(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Artık tarihte kalması gereken ‘yakıcı konuları’ tartışmakta üstümüze yok. Hayır, yanlış anlaşılmasın konuşmaya, tartışmaya karşı değilim. Beni rahatız eden tartışmaları ‘soğukkanlı ve sakin’ bir üslupla yapamamamız… Ve siyasetin ana gündemine taşıyarak bir kavga, kutuplaşma konusuna dönüştürmemiz… Politik sahada ise saflar belli.
Sanki üzerinden bir asır geçmemiş, dün yaşanmış gibi ve olayın sıcaklığı hararetini yitirmemiş gibi tarihi vakaları uç noktalara savrularak tartışıyoruz. Keşke anlamak ve dersler çıkarmak için geçmiş olayları eni konu konuşabilsek. Bugüne de faydası olur. Tartışmalar sadece cepheler arası salvolardan ibaret. Aslolan korkmadan tarihle yüzleşebilmek, mahallenin baskısına aldırmadan gerçekleri yerli yerine oturtabilmektir.
Bugün tartışmalar sloganların ötesine geçilebilmiş değil. Eski ezberlerde değişlik, önyargılarda esneme ara ki bulasın. Tarih bir kavga konusu olmamalı. Dünün kavgaları dün de kalmalı. Günümüzün yeteri kadar meselesi var zaten. Tarih ibret ve ders almak için bir laboratuvara dönüşmeli. Bu noktada Koca Akif’i hatırlamamak mümkün mü; ‘Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey! – Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? – ‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; – Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?’.
Bu mısralar hemen herkesin kulağına değmiştir. Sohbetlerde, kürsülerde çok sık okunur. Ama sadece okunur. Anlamlandırmak ve bir hayat felsefesine dönüştürmekten çok uzak kaldığımız da bir realite. Ve bu toprakların bir gerçeği, üzerinde yaşayan insanların bir karakteri. Ders çıkarmak, ibret almak yok. Onun için buralarda tarih tekrar tekrar aynen yaşanır.
Hani bir Hristiyan fıkrası anlatılır. Hazreti İsa’nın hayatını yeni okuyan Hristiyan sokağa çıkar ve hışımla Yahudi aramaya kalkar. Ve bulur. Anında yakasına yapışır ve ‘Benim peygamberimi siz ihbar etmişsiniz’ diye hesap sormaya kalkar. Yahudi ‘O olay 2 bin yıl önce yaşandı’ diye cevap verir. Hristiyan ise ‘Olsun beni yeni öğrendim…’ der.
Bakın tarihi tartışmalara birçok kişinin bu şaşkın ve saf Hristiyan’dan bir farkı olmadığını göreceksiniz. Geçmişi takılmak bugünü ve yarını da mahvediyor.
Bu kadar gevezeliği Şeyh Sait tartışmasına getirmek istiyorum. Zaman zaman alevlenen bir konudur bu. Güneydoğu halkının olaya bakışı farklı, ulusalcı, milliyetçi Kemalist kesimin meseleye bakışı farklıdır. İki uçta ezber cümleler tekrarlanır durur. Kimse olayın iç yüzünü araştırmaya çalışmaz, en azından mahkeme tutanaklarına göz atmaya bile tenezzül etmez.
Gerçeğin peşinde değildir çünkü durduğu yeri tahkim eden slogan ve ezber kâfi gelir. Size garip gelecek ama ben, Şeyh Said ile Said Nursi’yi aynı kişi zannedip, cehaletine aldırmadan ahkam kesen nice insanlar gördüm.
Evet, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, eski devrilip yeni kurulurken bir problem yaşandı. Adına isyan da diyebilirsiniz. Sinir uçlarına dokunulduğunu ve isyana teşvik edildiğini de söyleyebilirsiniz. Her yeni rejim beraberinde bu tip olayları getirir. İnkılap Tarihi derslerini hatırlayın, Anadolu’da isyan çıkmadık il var mı? Sadece doğu değil, batı il hatta bazı ilçelerinde. Geçiş döneminin kabullenilmesi kolay mı?
Şeyh Sait’in yeni rejimle sorunları vardı. Ama bu sorunları şiddete dönüştürmek bilinçli tercihi değildi. İstiklal Mahkemeleri’nin ünlü Başkanı Ali Kılıç’ın hatıralarında okumuştum. Şeyh Sait’e atfen şu cümleleri unutmam: ‘Benim başlangıçta muradım bu değildi. İsyan etmek istemedim. Şiddete karşıydım. İstemediğim halde olayın içine çekildim’.
Aklımda kaldığı kadarıyla yazıyorum, kitap elimin altında değil, yoksa bire bir alıntılardım. Bu yazının amacı da Şeyh Sait olayını irdelemek değil, siyasetteki tartışmanın yansımalarını yazmak.
Ama şu kadarını söyleyeyim, hadi dünün bahaneleri olduğunu ama bugün ‘Şeyh Sait’e vatan haini demek’ bana çok ağır hüküm gibi görünüyor. Pekâlâ ‘rejim muhalifi’ veya ‘rejim haini’ denebilir. Çünkü yaşananlara ciddi ve esaslı itirazları vardır. Bunları söylemekten ve tavır koymaktan da çekinmez.
Keşke soğukkanlı olarak meseleyi tartışabilsek sorun olmaz. Farklı düşünce ve görüşler olacaktır elbette. Bu yakıcı konuyu n tartışması, konuşmak bile mümkün değil. Ya hain cephesinde ya da kahraman cephesinde bulunacak ve gereğini yapacak mahallenizin korosunda yerinizi alacaksınız. Ortası yok.
Siyasette tozu dumana katan tartışma nasıl gündeme geldi? Diyarbakır’da kayyım bir caddeye Şeyh Sait’in ismini verdi. Son krizin çıkış noktası burası. AK Parti veya devlet kaynaklı yani. Kayyım kendi inisiyatifiyle böyle ‘cıss’ bir konuda hareket edebilir mi? Sanmıyorum. İktidardan hatta Ankara’dan habersiz böyle mayınlı bir arazide küçük bir adım atamaz. Atmaz da…
AK Parti’nin hesabı neydi? Diyarbakır’da böyle bir jestle seçim kazanması mümkün değil. Diyarbakırlı caddenin ismine bakarak AK Partili bir ismi başkan yapmaz. Herhalde amaç yerel seçimlere giderken bölge halkının sempatisini kazanmak olmalı. Batıdaki Kürt oyları İstanbul başta olmak üzere Adana, Mersin, Hatay gibi büyük şehirlerde kritik önemde.
Siyasette en sert tepki MHP ve İYİ Parti’den geldi. MHP Lideri Bahçeli ortağı olayın faili durumundaki AK Parti’ye değil meseleye itiraz etti. ‘Hınıslı Said bir vatan hainidir, yaşadığı dönemin terörist başadır, katildir, canidir, emperyalizmin uşağıdır’ dedi. Böyle nitelediğin bir ismi kayyım üzerinden, Cumhur ittifakında beraber yol yürüdüğünüz AK Parti caddeye verdi. Okların asıl hedefi AK Parti olması gerekmiyor mu?
İYİ Parti’de ise parti yönetiminin isteği doğrultusunda Diyarbakır kökenli Salim Ensarioğlu istifa etti, beraberinde büyük bir kütleyi de beraberinde sürükledi. Merkez sağ partisi olma iddiasındaki İYİ Parti biraz daha esnek davranabilirdi. İki uç görüşün parti bünyesinde barınabileceği bir atmosfer oluşturabilirdi.
Adnan Menderes 1957 seçimlerinde Şeyh Sait’in torunu Abdülmelik Fırat’ı yaşını büyüterek milletvekili yaptı. Amacı geçmişin yaralarını sarmak Ankara’dan bölgeye bir barış köprüsü kurmaktı. Abdülmelik Fırat daha sonra Demirel’in liderliğindeki DYP’de siyaset yaptı. Acı ama gerçek; Bugünün siyasi iklimi 1957’nin politik ortamından daha sert ve daha hoşgörüsüz. Akşener, Menderes’in çok gerisinde.
Buna karşılık CHP’nin genel başkanı Özgür Özel çok daha mutedil bir dil kullandı. Parti içindeki ulusalcı ve katı Kemalistlere rağmen. Belli ki AK Parti’nin stratejisini çözdü. Oyuna gelmedi. Meselenin Şeyh Sait olmadığını Bahçeli, Akşener anlamadı ama Özel kavradı. Bence de doğrusunu yaptı.
100 yıl öncesi istiklal mahkemelerinin zihniyetini bugüne taşımanın anlamı var mı? Kavgayı sürekli gündemde ve sıcak tutmanın kime ne yararı var? Tarih ders ve ibret içindir, kuru gürültü ve kavganın konusu olamaz, olmamalı.
Bu tartışmaya katılmayan tek parti var. O da AK Parti. Her gün konuşan, her yerde görüş açıklayan, her kürsüde nutuk atan parti yönetiminden ve milletvekillerinden şu ana kadar bir kelime eden çıkmadı. Neden herkes konuşurken AK Parti sessiz? Ne kayyıma bir laf var ne de tartışmaya bir katkı… AK Parti gibi bir parti bir tartışmaya sessiz kalabilir mi? Hayır. Mesele başka… Anlayan anladı, anlamayan oyuna geldi.
Evet, gördüğünüz gibi Şeyh Sait tartışması çok yönlü… Tarih algımızdan, siyasi tartışma üslubuna ve politik bir oyuna kadar uzanıyor. Ben burada kısaca çeşitli boyutlarıyla meseleye yaklaşmak istedim. Umarım, okur için faydalı olur.





















