(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Yukarıdaki sözler, Türkiye’nin tanınmış gazetecisi Uğur Dündar’a ait. Dündar, 7 Eylül 2018 tarihli yazısında, dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili’ni bu sözlerle tanımlamıştı. Dündar’a göre Okan Bato, “Türk yargı tarihine FETÖ darbesini önleyen savcı” olarak geçmişti.
Sadece o değil… İYİ Parti eski Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray da Savcı Bato’yu yakından takip ediyordu. Hatta tenzili rütbe aldığında arkasından, “Teşekkürler Okan Başsavcım” diyerek mesaj atmıştı.
Ama ne olduysa olmuştu… Bir dönemin kudretli savcısı Okan Bato, bir anda HSK’nın inceleme listesine alınmıştı. Hakkındaki bazı iddialar kurulun önüne gelmişti. Ancak HSK’daki “hatırı sayılır” dostları da şaibelerden sıkılmış olacak ki, ona sahip çıkmaktan vazgeçmişlerdi. Nitekim Yargıtay 7. Ceza Dairesi de savcı hakkında yargılama başlatmıştı.
Geçen hafta, bir dönemin kudretli savcısı hakkında mahkeme nihai kararını verdi. Ceza Dairesi’nin daha önce verdiği “haksız mal edinme” suçundan mahkûmiyet kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından incelenerek yerinde bulundu ve onandı. Kararın kesinleşmesiyle birlikte, İzmir’in en değerli bölgelerinde bulunan taşınmazlar için verilen zoralım (müsadere) kararı uygulamaya konuldu.
Bato’nun İzmir Karşıyaka ve Çeşme’deki konutları ile Bayraklı’daki lüks ofisi artık resmen devlet envanterine kaydedildi. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Bato’ya verilen 2 yıl 11 ay hapis cezasını da onadı. İlk derece mahkemesinin verdiği Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı nedeniyle Bato cezaevine girmeyecek. Beş yıllık denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği takdirde bu ceza adli sicilinden silinecek; ancak el konulan mallar iade edilmeyecek.
KAHRAMAN SAVCI DİYENLER SESSİZ…
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararının ardından sosyal medyada Uğur Dündar ve Aytun Çıray gibi isimlerin paylaşımlarına baktım. Savcı Okan Bato’ya sahip çıkan yoktu, ne yazık ki… Haliyle duayen gazeteci Uğur Dündar’dan, “Kahraman Başsavcı Okan Bato!..” şeklinde yeni bir paylaşım bekledim. Ancak Dündar, nerede duracağını iyi bilir. Böyle sisli bir havada Bato’ya destek mesajı asla atmaz.
Kaldı ki yargının kestiği parmak acımaz. Yargının verdiği karara herkesin saygı duyması gerekir. En çok da dönemin kudretli savcısı Okan Bato’nun…
Aslında Türkiye’de bazı isimler vardır; bir dönemin ruhunu tek başına özetler. Savcı Bato da onlardan biriydi. O sadece bir savcı değildi; sıradan bir yargı mensubu hiç değildi. 15 Temmuz sonrasında “devlet aklının” sertleştiği, hukukun olağanüstü hâl refleksiyle yer değiştirdiği bir dönemin simgesiydi. Bir zamanlar kudretle anılan bu isim, bugün malvarlığına el konulmuş bir sanık olarak anılıyor. Bu dönüşüm tesadüf değil. Bir kişisel çöküşten ziyade bir sistem portresidir aslında.
FETÖ BORSASI VE HAKSIZ MAL EDİNİM…
Bato’nun hikâyesi, gücün denetimsiz kaldığında nasıl yozlaştığının ders niteliğindeki örneklerinden biridir. Özellikle Okan Bato kararı, bütün yargıçlar için bir uyarı olmalıdır. Verdikleri kararlardan, irtibat hâlinde oldukları kişilere kadar her konuda dikkatli olmaları gerektiğini umarım anlamışlardır. Çünkü hukuk ağır aksak da olsa işler.
Dönelim Savcı Bato’ya… Hain FETÖ darbe girişimi sonrası oluşan siyasal ve toplumsal atmosfer, bazı yargı mensuplarını hukukun temsilcisi olmaktan çıkarıp olağanüstü yetkilerin fiilî sahiplerine dönüştürdü. O günlerde “mücadele” kutsaldı; sorgulamak ise neredeyse ihanetle eş tutuluyordu. İşte tam da bu iklimde adalet ile kudret arasındaki çizgi silindi.
Kamuoyunda “FETÖ Borsası” olarak anılan iddialar, bu silinmenin en çarpıcı ifadesiydi. Hukukun, suçla mücadele eden bir mekanizma olmaktan çıkıp pazarlık ihtimallerinin dolaşıma sokulduğu bir alana dönüşmesine kapı aralandı. Eğer bu iddialar olmasaydı bile, bir başsavcı vekilinin malvarlığındaki izah edilemeyen artış başlı başına bir alarm olmalıydı. Çünkü savcılar için sadece suç işlemek değil, suç şüphesi doğuracak bir hayat standardı bile başlı başına bir etik çöküştür.
SAVCI BATO’YA KİMLER GÖZ YUMDU?
Savcı Bato’nun bugün geldiği nokta, “bir savcı da yargılanabiliyor” tesellisiyle asla geçiştirilemez. Asıl soru şudur: Bu noktaya gelene kadar kim sustu, kim görmezden geldi, kimler alkışladı? Çünkü kudret yalnızca kullananın değil, ona itiraz etmeyenlerin de eseridir.
Bato’nun yükselişi yalnızca bireysel hırsla açıklanamaz. O yükseliş, denetimsizliğin, korkunun ve siyasi konjonktürün ortak ürünüdür. Bir dönem ekranlarda, manşetlerde, kulislerde adı “etkili”, “sert”, “dokunulmaz” sıfatlarıyla anılan bir savcının bugün haksız mal edinme gerekçesiyle malvarlığına el konulmuş olması, Türkiye’de adaletin nasıl bir ahlaki erozyona uğradığını göstermiyor mu?
Çünkü mesele yalnızca paranın kaynağı değil; hukukun hangi noktada araçsallaştırıldığıdır da. Savcı Bato portresi bir “düşüş hikâyesi” değildir asla. Öyle de okunmamalı… Daha çok, gücün denetlenmediği her yerde ortaya çıkan kaçınılmaz sonun hikâyesidir. Dün soruşturan, bugün soruşturulan; dün hesap soran, bugün hesap veremeyen bir figür olarak kayıtlara geçti Okan Bato.
Bato hakkında verilen bu karar bize şunu gösteriyor: Adalet, ancak adil olanların elinde anlamlıdır. Aksi hâlde en sert söylemler bile yalnızca gürültüye dönüşür.
Ve belki de en acı gerçek şudur: Bu ülkede adalet, çoğu zaman suçlulardan değil; kudreti doğru kullanamayanlardan yara alır.























