(The Turkish Post) – ÜMİT TOPRAK
Yusuf Kenan’la Gazzeli bebek
Sen fosfor bombaları altında gözünü açtın.
İnlemeye bile fırsat bulamadın,
Kuş olup Cennete uçtun.
Gazzeli bebek; etrafında sevdiklerin,
Sımsıcaktı evin.
Elinde sıkı sıkıya tuttuğun bebeğin,
Uçuyorsun bulutlar üstünde şimdi.
Annenin kucağında,
Ben yıllar var ki, kimsenin olmadığı bir odada
Yapayalnız annemi bekliyorum.
Daha doğrusu ölümü…
Ne annem geliyor, ne ölüm.
Eriyorum günden güne,
Gelmiyorlar bir türlü
Bağlamışlar annemi diyorlar.
Demirden bağlarla…
Çatlıyor, çırpınıyor kuş gibi.
Ama kıramıyor dişleri, demirden kafesini.
Mektuplar yazıyor, ilgili makamlara.
İzin çıkmıyor, çıkmıyor bir türlü.
Acılarını getirmek istiyor dile.
Razıdır annem biliyorum.
Bana kavuşmak için, canını vermeye bile.
Ama bir türlü gelemiyor gelmiyor.
Bırakmıyor birileri, bitmiyor çile.
Suçu mu annemin?
Çok değil, çok çok ağırmış.
Fakir bir çocuğu eve çağırmış.
Pasta yapmış ikram olsun diye!
Tutuyorlar onun için zindanda.
Sahi zindan ne demek?
Gazze … Sincan… Silivri…
Senin de suçun Gazze’de doğmak.
O nedenle fosfor bombaları yağıyor üstüne.
Sen de annen de…
Bizimle farkınız yok,
Senin çaresizliğin tarif edilmez.
Acısının…
Bense kimsesizliğin…
Kanserden beter sancısının simgesi olduk.
Şu garip dünyada;
Bizi anlamıyor, en yakınlarımız bile.
Bize ses vermiyor, insanlık nedense.
İki melek görüyorum, yanında senin.
Biri ipek kanatlarıyla ruhunu taşırken titreyen,
Biri de canından sana can veren.
Ve üstüne kapanarak can veren.
Senin bedelinle ölüme koşan.
Ne mutlu sana Gazzeli bebek…
Annenin kucağında yürüyorsun Rabbine.
Benim annem yok yanımda…
Anneme hasret gidiyorum, dünyadan…
Doyasıya sarılmadan, öpülmeden, koklanmadan.
Kuş olup uçmak istiyor, benim de canım.
Bu dünyadaki tek muradım;
Anneme doyasıya sarılmaktı.
Onu da çok gördüler bana…
Demir parmaklıklar arkasına,
Süzüleyim istiyorum.
Ve yüreğine sarılıp oracıkta vereyim canımı.
Biliyorum; onun yüreğindeki yangını.
Söndüremez, dünyadaki bütün deryalar.
Ama bir kerecik kucaklasa beni…
Bir kerecik okşasa, ipek elleriyle saçsız başımı…
Bir kerecik koklasa bağrına basıp,
O teselli belki yaşatır, onu bana bedel.
Yıllarca fakir çocuklara daha çok pasta yapar.
Daha güçlü olur kolları…
Senin gibi uçsam sonra ben de…
Ama olmuyor; bir türlü.
Olmuyor işte…
Beni ölüme sürükleyen kanser değil…
Annemin yokluğu!
Anlamıyor doktorlar!
Seni katleden lanetli kavmin elinde kan, yüreğinde kan var
Sevgili anneciğim…
Hakkını helal et,
Benim de vaktim geldi.
Bir beyaz kuş tutuyor ellerimden…
Ben de gidiyorum, artık Gazzeli kardeşimle…
Sen de ne olur çok üzme, kendini olur mu?
Nasıl olsa zaman dar.
Nasıl olsa Rahman var,
Ve bağlanacak bir gün,
Seni de bağlayanlar.
Cennettin kapısında seni bekleyen
Oğlun Yusuf Kenan…





















