(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye’de başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde intihar vakalarında son dönemde ciddi artışlar dikkat çekiyor. Bu değerlendirmeler ışığında bakıldığında özellikle Türkiye gibi nüfusunun yüzde 90’a yakınının inançlı olduğu iddia edilen bir ülkede söz konusu intihar vakaları normal karşılanmamalı. Bunun en önemli sebebi olarak da inanç esası ön plana çıkıyor. İntihar vakası bir bireyin yaşına dikkat edilmeksizin kendisini öldürmesidir.
Ne şekilde olursa olsun bir kimsenin kendisini öldürmesi de benzer bir ölüm klasmanında yer alır. Çünkü İslam dinine göre; intihar vakası Allah’ın yaratmış olduğu cana kıymaktır. Bu yüzden de büyük günahlar arasında yer alır İslam inancına göre. Çünkü insana canı veren Allah olduğu gibi, onu almaya yetkili olan da yine O’dur. Bundan dolayıdır ki; Müslüman toplumlarda yaşanan intihar vakaları, Avrupa medeniyetlerine göre daha azdır. İnançlı bireyler, başlarına gelen her sorun karşısında yaratıcıya sığınır. Ancak inanç kavramının olmadığı ve inançsızlık temelinin olduğu toplumlarda ise birey yaşadığı en ufak bir sorun karşısında canına kıymayı kolay bir yol olarak düşünür.
Şimdi ben bu yazıda, intihar vakalarının inanç kavramı üzerindeki etkilerine ilişkin bir yazı yazmayacağım. Çünkü bu konu benim alanım değil. Yani kendi hayatıyla yetinemeyen bir birey olarak, başkalarının inançlarını ya da düşüncelerini sorgulamak benim haddime değil. Ancak uzmanlık alanımla ilgili bazı anekdotlar paylaşmak istiyorum. Çünkü söz konusu intihar vakaları temel dinamikleri olan ve geri bildirimleri olan temel sorunlar arasında yaşanıyor. Yani bir birey yaşı fark edilmeksizin, intihar etmeye birkaç saniyede karar vermez. Bunun planlamasını günler aylar öncesinden yapar aslında gelecek tehlikeyi çevresine hissettirir. Bir nevi sesli ya da sessiz çığlık atar. “Benim elimden tutun. Ben canıma kıyacağım. Sorunların üstesinden tek başına gelemiyorum” diye.
Bu noktadan hareketle son bir haftadır Türkiye’deki sosyal medya mecralarını yakından takip ediyorum. Her gün bir vilayetten intihar haberi haber sitelerine düşüyor. Önceki gün de Ankara gibi bürokrasinin merkezi olan bir şehirde iki genç, peş peşe tren raylarına kendini atmış. Daha hayatlarının baharında olan iki körpe yavrucak gözlerini kapatarak ölüme meydan okumuşlar. Bir sonsuzluğa adım atmışlar. Arkalarından biz ise onların sessiz çığlıklarını duymamamın ezikliğini yaşıyoruz. Toplum o kadar duyarsız ki, akşam işinden evine dönen binlerce yetişkin, tren seferleri aksadı diye arkalarından vaveyla yapıyor. “İntihar edeceksen git başka yerde et! İnsanlar evlerine yetişecek. Yaptığına bak saygısızın!” şeklinde.
Ben kendi adına söyleyeyim. Biraz duygusal bir insanım, mesleğimden dolayı. Şu sözleri söyleyen bireylerin ben insan olduğunu düşünmüyorum. Bu bireylerin toplumun arasında hangi konumda yaşadıklarının da bilgisinde değilim. Belki de bu sözleri söyleyen cahiller birer anne ve baba! İşte vay bunların çocuklarının hallerine. Çünkü bu şekilde yaşayan bireyler bencil yapılıdır. Kendileri haricinde kimse umurlarında değildir. Evlatları dahil. İşte insanda ahlaki temel olmadığında karşımıza bu tarz bireyler çıkmaya başlıyor ne yazık ki.
Bense farklı bir pencereden bakılması gerektiğini düşünüyorum. Benim güzel ülkemin geleceğini şekillendirecek iki değerli birey hayatlarına son vermiş. Hem de kendi elleriyle. Ama ben ve benim gibi olanlar bu gençlerin raflara atmasına karşın ellerinden tutamamışız. İşte bu olayın acısı bile bize bir ömür boyu yeter de artar. Bu gençler okulunda, sokağında ve evinde sessizce günlerce bağırdılar belli ki. “Ne olur elimden tutunuz. Ben sorunlarla baş edemiyorum. Ben hayatıma son vereceğim. Ne olur kurtarın beni!” diye.
Biz ise ne yaptık? Arkamızı döndük sabahtan akşama kadar futbol, siyaset ve ekonomi konuşmaya devam ettik. Bu vurdumduymazlıktan dolayı daha hayatının baharında iki körpecik yavrucak hayatlarına son verdi. Sadece onlar mı öldü? Hayır bu çocukların anneleri de onların arkasında bir kefensiz bir bedene dönüştü maalesef.
Ey güzel ülkemin güzel insanları. Hayatlarına son veren kadın erkek, genç yaşlı bizim insanımız. Bu sessiz çığlıklara sakın kulağınızı kapatmayın. Bilin ki, komşunuzun evinde başlayan yangın bir gün sizin evinize de sıçrayabilir. Bunun önlemini almanız, almamız gerekiyor. Hayatlarına son veren bireylerin çocukluk ve ergenlik dönemi içinde bir takım zorluklar meydana gelmiş olabilir. Uyum sağlama baskısı, kim olduğunu anlama, zorbalık ve daha fazlası, çocuklar ve gençler için yönetilmesi zor olan durumlardan birkaçı. Gençler söz konusu bu baskılarla uğraşırken, biz habersizce şehrin sokaklarında elimizi kolumuzu sallayarak gezdik. Belki de sessizce yanımızdan bile geçtiler. Biz de duyarsızlığımızla yanlarından çekip gittik. Belki de hal ve davranışlarına bakarak, bir tiksinti ifadesi bile fırlatmış olabiliriz yüzlerine doğru. Söz konusu yaşanılan bu zorluklar bu kişilere çok fazla geldi. Ve önceki gün tren raylarına kendilerini bir hışımla fırlattılar. Arkalarında biz ise bakakaldık.
Toplumdan tek bir ricam var. Bu genç bireyler bizim evlatlarımız. Çocuklarımız… Hayallerimiz… Geleceğimiz… Şayet duyarsızlığımız devam ettikçe her yeni günde yeni bireyler hayatlarına kıymaya devam edecek. Biz önce gençlerin yerine kendimizi koyalım. Çünkü bizler de onların geçtiği dikenli yollardan geçtik. Benzer sorunlarla baş ettik. Biz mücadeleyi kazanmış olabiliriz. Ama evlatlarımız bu eşiği geçemediler. Ne olur duyarsız olmayalım. Gençlerimizin ellerinden tutup, onları anlamaya çalışalım. Çünkü yaş fark etmiyor… Herkesin dinlemeye ve dinlenilmeye ihtiyacı var. Bir kahve ve çay eşliğinde onları dinleyelim olmaz mı?
Son bir sözüm olacak. Yine bir internet sitesine baktığımda Savunma Bakanlığı’nın bir yılda öldürdüğü “terörist” sayısından sitayişle bahsediliyordu. Türkiye Bakanlığı bir yılda 300’e yakın ‘teröristi’ etkisiz hale getirdiğini bağırarak anlatıyordu. Sadece davul ve zurna eksikti maalesef! Allah akıl fikir ihsan etsin. Öldürdüğün, etkisiz hale getirdiğin insan değil mi? Biz öldürdüğümüz değil, kurtardığımız gençlerden övgüyle bahsetmeliyiz. Bu gençlerin terör örgütlerinin ağlarından nasıl kurtarırız diye toplumsal bir çalışma yapmalıyız. Biz gençlerimizi seversek, onları korur kollarsak, onlara değer verirsek zaten kimse kirli bir şer odağına katılmak istemez. Bizden söylemesi. Dil ve üslup muhatap için temel bir değer taşır. Bizlerde de gençleri içindeki bulundukları bunalımlı ortamdan çıkarmak için var gücümüzle mücadele etmeliyiz.
Son söz. Gençleri kazanmak ve toplumun bir parçası yapmak sadece ailelerin görevi değil. Toplumun bütün fertlerinin üzerinde bir sorumluluk.





















