(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
‘Herkesin bir siyasi kimliği vardır’ gibi iddialı bir cümle kursam bana itiraz eder misiniz? ‘Evet’ diyenlere meramımı kısaca şöyle izah edeyim: Siyasetsizlik veya falanca siyasi partiye tepki de bir siyasettir. Siyasetten uzak durmak, sandığa gidip oy vermemek de siyasi bir tavırdır.
Onun için siyasetten kaçış yok. Siyaset sevimsiz de olsa günlük veya uzun ömürlü hayatımızın önemli bir parçası. Benim hayatımın önemli bölümü siyaseti yakından izlemekte geçti, siyasetin aklınıza gelen tüm mekanlarında yıllarca dolaştım, sonra mücbir sebeplerden dolayı ara vermek zorunda kaldım. Aslında siyasi bir ortamın içine doğdum. Peder Bey iflah olmaz bir Milli Görüşçü idi. Hala da çizgisinden milim sapmadan yürüyüşünü sürdürüyor.
Yaşadığım travmalardan sonra siyasete mesafeliyim, hatta kırgın ve küsüm desem yanlış olmaz. Güvendiğim dağlara karlar yağdı. Yeşil bir vaha olmasını umduğum siyasi sahalar çöle, çorak araziye döndü. Nice siyaset adamları tanıdım, ‘ülkenin umudu’ diye baktığım… Ama günün sonunda… Hadi devamını getirip de başımı ağrıtmayayım. Siz anlayıverin.
Siyasette ‘dün’ ile ‘bugün’ çok farklı olabiliyor, ak siyaha, beyaz karaya dönüşebiliyormuş. Yaşayarak öğrendim. Bir siyaset büyüğünün dediği gibi dün dünmüş, bugün bugün.
Eyyamcılığın şahı olan bu söz meğer Türk siyasetinin bir gerçekliğiymiş. Türk İslam tarihine bir daha baktım, 4 halife dönemini istisna tutarak söylüyorum, sadece iki siyasi lidere şapka çıkarıyorum. İlki, ikinci Ömer diye nitelenen Ömer Bin Abdülaziz diğeri ise Aliya İzzetbegoviç.
Mesafeli ve soğuk duruşum politik gelişmelere kayıtsız kalacağım anlamına gelmez elbette. Ama bu kez yakından ve mekanından değil biraz yukarıdan yani tribünden takip ediyorum. Ve tecrübelerimin ışığında olayları analiz etmeye, siyasi gidişatın kodlarını çözmeye ve perde arkasını sizlere anlatmaya çalışıyorum.
Siyasete zorunlu nedenlerden dolayı biraz uzak kaldım dedim ya… Bu arada meğer neler olmuş neler. Gazeteci ve televizyoncu Hulki Cevizoğlu AK Parti’den milletvekili seçilmiş. Önce inanmadım, ‘hayır, olamaz, mümkün değil’ diye itiraz ettim. Doğruymuş. Perde arkasını keşke öğrenebilsem.
Daha soracağım kimseye rastlamadım. Nasıl oldu acaba? Cevizoğlu mu AK Parti’ye yaklaştı, yoksa AK Parti mi Cevizoğlu’na… Yoksa her iki taraf birbirine mi yürüdü. Bu iki zıt kutbun yan yana gelmesi mümkün değildi aslında. Eğer AK Parti bir gazeteci veya televizyoncu isme ihtiyaç duyuyorsa elinin altında çok fazla aday vardı. Neden Cevizoğlu’nu tercih etti? AK Parti kimliğinin Cevizoğlu üzerinde iğreti duracağını düşünüyordum ama Erdoğan’la birlikte görünme ve fotoğraflara girme çabasına bakınca ‘birbirlerini bulmuşlar, yakışıyorlar’ mı demem lazım bilmem. Cevizoğlu hayatında acaba AK Parti’ye hiç oy vermiş midir?
Benzer şoku Mehmet Ali Çelebi’nin birkaç parti dolaştıktan sonra ‘gerçek Atatürkçü ve laik parti’ diye nitelediği AK Parti’ye katıldığı haberini alınca da yaşadım. Çelebi, AK Parti’nin ihtiyaç duyduğu hangi boşluğu dolduruyor olabilir? Yoksa AK Parti’nin Çelebi’ye mi gereksinim mi vardı? Keşke bu siyasi transferlerin perde arkasını öğrenebilsem ve size iç yüzünü anlatabilsem. Şu ana kadar gerçeği bilene, kodlarını çözene denk gelmedim. ‘Fazla kurcalama, bazı şeylerin hikmetinden sual olunmaz’ türü cevaplar da bana göre değil.
Yazının başında herkesin siyasi kimliğinin bulunduğunu vurgulamıştım. Eskiden sokaktaki insan için bile bu kimlik vazgeçilmezdi. Falan ‘halkçı’, filan ‘demokrat’, öteki ‘selametçi’ denirdi. Bu kelimeler sadece birer sıfat değil bir siyasi rengi, bir yaşam tarzını anlatırdı. Ceket değiştirilir gibi kimlik değiştirilmezdi. Gömlek nerede giyilirse orada çıkarılırdı. Bu sosyolojik ve siyasi kültürün içinden gelen biri olarak siyasi renklerin birbirine karıştığı, safların flulaştığı mevcut siyasetin manzara-i umumiyesinin künhüne vakıf olabilmek beni aşıyor.
AK Parti belediye başkan adaylarını açıklarken haklı olarak herkes İstanbul’a yoğunlaştı. Çünkü bu seçimin merkez üssü İstanbul olacak. Duyurulan isimler arasında iki şehrin adayı dikkat çekiciydi. Muğla ve Eskişehir adayları… Her ikisi de dışarıdan gelen isim. Cevizoğlu ve Çelebi gibi uzak diyarlardan değil yakın mahalleden. Ama sonuçta ‘ithal aday’.
Yerel seçimlerde ‘aday profili’ sonuç üzerinde etkili olduğu için partiler siyaset dışı renkli, ünlü isimlere yönelir. Veya kazanmasına kesin gözüyle bakılan güçlü siyasi figürleri aday yapmaktan çekinmez. Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş gibi. Yavaş milliyetçi sağda siyaset yapan bir isimdi. Kazanacak aday peşindeki CHP ile yolları kesişti. Bu birliktelikten iki taraf da karlı ve haliyle memnun.
Muğla adayı Aydın Ayaydın partinin oylarına ilave oy getirecek güçlü bir isim mi? Ayaydın uzun süredir siyasetin içinde. Buna rağmen iz bırakan, etkili olmuş biri değil. ANAP ve DYP’de siyaset yaptı. Sonra CHP’ye geçti. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun danışmanı ve bu partiden milletvekiliydi. Bu kez AK Parti’de sahne aldı. Kendisi Mardin kökenli olmasına rağmen bir Ege şehri olan Muğla’dan aday. İş dünyasına yakın bir isim.
Açıklamalarından şu ana kadar AK Parti’ye oy vermediğini ve bu siyasi çizgiye mesafeli durduğunu biliyoruz. Diploma tartışmaları sırasında AK Parti’ye destek vermişti. Bu destek belli ki çok önemsendi. Önce kızı milletvekili listesine alındı sonra kendisine belediye başkanlığı için Muğla adaylığı önerildi. 2024 yerel seçimlerinde tarihe not düşerken Aydın Ayaydın’ın adaylığına en azından bir paragraf ayrılmalı. Ben de bu yazıyı bu amaçla yazıyorum.
Adaylar arasında bana ilginç gelen diğer isim Eskişehir adayı Nebi Hatipoğlu… 7 ay önce Meclis’e İYİ Parti milletvekili olarak girdi. Hatipoğlu da bir işadamı aynı zamanda. İYİ Parti’de istifalar daha çok muhalefet bloku karşıtı siyaset yüzünden. Hatipoğlu ise diğer istifacılardan farklı. Kısa süre bağımsız kaldı sonra AK Parti’ye dümen kırdı. Transferin perde arkasına ilişkin bazı iddialar gündeme geldi.
Çiçeği burnunda AK Partili Hatipoğlu şimdi AK Parti’nin Eskişehir adayı. Adaylığı skandalla başladı. ‘Gazetecilere asgari ücret tutarı kadar belediye şirketlerimizden para vereceğiz’ dedi. Bu bir cümlesiyle siyaset tarihinde kendine yer edindi. Ülkemizde siyasetçi-gazeteci ilişkisi sağlıklı değildir. Fakat bu kadarı da görülmemişti. Aday Hatipoğlu açık açık gazeteciye para vermekten söz etti.
Hatipoğlu iddialı olduğu için mi aday oldu? Eskişehir AK Parti’nin belediyeyi kazanamadığı bir kent. En güçlü olduğu dönemde bile CHP’nin gerisinde kaldı. Eskişehir’de bir Yılmaz Büyükerşen efsanesi var. İlerlemiş yaşına rağmen yine seçimlerin favorisi durumunda. Hatipoğlu onu zorlayabilir mi? AK Parti kazanamasa bile parti oylarının üzerine çıkacağını düşündüğü için mi aday yaptı Hatipoğlu’nu. Belki.
Siyasi hayatımızda transfer hikayelerini, dönen dolapları yakından biliyorum. Parti değiştirmeye itirazım yok. Yollar ayrılır, gömlekler çıkarılır, başka ceket giyilebilir. Değişimin kendisi kadar mahiyeti de önemli. Bu bazen olumlu yönde gerçekleşir bazen olumsuz yönde. Özellikle Cevizoğlu ve Çelebi’nin keskin ve sert dönüşümlerini anlayamadım. AK Parti’nin de bu iki isme kucak açmasının siyasi kodunu çözemedim. Ergenekon senaryoları bana inandırıcı gelmiyor.
2024 yerel seçimleri daha çok İstanbul ve Ankara adayları üzerinden konuşulup tartışılırken AK Parti’nin iki ana kentte Muğla ve Eskişehir’de ithal adaylarla seçime girme kararına dikkatinizi çekmek ve tarihe not düşmek istedim. Büyük Türk düşünürü Bahçeli’nin dediği gibi: ‘Her ceviz yuvarlaktır ama her yuvarlak ceviz değildir…’. Gerçi top veya küre gibi ceviz yuvarlak değil yumurta gibi ovaldir ama olsun… Steve Jobs ikonik Iphone tasarlarken telefonun diktörtgen biçiminde fakat köşelerinin keskin değil yuvarlak olmasında ısrar etmişti. İphone’larda görüldüğü gibi her dikdörtgen de köşeli değildir. Peki siyaset ne şekil?





















