(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in önceki gün katıldığı bir televizyon programında yargının işleyişi ve verdiği kararlarla ilgili değerlendirmelerini dinledim. Sözsel olarak güzel konulara temas etti. Ancak bunun sahadaki yansıması, sözler gibi olmuyor ne yazık ki… Sonuçta Sayın Adalet Bakanı, sahadan geldiği için bunu en iyi kendisi biliyor. Ancak verilen kararlarla ilgili değerlendirme yapması yine de önemli.
Gelelim asıl meselemize… Dolandırıcılık iddiasıyla tutuklu yargılanan Seçil Erzan, gazeteci Fatih Altaylı’ya geçen hafta avukatı aracılığıyla bir mektup gönderdi. Altaylı’da kendi sitesinde bu mektubu ayrıntılı olarak ele aldı. Özellikle yargılama aşamasında bazı isimlerin listeden çıkarılmasına ve korunmasına tepki gösterdi. Aslında Türkiye’de eleştirilen temel nokta da bu zaten. Güçlü olanların yargı şemsiyesinden korunması artık herkesin malumu. Bunun için örnek vermeye hacet yok zaten…
Dolandırıcılık suçlamasıyla yargılanan bankacı Erzan hakkında verilen mahkûmiyet kararı, kamuoyunda yalnızca cezanın niteliği bakımından değil; dosyada isimleri geçen ünlü futbolcular ve spor adamları yönünden herhangi bir ceza soruşturması ya da kovuşturması yürütülmemesi bakımından da tartışma oluşturuyor. Özellikle Fatih Terim, Arda Turan, Semih Kaya ve Ayhan Akman gibi kamuoyunda tanınan isimlerin dosyada geçmesine rağmen haklarında herhangi bir işlem yapılmamış olması, “hukuki eşitlik” ve “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Nitekim Seçil Erzan söz konusu şahısların, kendisine yüksek faiz beklentisiyle borç para verdiğini, zamanında almadıklarında da tehdit ve şantaja başvurduklarını iddia etti. Mahkeme kayıtları ortadayken, hiçbir işlemin yapılmaması, yargıda elit seçiciliğini akıllara getirmiyor değil.
ARDA TURAN ALDIĞI FAİZLE İSPANYA’DA VERGİ CEZASINI ÖDEDİ!
Örneğin; Erzan’ın gazeteci Altaylı’ya gönderdiği mektupta bir kısım var ki, yaşanan skandalı gözler önüne seriyor. Bu durum karşısında yargının hiçbir adım atmaması da ayrı bir soru işareti tabii ki. Erzan, gönderdiği mektupta Arda Turan’ın kendisinden aldığı para ile İspanya’daki vergi borcunu ödediğini ve bu şekilde İspanya’ya geri gittiğini söyleyerek, “6,5 milyon dolara 1 ayda 7,5 milyon dolar aldığı halde, sunduğu belgede 13 milyon USD yazan faizli tutarı, ‘6,5 milyon dolar alacağım kaldı’ diyerek gerçek dışı beyanda bulunmaktadır” diyor. Bu ifade karşısında BDDK’nın, MASAK’ın ve Yargı’nın ortak hareket etmesi gerekiyor. Burada Türkiye’nin yakından tanıdığı bir futbol adamı var. Parasının da yasal yollardan bankaya yatırılması gerekiyor. Ancak kaynağı belirsiz bir para ve yüksek faizle bir kişiye veriliyor. Bir ay sonra da yüksek faiz alınıyor. Neresinden bakarsanız bakın suç. Yargı acilen Turan ve onunla aynı durumda olan futbolcu ve spor adamlarının hesap hareketlerini mercek altına almalı…
Türk ceza hukukunun temel prensiplerinden biri, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesidir. Bir kişinin yalnızca adı bir dosyada geçiyor diye ceza sorumluluğu doğmaz. Ceza verilebilmesi için; suçun maddi unsurlarının oluşması, fail ile fiil arasında illiyet bağının bulunması, kast veya taksir gibi manevi unsurun ispat edilmesi gerekir. Şayet bunların hepsi oluşursa ceza davasında netice elde edilir. Bu çerçevede, dosyada adı geçen kişilerin mağdur sıfatıyla mı, tanık olarak mı, yoksa şüpheli olarak mı yer aldıkları belirleyici olmalı. Eğer savcılık makamı, söz konusu isimlerin suçun faili ya da iştirakçisi olduğuna dair yeterli şüpheye ulaşamamışsa, haklarında kamu davası açılmaması hukuken mümkündür.
ÜNLÜ İSİMLER KORUNUYOR ALGISINI DEĞİŞTİRMEK GEREKİYOR
Diğer tarafta da, kamuoyundaki tartışmalar genellikle “bu isimler sistemden haberdar mıydı?” ya da “başkalarını yönlendirdiler mi?” soruları etrafında dönmekte. Ancak Türk Ceza Kanunu’na göre bir kişinin iştirakçi sayılabilmesi için; suçun işlenmesine bilerek ve isteyerek katkı sunması, faille ortak hareket iradesinin bulunması gerekir. Salt yatırım yapmak, para transferinde bulunmak ya da başkasını bir yatırım aracına yönlendirmek; eğer dolandırıcılık kastı yoksa, cezai sorumluluk doğurmaz. Ceza hukuku “şüpheden sanık yararlanır” ilkesiyle işler. Bu nedenle somut ve güçlü delil yoksa, kovuşturma yapılmaması hukuka aykırılık teşkil etmez. Buradan hareketle sporcuların hepsi bu sisteme bile isteye girmiştir. Bununda onlarca örneği var.
Bununla birlikte mesele yalnızca teknik bir ceza hukuku meselesi değildir aslında. Toplumda oluşan algı, “güçlü ve ünlü isimlerin korunup korunmadığı” sorusunu gündeme getirmekte. Hukukun meşruiyeti yalnızca doğru karar vermekle değil, aynı zamanda kararın adil görünebilmesiyle de ilgili olmalıdır. Bu yargılamada sadece Seçil Erzan’ın hedef seçilip, diğer şahıslarla ilgili sadece “mağdur” işlemi yapmak yargının güvenilirliğine zarar getirir. Bu açıdan yargılamaya sporcuların acilen dâhil edilmeliler. Ayrıca söz konusu şahıslarla ilgili kamu davası başta olmak üzere para hareketiyle ilgili de acil soruşturma başlatılmalı. Şayet savcılık, bu kişiler yönünden kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişse de, gerekçenin kamuoyuna açık ve ikna edici biçimde sunulması, yargıya duyulan güven açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
CEZA SORUMLULUĞU BİREYSELDİR
Sonuç olarak, bankacı Erzan’ın mahkûm edilmesi ile dosyada adı geçen diğer tanınmış kişilere işlem yapılmaması, hukuken tek başına bir çelişki oluşturmaz. Ceza sorumluluğu bireyseldir ve delile dayanır. Ancak yargı süreçlerinin şeffaf yürütülmesi, gerekçelerin açık biçimde ortaya konması ve eşitlik ilkesine dair tereddütleri giderecek bir iletişim dili kullanılması, adalet duygusunun korunması açısından hayati önem taşır. Hukukun aslında, yalnızca suçluyu cezalandırmakla değil; masum olanı da korumakla yükümlü olduğunu unutmamız gerekiyor. Bu denge sağlanabildiği ölçüde hem hukuk devleti ilkesi güçlenir hem de kamu vicdanı tatmin olur. Bu açıdan kamuoyuna Fatih Terim Fonu olarak yansıyan olayda, Seçil Erzan’a kayıt dışı ve faizle para veren tanınmış kişilerle ilgili de bir an önce hukuki adımlar atılmalı. Özellikle bazı eski futbolcuların, Erzan’a yönelik hakaret, tehdit, şantaj ve evinin basılması gibi hukuk dışı eylemleri de muhakkak adli bir soruşturmayla desteklenmesi gerekir.
























