(The Turkish Post) – ÜMİT TOPRAK
Önce bir acı tespit! Para ve partiden de mühim bir konu: Toplumsal hoşgörüdür.
İktidar şehveti ve muhalefet körlüğü görmek ve göstermek istemese de hoşgörüsüzlüğün bir kangren haline geldiği ülkemizde, “kutuplaştırma siyaseti” hepimizi büyük bir felakete doğru adım adım sürüklemektedir. Tarihin son siyasi ve sosyal örnekleri ve komşu devletlerden Suriye, Irak, Libya’nın gözler önündeki durumuna rağmen akıl almaz bir basiretsizlik ve “şahıs veya kurumları putlaştırma” hastalığı bütün bir ülkenin bütün insanlarını hem de göz göre göre büyük bir felakete doğru götürmektedir.
Bugün dünyada ittifak etmiş bir kötülük şebekesi şahsı manevisi kurulmuştur. Bu şebeke hayatın bütün alanlarını (eğitim, sağlık, siyaset, ekonomi, medya, sanat, kültür, teknoloji, uluslararası ilişkiler) işgal etmiş durumdadır… Zamanın her anı, mekânın her milimetrekaresi bu zehirli şahsı manevinin parça tesirindedir ne yazık ki. Medya ve sanal alem bu manevi şahsın azat kabul etmez kölesi durumundadır.
Tek çözüm ise, herkesin her yerde demokratik bir hak olarak örgütlenip bu şer şebekesine karşı bir hayır ve iyilik şahsı manevisi kurmasıdır. Başka çıkar yol da kalmamıştır. Yani tarikat, cemaat, parti, dernek, grup, etnik köken, mezhep, meşrep ayırımı yapmadan herkesin “insanlık” ortak paydasında bir araya gelmesi ve tıpkı Mekke’deki “Hılful fudul” veya “Medine Sözleşmesi” gibi yahut da modern Avrupa’nın başardığı evrensel insan hakları ortak paydasında -her ne kadar bu hakları sadece kendi insanları için kabul edip diğer ülke vatandaşlarına reva görmeseler de- herkesle ve her şeye rağmen birlikte yaşamayı kabullenmeli, buna alışmalı, küreselleşen dünyada artık sınırların, bariyerlerin tamamen kalktığını görmeli ve çağa uygun yöntemler bularak birlikte iş yapma ve birlikte üretip tüketmeyi öğrenmeli, birlikte sorunları tartışabilecek demokratik olgunluğa yükselmeli, ortak ortamlarda kimseyi rengi, dini, etnik yapısı ile dışlamadan hoşgörü içinde yaşamalıdır.
Alevi-Sünni ile Türk-Kürt’le, laik-muhafazakarla, dindar-ateistle, Müslüman-Hristiyan’la, Atatürkçü bu ülkede yaşayan herkesle birbirlerini yok etmeye çalışmadan bir araya gelmeye razı olmalıdır. Kinle yatıp kinle kalkan siyaset dilini terk etmeliyiz. Kutuplaştırma siyasetinin kısa vadedeki faydasını bir kenara koyarak ülkeyi derinden derine mahvolmaya götüren bu tehlikeli yoldan geri dönülmelidir. Bu bir iktidar ve muhalefet meselesi değildir. Tarihin şahadetiyle her gün çevremizde gördüğümüz bir varlık yokluk realitesidir. Gelinen noktada yerküre bir köy haline gelmiştir. Paradigmalar değişmiştir Dünya değişirken buna ayak diremek aklen mümkün olmadığı gibi rüzgâra karşı tükürmek gibi anlamsızdır. “Asgari insanlık ölçüleri içinde birbirini dışlamadan, ötekileştirmeden, varlığını tehlike saymadan hoşgörü içinde yaşamayı artık hepimiz öğrenmek zorundayız. Aksi takdirde bu ülkede ve bu dünyada hiçbirimizin huzur içinde ve güvende kalması mümkün olmayacaktır. Hiçbir gencimiz, yaşlımız, kadınımız ve erkeğimiz de mutlu olamayacaktır.
Demokrasi biraz da empati yapmak değil mi?
Var mı itirazı olan?





















