(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Aşk, yeni hikâyelerle değil,
kalmaya cesaret ettiğimiz anlarla yaşar.
Beyin susmaz.
Bazen biz, duymamayı seçeriz.
Aşk Sandığın Şey Nerede İncelir?
Aşkın bir günde bittiğini sanırsın.
Bir sabah uyanır ve “artık yok” dersin.
Ama çoğu zaman olan şudur:
Aşk gitmez.
Biz yavaş yavaş çekiliriz.
Bunu yazarken kendimi de görüyorum.
El eleyiz.
Aynı el.
Aynı temas.
Ama bazen zihnim başka bir odadadır.
Temas Değil, Cesaret
Sorun dokunuş değildir.
Sorun, dokunuşun bizde uyandırdığı şeye
yakın durma cesaretidir.
Beyin her an sessizce sorar:
“Burada kalırsam, neyle karşılaşırım?”
“Bu bana kendimle ilgili ne söyler?”
“Bunu taşıyabilir miyim?”
Eğer cevap ağır gelirse,
beyin geri çekilir.
Anlamı kısar.
Müziği susturur.
Bazı anlarda aşkı kaybetmeyiz.
Aşkın bizden ne isteyeceğini taşıyamadığımız yerde dururuz.
Müziği Kim Kısar?
Müzik kendiliğinden susmaz.
Ama bazen biz onu arka plana alırız.
Çünkü önemli olan şeyler çoğu zaman rahatsız edicidir.
Ayna tutar.
Yavaşlatır.
Durmamızı ister.
Bir noktada bir seçim çıkar karşımıza:
Derinlik mi, konfor mu?
Konforu seçtiğimizde,
müzik kısılır.
Hikâye yavaşlar.
İlişki düzenli, güvenli
ve duygusal olarak daha sessiz bir hâl alır.
Yakınlık kaybolmaz;
çoğu zaman biz onu terk ederiz.
Ve biz buna “alışmak” deriz.
“Eskisi Gibi Hissetmiyorum” Düşüncesi
Bu cümle çoğu zaman bir şikâyet değildir.
Bir işarettir.
Şunu fısıldar:
“Ben burada zorlanıyorum.”
Sorun aynı şeyleri yapmanız değildir.
Sorun, artık bu ilişkide
kendinle karşılaşmanın zor gelmesidir.
Yeni hikâye yoksa,
yeni bir yüzleşme de yoktur.
Yüzleşme azaldığında,
his de azalır.
Evlilikte Müzik Neden Daha Çabuk Kısılır?
Çünkü evlilik kaçmayı zorlaştırır.
Günlük hayat verir.
Sorumluluk verir.
Rutin verir.
Bir noktada mesele aşk olmaktan çıkar,
şuna dönüşür:
“Bu hayat bana kim olmayı öğretiyor?”
Bazı insanlar eşinden değil,
kendi içine sıkıştığı rolden uzaklaşır.
Müzik kısılır.
Sonra biri şunu söyler:
“Sevgi bitti.”
Bazen biten sevgi değildir.
Yorgunluktur.
Aşk Neden Kendini Aynı Şekilde Tekrar Etmez?
Çünkü aşk bir duygu olduğu kadar,
bir risktir.
Görülme riskidir.
Yanlış anlaşılma riskidir.
Kaybetme riskidir.
Risk azaldığında,
yoğunluk da azalır.
Aşk güvenli bir alan değildir.
Ama güvenli alanın içinden
birbirine bakabilme cesaretidir.
Sonuç
Aşk kaybolmaz.
Ama bazen geri çekilir.
Çünkü aşk, dokunuşta değil;
o dokunuşun bizde açtığı sorularda yaşar.
Sorular sustuğunda,
müzik kısılır.
İnsanlar buna “aşk bitti” der.
Oysa çoğu zaman olan şudur:
Birbirimizden değil,
kendimizden uzaklaşırız.
Yakınlık korkusu romantik bir sorun değil,
hayatta kalma refleksidir.
Bilimsel Not | Beyin Neden Geri Çekilir?
Beynin ödül sistemi yalnızca haz üretmez; “önem” üretir.
Dopamin, bir deneyimi zihinsel olarak öne çıkarır ve tekrar edilmesini ister
(Berridge & Robinson, 1998).
Ancak aynı sistem, psikolojik tehdit algısı oluştuğunda geri çekilebilir.
Bu tehdit çoğu zaman yakınlık, görülme ve duygusal açıklıkla ilgilidir.
Uzun ilişkilerde yenilik azalırken,
bağlanma sistemleri (oksitosin ve vazopressin ağları) daha baskın hâle gelir
(Carter, 1998; Acevedo et al., 2012).
Bu biyolojik geçiş, yoğunluk arayan zihin için
bir “sessizleşme” gibi hissedilebilir.
Anlatı üretimi beynin yaşananlara anlam ve hikâye vermesi azaldığında,
öznel duygusal derinlik de azalır
(Schacter et al., 2007; Hasson et al., 2008).
Bu yüzden birçok ilişkide sorun, sevginin kaybolması değil;
beynin yakınlıkla kurduğu hikâyenin zayıflamasıdır.
Bu yüzden yakınlık, yalnızca bir his değil;
beynin anlam üretme kapasitesinin en insani sınavıdır.
Ayna Cümlesi
Aşkı kaybetmedik.
Aşkın bizden ne isteyeceğini
birlikte taşımakta zorlandık.
























