(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Türkiye’yi uzaktan takip etmek bazen bana büyük bir zevk veriyor. Bahsettiğim konu kesinlikle vatandaşların yaşadıkları sosyal ve ekonomik sorunlarla ilgili değil tabii ki. Beni heyecanlandıran şey, 1990’lı yıllarda Türkiye’yi kasıp kavuran Latin Amerika dizilerinde rastladığımız insanın aklına gelmeyecek entrikaların ülkemizde de varlığını göstermeye başlamadı. “Dallas, Zenginler Ağlar, Küçük Hanım ve Yaban Gülü” olarak bilinen Latin Amerika rüzgarları birkaç yıldır Türkiye’de esmeye başladı. Ne esme ama!
İnanır mısınız, insan gördüklerine duyduklarına inanamıyor bir anda. Uzaktan akıllı uslu, eğitimli ve entelektüel olarak bildiğiniz insanlar bir anda paranın kölesi olabiliyor bir anda. Bir dönem eski bir hocam gözümün içine bakarak, “Oğlum paranın satın alamayacağı insan çok azdır. Ancak kadına yenilmeyen insan yoktur” demişti. Ruhu şad olsun hocamın. Toprağı da bol olsun. Ne kadar da haklıymış. İnsan kazandıkça kazanmak istiyor. Elindekiyle yetinemiyor. İşte o zaman daha fazla suça bulaşmak zorunda kalıyor. Neticesiyse büyük bir şokla bitiyor. Kumarda olduğu gibi kazanan hep masa oluyor. Önce paraları topluyor. Oyuncuların önce ağzına küçük bir kaşıkla bal çalıyor. Ardından da kaşıkla verdiğini, kepçeyle ellerinden alıyor. Ardından oyuncularda büyük bir şok dalgası oluşuyor. Yıllardan beri biriktirdikleri servetleri biranda yok olup gidiyor.
Bunları neden mi anlattım? Anladığınızdan eminim. Diyorum Türkiye’de uzaktan gördüklerim kesinlikle bir dejavudan ibaret olamaz. Önce Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı, Türk Hava Kurumu Rektörü ve bir siyasi partinin milletvekilinin de aralarında bulunduğu büyük bir rüşvet çarkı ortaya çıktı. Birkaç hafta konuşuldu. Sonra siyasi partinin baskısı sonrasında milletvekilinin eşi tutuklandı. Olay bir nebze kapatıldı. Sonra sosyal medyadaki paylaşımlarıyla ünlü olan, ”kara para aklamak” ile suçlanan Dilan ve Engin Polat çifti dahil 12 kişi tutuklandı. Polat çiftinin bütün malvarlıklarına tedbir kararı alındı. Yapılan incelemelerde çiftin bazı grupların kara paralarını akladıkları iddia edildi. Hatta bazı çevrelerin söz konusu çiftin eski bir bakanla yakın olduğunu, bundan dolayı söz konusu kara para aklamanın eski bakan ve çevresine uzanacağını bile iddia etti. Bense uzaklardan elime çekirdeğimi aldım, çitlemeye başladım. Kavganın büyük olduğu aşikardı. Bende ringe çıkmış ünlü boksörleri izlemek için odamdaki locamı bile ayarlamıştım. Ama sevincim kursağımda kaldı. Dilan ve Engin Polat soruşturması daha tam aydınlatılmadan gizli bir el, olaya el attı. Bir anda sinema perdeleri karartıldı. Film bu kadardan ibaret diyerek, şarteli indirdi. Topluma da baş sallamaktan başka bir çare kalmadı maalesef.
Tam işime konsantre olmuşken, bu kez de futbolda şike soruşturması patlak verdi. Ama şunu uzaklardan söyleyebilirim. Futbolda dolandırıcılık suçlaması, kesinlikle Polat ailesine yönelik operasyonun etkisini kılmak içindi. Bunda da başarılı olundu gördüğüm kadarıyla. Türkiye’de gündemi kim planlıyorsa açıkça söyleyeyim, çok başarılı. Hiçbir insan aklı bu kadar derin operasyonları aynı anda yönetemez. Kesinlikle ayakta alkışlıyorum.
Bu hafta sinemalarda ve televizyonlarda “Terim Fonu” adı verilen muazzam bir pembe dizi var. Oyuncuları çok ünlü. Türkiye hepsini yakından tanıyor. Fatih Terim, Arda Turan, Emre Belözoğlu, Semih Kaya, Muslera ve Emre Çolak dizinin başrol oyuncuları. Yıldızlar karması bir bankanın şube müdürü olarak görev yapan Seçil Erzan’a bütün servetlerini kaptırmış. Hem de hiçbir zorlamaya tabii olmadan. Başka bankadan çektikleri paralarını valize doldurarak Seçil hanıma teslim etmişler. Ne kadar acı bir durum değil mi? Yaptıkları eylemin tek bir gerekçesi var: “Daha fazla para kazanmak. Ellerindeki paralarla, servetlerle iktifa etmemek.”
Filmin sonunu bir haftadır izliyorum. Bir yandan Seçil hanıma üzülüyorum. Yaşadıkları için. Bir dönem futbol dünyasına kazandırdığı için “gözbebeği” olan bir banka müdürü şimdi “dolandırıcı” suçlamasıyla yargılanıyor. Öyle ya da değil ben bilemem. Bunun cevabını yargı verecek. Ekranlarda bol gösteren uzman görünümlü şahıslarda değil. Bunu bilinmesi gerekiyor. Herkes Seçil Erzan’ı uzaktan dövüp duruyor. Ellerindeki serveti hanımefendiye teslim eden Terim’in, Arda’nın, Arda’nın Ayhan’ın ya da Selçuk’un hiç mi suçu yok? Yazıyı Seçil Erzan’ın cümlesiyle noktalayayım: “Faiz adı altında bu insanların aza tamah etmemeleri, çok kazanmak istemeleri beni bu hale soktu. Kazandırırken Seçil’dim, kazandıramayınca dolandırıcı oldum.”





















