz bir anı düşünün.
Bir kapıyı tutmak.
Birine yol göstermek.
Birini gerçekten dinlemek.
O kısa anlarda zihnin odağı değişir.
Projektör kendimizden uzaklaşır.
Beyinde bu değişim
görev-pozitif ağın (task positive network) devreye girmesiyle ilişkilidir.
Bu ağ aktif olduğunda varsayılan mod ağının aktivitesi azalır.
Zihin kendisiyle uğraşmayı bırakır.
Bu değişimin bedende de karşılığı vardır:
- Oksitosin artabilir
- Parasempatik sinir sistemi aktive olur
- Kalp atım hızı değişkenliği yükselir
Artan vagal tonus, beynin alarm sisteminin daha zor tetiklenmesini sağlar.
Bu nedenle diğergamlık yalnızca etik bir davranış değildir.
Aynı zamanda zihnin yarattığı basıncı azaltan biyolojik bir mekanizmadır.
İyilik Yaparken Bile Zihin Neden Merkezde Kalabilir?
Burada ince bir tuzak vardır.
Eğer yardım ederken bile şu düşünce varsa:
“Beni fark ettiler mi?”
“Benim ne kadar iyi biri olduğumu gördüler mi?”
O zaman zihin hâlâ merkezde demektir.
Gerçek sükûnet, içimizdeki o bitmeyen
benlik anlatısı kısa süreliğine sustuğunda ortaya çıkar.
Asıl mesele panik mi, yoksa zihnin tuttuğu nöbet mi?
Bizi tüketen gerçekten panik atak mı?
Yoksa
paniğin gelebileceği ihtimalini gece gündüz izleyen zihin mi?
Modern insanın en ağır yükgerçek tehlikeler değil, sürekli kendini gözlemleme alışkanlığıdır.
Zihin “ben” etrafında dönüp durdukça katılaşır.
Dikkat anlamlı bir amaca yöneldiğinde ise esner.
Çünkü bazen panik atağı durduran şey bedeni kontrol etmek değildir.
Kalp de değildir.
Zihnin kendisini izlemeyi bırakmasıdır.
Bilimsel Not
Varsayılan mod ağı (default mode network – DMN), 2001 yılında Marcus Raichle ve çalışma arkadaşları tarafından fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) çalışmalarıyla tanımlanmıştır. Bu ağ özellikle kişi dış dünyaya odaklanmadığında ve kendisi hakkında düşündüğünde aktifleşir.
Depresyon ve anksiyete spektrumunda DMN içi bağlantıların aşırılaştığı ve ruminatif düşünce süreçleriyle güçlü ilişki gösterdiği saptanmıştır (Buckner ve ark., 2008; Hamilton ve ark., 2011).
Önemlilik ağı (salience network – SN), ön insula ve anterior singulat korteks aracılığıyla çevresel ve içsel uyaranların önem derecesini belirler ve diğer beyin ağları arasında geçişi düzenler.
Dikkat ve bilişsel çaba gerektiren görevlerde aktif olan görev-pozitif ağ (task positive network – TPN) ile varsayılan mod ağı arasında karşıt bir ilişki olduğu gösterilmiştir (Fox ve ark., 2005).
Prososyal davranışların oksitosin aracılı mekanizmalar üzerinden parasempatik tonusu artırabileceğine ve kalp atım hızı değişkenliğini yükseltebileceğine dair bulgular bulunmaktadır. Artan vagal tonusun amigdala reaktivitesini düzenleyebileceği düşünülmektedir.
Bununla birlikte diğerkâm davranışların DMN hiperaktivitesini doğrudan ve kalıcı biçimde düzenlediğini gösteren standart klinik protokoller henüz netleşmiş değildir. Bu çerçeve, mevcut nörobilim verilerinin psikoloji ve zihin kuramıyla bütünleştirilmiş teorik bir yorumdur.
























