(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Dünya kamuoyu yaklaşık iki haftadır İsrail ile Filistin arasında yaşanan gerilimi konuşuyor. Artık buna çatışma da denemez. Açık bir şekilde İsrail’in Filistin topraklarını işgal etme girişimi dersek daha doğru bir yaklaşım olur herhalde. Çünkü Hamas’ın İsrail topraklarında düzenlenen bir müzik festivalinde yaklaşık 400 kişiyi öldürmesi ve yüzlerce kişiyi de esir alması üzerine İsrail şiddetini her geçen gün artırdı. Özellikle de ABD Başkanı Joe Biden başta olmak üzere Avrupalı liderlerin İsrail lehine saflarını açık bir şekilde belirtmesiyle savaşın dozu daha da arttı. İsrail çocuk, kadın ve yaşlı demeden yaklaşık 7 bin kişiyi öldürdü. Dünya ise yaşanan vahşete dur demek yerine sessiz kalmayı tercih ediyor. Bu yaşanan trajediye ne zaman dur denileceğini ise kimse kestiremiyor. Muhtemelen bütün ipler İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ellerinde.
Baştan açıkça söylemekte fayda var. Hamas’ın sivillere yaptığı da bir terör eylemidir, İsrail’in masum Filistinlilerin bulunduğu iki hastaneyi vurması da. Her ikisi arasında hiçbir ayrım yoktur. Savaş hukuku çok açıktır. Savaş anında, çocuk, kadın, yaşlı ve hastalara dokunulamaz. Ayrıca kutsal mekanlarda bulunan kişiler de masum sivil konumundadır.
TÜRKİYE ARABULUCU OLMAK İSTİYORSA DAHA ILIMLI OLMALIYDI
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hamas ile ilgili yaptığı değerlendirmeyi de bir kenara koymak gerekiyor haliyle. Söz konusu kanlı saldırının ardından sokaktaki herhangi bir vatandaşın bu değerlendirmeyi yapması makul karşılanabilir, ancak bir ülke liderinin daha soğuk kanlı bir açıklama yapması beklenir haliyle. Ancak Erdoğan’ın Filistin davasına bakışı net olduğu için, düşüncesini çekinmeden söyleme ihtiyacı hissetmiş olabilir. Ama bu değerlendirme tabii ki diplomatik koridorlarda mutlaka gündeme gelecektir bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bu değerlendirmeyi şu açıdan önemsiyorum. Şayet Türkiye İsrail ve Filistin arasında arabulucu ya da garantör konumuna soyunmak istiyorsa daha ılımlı bir dil kullanılmalıydı. Çünkü bu açıklamanın hemen ardından İsrail kanadının Türkiye’nin arabulucu rolünü kabul etmesi beklemek biraz safdillik olur diye düşünüyorum.
EKONOMİK AMBARGO DEVREYE SOKULMALI
Şimdi gelelim asıl konuya… İsrail yaklaşıl iki haftadır Gazze’yi bombalıyor. Çocukların da ve kadınların da aralarında bulunduğu yaklaşık 7 bin kişi hayatını kaybetti. Bu sayı her dakika artıyor. Özellikle kara harekatının başlamasının ardından daha artacak gibi.
İsrail pervasızca kadın, çocuk, yaşlı ve genç demeden insanları öldürürken, İslam coğrafyası da sanki ortada bir şey yokmuş gibi izlemeye devam ediyor. Sadece Türkiye en üst perdeden ses vermeye çalışsa da, bu da yeterli değil. Belagat sanatının ötesine geçme vakti geldi de geçiyor artık. Suudi Arabistan’ından Katar’ına, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Mısır’ına, Lübnan’dan İran’ına kadar hiçbir İslam ülkesi ciddi bir adım atamadı ne yazık ki. Sadece bir konferans düzenlendi. İsrail ise söz konusu konferansı dikkate dahi alma gereği hissetmedi.
İSRAİL GAZZE’YLE YETİNMEZ…
Burada temel sorun Ortadoğu’nun milyarlarca dolarlık ticaret hacmini yöneten Arap ülkelerinin 6 milyonluk İsrail’e ekonomik ambargo dahi hiçbir seçeneği masaya koyamaması ise ayrı bir fecaat olarak duruyor. Şayet belagat ve diplomasi artık işlevsiz kalmışsa, başta Türkiye olmak üzere bütün coğrafya elindeki ticari kozunu masaya koymalıdır. Aksi durumda İsrail’in Gazze ile yetineceğini düşünmek avam tabirle safdilliktir. Çünkü ABD başta olmak üzere Avrupa’nın desteğini arkasına alan bir İsrail hükümetinin Hamas’ın gollük pasını sonuna kadar kullanacağından kimsenin şüphesi olmasın. Artık İslam coğrafyası için icraat vaktidir. Bugün yarın demeden İsrail ile ilgili ticari ve diplomatik ilişkiler bıçak gibi kesilmelidir. Bu ülke ile yapılan bütün ticari anlaşmalar da İsrail’in barış masasına oturacağı ana kadar askıya alınmalıdır.
İLK ADIMI TÜRKİYE ATMALI
Bu kapsamda ilk adımı da Türkiye atmalıdır. Söz konusu ülkeyle öncelikli ticari bütün ilişkiler askıya alınmalı, Arap ülkelerine de öncülük yapılmalıdır. Aksi halde Arap ülke liderlerinin konfor alanlarını terk etmeleri pek mümkün görülmüyor. Erdoğan, TBMM çatısı altında yaptığı açıklamanın devamını mutlaka getirmelidir. Başta Avrupalı dostları olmak üzere Körfez ülke liderleriyle ikili görüşmeler yaparak ticari ambargonun boyutunu artırmalıdır.
Şayet İsrail’e “One minute” denilecekse, ticari boykotlarla olmalıdır. Aksi durumda bu ülke siyasetçileriyle bir diyalog imkanı kurmanın yolu yoktur. Bu yolla Netanyahu baskı altına alınmalı, vatandaşlarının tepki odağı haline getirilmelidir.
Ama önce Hamas ile ilgili yapılan değerlendirme gözden geçirilmelidir. Ki İsrail halkında oluşan tepkiler de bir nebze azaltılmış olsun.





















