(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Türk siyasi tarihinde geçmişten bugüne kadar, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları kamuoyunun gündemine sürekli geldi. Hatta bazı koalisyon hükümetleri, bu iddiaların sonrasında parçalanmak zorunda kaldı. Ancak yargı mercilerinin ve Yüksek Mahkeme’nin, dile getirilen iddialarla ilgili kapsamlı bir karar vermemesi ve Meclis çatısı altındaki siyasilerin de, tepkilerini gösterememesinden dolayı, yolsuzluk ve rüşvet gibi konular akamete uğramıştır. Yaşanan bu durumlardan dolayı da, toplumun olaylara bakışları basite indirgemiştir. Kısacası, halkın iktidar kanadının ve yargının cansiparane, CHP’nin yönettiği il ve ilçe belediyelerine yönelik yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına tepkisiz kalmasının temelinde de bu duyarsızlık yatıyor. Ancak TCK’nın 247, 252 ve 257. maddesi, rüşvetin, görevi kötüye kullanmanın ve zimmete para geçirmenin çerçevesini ayrıntılı olarak ortaya koyuyor. Ancak burada temel hukuki bir düstur ortaya çıkıyor. O da masumiyet karinesi. Bir kişi, suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşene kadar suçsuz kabul edilmelidir. Bu ilke, adil yargılanma hakkının temel taşlarından birisidir. Ceza hukukunda da, suçluluğu ispat yükü iddia makamına aittir. Sanık, suçsuzluğunu kanıtlamak zorunda değildir. İddia makamı, kısacası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bugün 6. dalgasını yaptığı soruşturmalarla ilgili halkın kafasındaki soru işaretlerini gidermek zorundadır. Bu noktada sadece bazı televizyon kanalları ve sosyal medya aracılığıyla, gözaltına alınan ve tutuklanan şüphelileri hedef göstermesi kanunen kabul edilemez. Bu noktada savcılık makamları, şüphelilerin masumiyet karinesine azami derecede dikkat etmesi gerekiyor. Bu noktada; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHM) 6/2. maddesine göre de, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır” maddesini de altını çizmem gerekiyor.
Gelelim Türkiye’deki temel soruna… Ne yazık ki, bazı siyasiler vatandaşa hizmet saikiyle çıktıkları yolda, zenginleşme yolunu tercih edebiliyorlar. Buda özellikle belediyelerde, yüksek rakamlı paraların dönmesi ve siyasilerin de, buradan oluşan kaynaktan nemalanma ihtiyacını kendilerine bir hak olarak görmelerinden ileri geliyor. Yukarıda izah ettim… Suç kesinleşene kadar, her şüpheli masumdur. Bundan dolayı, söz konusu iddialarla ilgili isim kullanmaktan ziyade, bir zihniyet eleştirisi yapılmasını daha sağlıklı ve ahlaki buluyorum. Kamuoyuna yansıdığı şekliyle, başta İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve yakın arkadaşları olmak üzere, hiçbir bürokrat ve memura, suçlu diyemem, bu konuda hüküm inşa edemem. Kaldı ki, adı üzerinde savcılığın başlattığı süreçte bir iddiadan ibaret. Neticesinde iddianame hazırlanıp, bir ağır ceza mahkemesinin yargılaması sonrasında oluşan tabloyla birlikte, bir hüküm vermeye başlayabiliriz ancak. Şimdilik, soru işaretlerini tabii ki taşıyalım. Ancak net ve çerçeveli cümleler asla kullanmayalım derim.
Evet, şüpheli yaklaşmak önemli. Ancak bazı temel sorunları da belirtmem gerekiyor. Türk toplumunda güzel bir değiş vardır. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diye. Tamam, başta büyükşehir belediyesi olmak üzere, ilçe belediyelerinde yolsuzluk, rüşvet, zimmete para geçirme ve irtikap suçu mevcut değil! O zaman bunun olmadığını, CHP Genel Merkezi ve il başkanlıkları kapsamlı olarak kamuoyuna anlatmalı değil mi? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı her soruşturmayı “siyasi bir darbe” söylemiyle kapatmak yeterli mi sizce? Bana göre değil! Yukarıda izah ettim. Hukuki olarak, masumiyet karineleri çiğnemeden bunlar topluma izah edilmeli değil mi? Kamuoyuna yansıyan görüntüler, iddialar ve şaibeleri insan duyunca, acaba demeden edemiyor. CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in de kafasında küçük bir soru işareti olmalı bence. Tabii ki, kadrolarına sahip çıkacak bir irade ve savunma göstermek zorunda. Perde arkasında da, özel ihaleleri ve sözleşmeleri didik didik inceletmek zorunda olduğunu düşünüyorum.
ÖZGÜR ÖZEL’İN ÖNÜNDEKİ TEK YOL: ŞEFFAFLIK
Buradan hareketle, özellikle Özel’in yakın çalışma arkadaşlarından Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut’a yönelik yolsuzluk iddialarının kamuoyunda geniş yankı oluşturduğuna şahit oldum. Özellikle bazı sosyal medya hesapları üzerinden Bulut’u hedef gösteren bazı iddialar mevcut. Ne yazık ki, bu gelişmeler sadece CHP’nin iç dinamiklerini değil, aynı zamanda Türkiye’de muhalefetin güvenilirliğini ve siyasi etik algısını da doğrudan etkiliyor. Bunun altını çizmem gerekiyor. Sosyal medyaya yansıyan haliyle baktığımda, Bulut’a yöneltilen yolsuzluk iddiaları; kamu kaynaklarının usulsüz kullanımı, yakın çevresine çıkar sağlama ve parti içi güç dengelerini kendi lehine şekillendirme gibi suçlamalar mevcut. Tabii ki, iddialar henüz yargı sürecine taşınmamış olsa da, medyada yer alması, kamuoyunda bir güven sarsıntısı yaratmış durumda. Özellikle İBB özelinde başlayan ve dalga dalga farklı il ve ilçelere sıçrayacağı izlenimi veren bu tarz grift ilişkiler, CHP lideri Özgür Özel liderliğinde “toplumla barışma” mesajı veren CHP için, etik tutarlılık açısından ciddi bir sınav niteliği taşıyor. CHP’nin son yıllarda “temiz siyaset” ve “hesap verebilirlik” ilkeleri üzerinden AK Parti iktidarını eleştirdiği düşünüldüğünde, partinin kendi içindeki bu tür iddialara karşı ne kadar şeffaf ve ilkeli davranacağı önem taşıyor. CHP lideri Özel’in ne yazık ki, bu tarz iddialardan dolayı başının ağrıyacağı aşikar.
Uzaklardan edindiğim izlenimlere göre; Özel’in Burhattin Bulut ile ilgili kamuoyuna yansıyan iddialardan dolayı rahatsız olduğu aşikar. Bunu saklamaya gerek yok. Bulut, her ne kadar savcılık makamına başvuracağını dile getirmiş olsa da, bir siyasinin yapacağı en iyi adım, kendisinin ve birinci derece yakınlarının hemen mal varlığını kamuoyuna açıklamaktır. Aksi durumda bu pis kokular, sadece Bulut’u değil, bu partiye gönül vermiş binlerce, milyonlarca seçmene de zarar verecektir. Bu açıdan, CHP Merkez Yürütme Kurulu’ndan gelen ilk açıklamalar oldukça temkinli. Parti Sözcüsü, “İddialar ciddi bir şekilde inceleniyor. Gerekirse parti içi disiplin süreci işler” diyerek kamuoyunun tepkisini yumuşatmaya çalıştı. Ancak bu açıklamalar, radikal bir temizlikten çok zaman kazanma hamlesi olarak algılandı. Bana göre; bu açıklama tavanda su döğmekten öte anlam taşımaz. Çünkü; bazı muhalif CHP milletvekilleri ve özellikle gençlik kolları, parti içinde daha net bir tavır alınması gerektiğini düşünüyor. Benim görüşüme göre; CHP gelecekte iktidar hayali kuruyorsa, kurduğuna da inananlardanım. Bu nedenle partinin yolsuzluk iddialarına karşı sergileyeceği duruş, sadece bu krizi değil, önümüzdeki seçimlerdeki oy potansiyelini de doğrudan etkileyecek bir özellik taşıyor. Şayet genel merkez, bu süreci şeffaf bir soruşturma ve gerekirse görevden alma gibi net adımlarla yönetemezse, seçmen gözünde “aynılaşma” riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bunun sonucunda da, muhalefetin AK Parti’ye karşı inşa etmeye çalıştığı “ahlaki üstünlük” zemini de ciddi bir darbe alacaktır. Bu ortam da, iktidarın arayıp da bulamayacağı bir sürecin kapısını aralayacaktır.
Son olarak; CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mart’tan sonra yakaladığı liderlik gücünü elinde tutmak istiyorsa, önce kendisine ve partisine sağlıklı ve stratejik bir yol haritası çizmelidir. Bu kapsamda, doğru yolculuğa ancak doğru insanlarla ve yol arkadaşlarıyla çıkmalıdır. Çevresinde, kendisinin ve partisinin gücünden menfaat elde etmek isteyen, yol arkadaşlarını ve yoldaşlarını arabadan bir an önce indirmelidir. Çünkü, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut ve diğer isimler hakkındaki yolsuzluk iddiaları, sadece kişisel bir skandal değil, partinin kurumsal reflekslerini, etik duruşunu ve siyasal stratejisini test eden bir durumdur ne yazık ki. Bu tarz derinlikli sorunlar, doğru yönetilirse CHP’nin kendi içinde bir temizlik ve yenilenme sürecine girmesine vesile olabilir. Ancak iddiaların üzeri kapatılmaya çalışılırsa, bu durum uzun vadede partiye duyulan güveni aşındırır. Ve iktidar alternatifi olma iddiasını zayıflatabilir. Gelinen aşamada, Cumhuriyet Halk Partisi’nin önünde iki yol var. Sayın Özel, ya statükoyu koruyarak kısa vadeli zararları minimize etmeye çalışacak. Ya da doğruluk, adalet ve etik ilkeleri uğruna radikal ama güven tazeleyici adımlar atacak. Her iki tercih de sadece bugünü değil, partinin gelecekteki kimliğini de belirleyecek. Şayet Genel Merkez, Silivri’de tutuklu bulunan Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarına destek olmak istiyorsa, bu adımları bir an önce atmalı. Aksi durumda yarın çok geç olabilir.






















