(The Turkish Post) – AYŞEM NARLI
Sosyal medya artık hepimizin hayatında. Otobüste, metroda, işte ve ev hayatımızda telefon elimizden düşmüyor. Sürekli gündelik hayatımızı başkalarıyla paylaşma telaşı yaşıyoruz. Yemek yerken, tatil yaparken ya da spordaki etkinliklerimizi birkaç cümle eşliğinde, takipçilerimizle paylaşıyoruz. Sanki herkes bizim paylaşımlarımızı bekliyor telaşıyla… Ne yazık ki, bu yaşam tarzı bir eğlence kültürü değil, tam aksine bir bağımlılık sorunu. Bunun acilen tedaviye ihtiyacı olduğunun altını çizmem gerekiyor. Neden mi? Aslında bu bir “Ördek Sendromu…”
İnsanlar 24 saatinin çoğunluğunu, Instagram, Facebook, Twitter ve Tiktok gibi mecralarda geçirdiği için, bu platformlarda en doğal istekleri olan beğenilme ve takdir edilme duygularına karşılık arıyor. Kısacası kendilerinin yaptığı faaliyetin takdir edilmesi için paylaşma ihtiyacı hissediyor. Normal bir insanın başkalarının beğenisine ihtiyacı yoktur. Sadece mutlu anlara ilişkin bu yaklaşım tarzı da, bize bireylerin mutlu olmadığını, pek çoğunun psikolojik sorunlar yaşadığını gösteriyor.
Ne yazık ki, modern çağın yüksek beklentileri ve sosyal medyanın “kusursuz hayat” illüzyonu, pek çoğumuzu farkında olmadan bir mükemmeliyetçilik girdabına hapsediyor. “Her zaman en iyisini yapmalıyım”, “Asla hata yapmamalıyım”, “Ancak başarılı olursam değerliyim” gibi içsel emirler, bireyin psikolojik sağlığını derinden etkileyen karmaşık dinamikleri tetiklemekte. Kişinin çevresinin beklentisi bu şekilde olmasa bile, birey kendini öylesine mükemmeliyetçi bir yere konumlandırıyor ki, hata yapmaya, eksik kalan iş ve işleyişlere asla ve asla tahammül gösteremiyor. Oysa psikolojinin en temel kabullerinden biri şudur: İnsansın, her zaman en mükemmeli yakalayamayabilirsin ve her girişimin beklediğin başarıyla sonuçlanamayabilir. Buradan da anlaşılacağı gibi, insanlar hataları ve sevapları ile bir bütünlük arz eder. Mükemmeliyetçi bir yaklaşım asla söz konusu olamaz.
YIKICI BİR DÜŞÜNCE KALIBI…
Mükemmeliyetçilik, genellikle başarı yönelimli sağlıklı bir çabadan ziyade, yoğun bir korku ve kaygıdan beslenen yıkıcı bir düşünce kalıbı olarak karşımıza çıkar. Bakınız buradaki yıkıcı ve kişiye zarar verici kavramı çok önemlidir. Bu durumun altında yatan temel psikolojik dinamikleri açıklamak gerekirse şöyle sıralayabiliriz:
Koşullu Sevgi: mükemmeliyetçi kişilerin hayatlarının birçok aşamasında hep olmuştur. Genellikle bireyin çocukluk döneminde sık sık maruz kaldığı bir duygu biçimidir. Bireyin, kendi değerini yalnızca başarıya ve hatasız performansa bağlamasıdır. “Ancak bir şeyi mükemmel yaparsam sevilebilir/kabul edilebilir/değerli olabilirim” inancı hâkimdir. Bu, genellikle çocukluk döneminde, sevginin veya onayın koşullu olarak verildiği ebeveyn tutumlarından kaynaklanabilir.
Ya hep ya hiç düşüncesi ile hareket ederler. İnsan zihnindeki bilişsel çarpıtmaların en yaygın olanıdır. Ufak bir kusur ya da hata, bireyi ve onun tüm çabasını tamamen değersiz kılar. Gri tonlara yer yoktur; ya mutlak başarı ya da mutlak başarısızlık vardır. Kişi her zaman en iyiye ve en mükemmele odaklandığı için başka durumları ve güzel yanları görmeme eğilimindedir.
Yoğun Öz Eleştiri ve Cezalandırıcı İç Ses Baskındır: Mükemmeliyetçi kişiler, genellikle dışarıdan bir eleştirmene ihtiyaç duymazlar. Çünkü kendi iç dünyalarında acımasız ve yargılayıcı bir eleştirmene zaten sahiptirler. Bu iç ses, başarıları çoğu zaman küçümser (“Bunu herkes yapabilirdi”) ve hataları ise facialaştırma eğilimde olur. (“Ne kadar beceriksizsin”). Bu eleştirel iç ses, kişide sürekli bir yetersizlik hissi yaratır. Mükemmeliyetçi kişiler ayrıca erteleme davranışını çok sık sergilerler. Bu aslında kendi içlerinde çelişkili bir durum olsa da kusursuz başlayamayacakları veya mükemmel bitiremeyecekleri korkusu, işe hiç başlamamayı dolayısıyla başarısızlık riskini almamayı daha güvenli bir seçenek haline getirir.
Her zaman mükemmel olma zorunluluğu bireyde ciddi psikolojik problemleri beraberinde getirmekte. Bu kişilerin kaygı ve stres seviyeleri çok yoğundur, sürekli birileri tarafından denetleniyormuş hissiyatına kapılırlar. Mükemmeliyetçi kişilikler bitmek bilmeyen yüksek standartlar arzusu nedeniyle bireyi fiziksel ve ruhsal manada tüketir. Sık sık gerçeklemeyen ya da tam manasıyla sonuca ulaşmayan durular nedeniyle yoğun hayal kırıklığı yaşarlar. Ruhunun dinlenmesine ve rahatlamasına asla izin vermezler. Mükemmeliyetçi kişiler sosyal ve duygusal ilişkilerinde de muhataplarının aynı kusursuzlukta ve yetkinlikte olmasını beklerler. Aksi durum onların tahammül seviyelerini fazlasıyla zorlamaktadır.























