(The Turkish Post) – Kamil Aslan – Sinema ve dizi sektörü denildiğinde akıllara öncelikle Amerika’nın Hollywood ve Hindistan’ın Bollywood gibi merkezleri gelir. Bu merkezlerden hazırlanan dizi ve filmler bir anda dünya sinema severlerinin beğenisine sunulur. Tematik ve kavramsal kurgularla hazırlanan senaryolar milyonlarca sinema sevenin ilgisini çeker. Bunun sonucunda da milyon dolara mal olan bir senaryo, milyar dolarlık bir gelirin kapısını aralar.
Ayrıca Amerika ve Hindistan merkezli sinema filmleri ve dizileri, ülkelerinin dünyada tanınması, algı oluşturulması ve turistlerin dikkati çekmesi açısından da büyük bir önem taşır. Bu kapsamda ABD’nin istihbarat teşkilatları kimi zaman, bu birimlere milyon dolarlık örtülü destek vererek ülkelerinin dış politikadaki çalışmalarının tanınırlığı için ortam hazırlar.
Türkiye’de son dönemde sinema ve dizi sektöründe ciddi bir artış olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Televizyonda özel bir kanalı açtığınızda, sürekli yeni bir diziyle karşılaşmamanız artık çok sıradan. Ancak Türkiye’de sinema sektörü için aynı şeyleri söylememiz mümkün değil.
Siyasi eleştiriye girer düşüncesiyle sinema filmleri basit konulu ve aşka dayalı birkaç senaryodan ibaret. Bundan dolayı da izlenme konusunda ciddi bir sorun yaşanıyor. Kısacası sinemaseverler, dikkat çeker bulmadıklarından dolayı piyasaya yeni çıkan filmler hiç ilgi göstermiyor. Daha ziyade siyasi eleştiriye girmeyen ve basit temalı komedi filmlerini izlemek daha makul geliyor.
Yukarıda ifade ettim. Her gün bir kanal, yeni yaz dizilerini piyasa sürmeye başladı. Bu dizilerde temel konu aşk, aldatma ve aile arası gizemlerden ibaret. Haliyle dizilerin temel argümanı olarak kadınlar ön plana çıkıyor. Konular basit ve genel bir içerik taşımadığı için, bayan bedenleri üzerinde teşhircilik yapmak senaristler için daha cazibeli geliyor. Bu kapsamda bayanların derin dekolteli elbiseleri, mini etekler ve bedeni teşhir eden kıyafetler ön plana çıkıyor. Burada dizinin oyuncuları konudan daha ziyade ön planda yer alıyor.
Aslında ABD ve Hindistan sinema sektöründe ise senaryo ve konu, oyunculardan önce geliyor. Türkiye’deki temel sorun şundan kaynaklanıyor; izleyicilerin eğitim seviyeleri düşük olduğundan dolayı seyircilerin kadın oyuncularla, aldatma sahneleriyle ve aşk yalanlarıyla ekranda tutulması amaçlanıyor. Çünkü hangi kanalı açsanız, aile arasında yaşanan aldatma olayları, gayri meşru ilişki ağları ve kadın erkek ilişkileri toplumun ahlaki özelliğinin dışında tasvir ediliyor.
Haliyle bu dizilerin genç seyircileri de oluyor. İlkokul ve lise çağlarına kadar düşen seyirci profilleri dikkate alındığında, gençler buradan kendilerine yeni idoller oluşturuyor. Dizinin işlediği konular zamanla gençlerin belleğinde yer ediniyor. Ardından da gençler, arkadaş edinme, cinsellik, alkol kullanma ve uyuşturucu kullanma gibi senaryo bölümlerini hayatına tatbik etmeye başlıyor. Çünkü çevrenize baktığınız her gün yeni bir dizi karakterini görmeye başlıyorsunuz. Gençler ekranda gördüğü kadın ya da erkek oyuncuyu kendine figür olarak belirdiği için de onun gibi yaşama, konuşma, giyinme ve hayat yaşamaya başlıyor.
Devamını söyleme gerek yok sanırım.
Aslında dizi ya da filmler basit birer içerikten ibaret değil aslında.
Zamanla insanın zihin dünyasında yeşermeye başlıyor.
Tohum verdiğinde ise toplum, temelden sarsılmaya başlıyor.
Üzerinde özenle titrediğimiz gençlerimiz yağ gibi ellerimizden kayıp gidiyor.
Acaba senaryoları gözden geçirsek iyi olmaz mı?





















