(The Turkish Post) – Kamil Aslan
Avrupa takımları haziran ayında transfer sezonunun açılmasıyla birlikte bombaları ardı ardına patlattı. İspanya’dan Real Madrid, Barselona, İngiltere’den Manchester City, Arsenal ile Manchester United ve Almanya’dan Bayern Münih daha önce gözlem altına aldığı futbolculara ardı ardına imzalar attırdı.
Bu dönemin yine en gözde takımı olarak Real Madrid ön plana çıktı. Bordo Beyazlar, Karim Benzema, Marco Asensio, Mariano Diaz ve Eden Hazard ile yollarını ayırırken, onların boşluğunu Fran Garcia, Brahim Diaz, Jose Luis Mato, Jude Bellingham ve Arda Güler ile doldurdu. İspanya devi Mato haricinde kadrosuna kattığı oyuncuların 20’li yaşlarda gelecek vaat eden oyuncular olması dikkat çekti. Yine rakibi Barselona ise Türk yıldızı İlkay Gündoğan, Inigo Martinez ve Julian Araujo gibi isimlerle gücüne güç kattı.
İspanya bunlar olurken, gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’nde mücadele edecek olan Manchester City, Mateo Kovacic’i, Manchester United Mason Maoun’u ve Arsenal’da Declan Rice, Kain Havertz ve Jurrien Timber gibi isimlere milyon Eurolar vererek kadrosuna dahil etti.
Söz konusu transferlerin tek bir özelliği vardı. Futbolu ve futbol ekonomisini yakından takip eden her uzmanın bu dikkatini şüphesiz çekmiştir. İspanya, İngiltere ve Almanya takımları kadrolarına oyuncu dahil ederken, bilinçsiz bir politika ile transfer süreci yürütmemiştir. Milyon Euro bütçe ayırdıkları scout (futbolcu izleme komitesi) ekipleri tabii yerindeyse bir yıl boyunca Avrupa ligleri başta olmak üzere Asya ve Amerika liglerini takip ederek kadroya dahil edilecek yıldızlarla ilgili kapsamlı raporlar hazırlamıştır.
Söz konusu raporları inceleyen teknik ekipler de bu oyuncuların kadrolarına katılmasına yeşil ışık yakmıştır. Dikkat etmek gerekir ki, Manchester City, Manchester United ve diğer takımları fazla oyuncudan ziyade takımın sadece eksik bölgelerine oyuncu almışlardır. Bu da izleme ekipleri ile teknik kadroların planlı çalışmalarının en büyük sonucu olarak kayıtlara geçmelidir.
Avrupa’da durum bu kadar açıkken, Türkiye’de nasıl bir politika izleniyor. Aslında nasıl bir politika izlenmiyor dersek daha uygun olur. Türkiye’de transfer sezonunu her zaman spor gazeteleri açar. Transfer sezonu biteceği tarihe kadar ülkemize gelmeyen oyuncu kalmaz. Ronaldo ve Messi başta olmak üzere yıldız oyuncuların adları yılda bir defa da olsa, spor gazetelerinin manşetlerini süsler. Ne var ki, imza dönemi bittiğinde sadece ismi geçem yüzlerce oyuncudan maksimum biri ya da ikisi top oynama hak kazanır. Geri kalanlar bir sonraki sezon için raflara kaldırılır.
İşte son dönemde Türkiye’de iç yakan ve futbol dünyasının altını oyan ciddi sorunlar yaşanmakta. Takımlarımızın hiçbirinin scout ekibi olmadığı için, futbol devleri maalesef spor gazetelerinin ve menajerlerinin oyuncağı haline geliyor. Avrupa takımları alacağı oyuncuyu aylarca çıplak gözle izleyip, kadrosuna katarken, Türk takımlarının ise kapısına menajerler gelmekte. Tabiri caizse futbolun tüccarları ellerinde kalan futbolcuları pahalı fiyata satmak için takımların koridorlarında lobi yürütüyor. Spor dünyasında yer alan bazı gazeteciler ve yorumcular da bunların pazarlamasına adeta teşne oluyor. Yani kısacası win win (Kazan kazan) politikası. Menajer oyuncusunu istediği takıma sattığı zaman gazeteci de gerekli komisyonunu alıyor haliyle. Bunun onlarca örneğini sayarım size Türk medyasında…
Bundan dolayı da yerli ve yabancı menajerler, transfer döneminde taraftar baskısından çekinen yöneticilerin imdadına yetişiyor adeta. Sağlık raporu olmayan ve uzun süredir takımında kadroya dahi giremeyen oyuncuları pazarlamak için randevu üstüne randevu ayarlanıyor. Evet işin sonunda yöneticiler baskıdan kurtulmak adına bu oyuna geliyor. Oyuncu Türk takımlarına satan menajerler ise hatırı sayılır bir rakamı da komisyon olarak cebine indiriyor. Ne var ki kazanan oyuncu tüccarları olurken, kaybeden ise Türk takımları oluyor.
Son açıklanan rakamlara göre; takımlar en az 2,5 ile 5 milyon Euro arasında menajerlere ücret ödüyor. Bunu da çoğunlukla el altında ödemeyi tercih ediyor. Şayet takımlar bünyelerinde özel bir scout ekibi istihdam etse hem takımlarımız gelecek adına kazanacak hem de yeni yıldız adayları keşfedilmiş olacak. Real Madrid’in Fenerbahçe’ye 20 milyon Euro ödeyerek kadrosuna kattığı Arda Güler’i bu zaviyeden değerlendirmek gerekiyor. İspanya devinin scout ekipleri Arda’yı yıl boyunca hem antrenmanda hem maçlarda canlı izleyerek onun kalitesini keşfetti. Genç yıldıza 20 milyon gibi bir rakam ödemiş olsa da birkaç yıl içerisinde Arda Güler’in reklam, tanıtım ve bonservisiyle 100’lerce milyon Euro gelir elde edeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Türk takımları gelecek yıllar adına futbolcu izleme ekiplerine yatırım yapmamaya devam ederse, menajerlerin oyuncağı olmaya devam eder. Bunun neticesinde de milyar lirayı aşan borçlara her yıl yenileri eklenir. Tablonun sonunda da UEFA Türk takımlarına mali inceleme ve transfer yasağı koyarak bütün sistemini kapatır. İşte o zaman Beşiktaş ve Trabzonspor taraftarlarının başkanlarını istifaya davet ettiği eylemler daha artar.





















