(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bu gözler iddianamede adı hiç geçmemesine rağmen yıllarca tutuklu ve sonunda da ceza alan adaletsizlik örnekleri gördü. Mahkeme salonları, kuvvetli suç şüphesine müşahhas delil diye gösterilen ve tutuklamaya gerekçe yapılan yazı başlıkları karşısında sanığın ‘Getirin ‘yazı metinlerini’ deyince yazıları getiremeyen sadece başlıklara bakıp hüküm verenlere sahne oldu.
Amacım dava dosyaları arasında ‘adaletsizlik örneklerini’ arayıp çıkarmak ve sizinle paylaşmak değil. Can Atalay krizine giriş yaparken mecburen ülkenin içinde bulunduğu hukuk şartlarına dikkat çekmek istedim. Aklıma iki gündür şöyle bir soru takıldı: Bu dönemin adaletsizlik heykelini diksek acaba hangi dosya olurdu? Zihnim bu soruya cevap ararken hatırladım yukarıdaki iki adaletsizlik örneğini.
Bazı davalar var ki sadece adaletsizlikleriyle değil başka yönleriyle de öne çıkar. Ve simgesel hale gelir. Üzerinden değil yıllar, on yıllar geçse de unutulmaz. Tarihe mal olur. Toplum hafızasında ‘diri’ olarak her dem yaşar. Diyarbakır hapishanesinde mahpuslara işkence yapan bir ismin adı geçince hemen vicdanlar ayağa kalktı. Bunun gibi sürekli hatırlanacak Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un tabiriyle ‘Kanunlara işkence yapılıyor’ dediği davalar, dosyalar biliyorum.
Acaba dilimizi biraz sivrilterek ‘Adalete işkence yapılıyor’ desek çok ileri gitmiş olur muyuz? Mahkemelerde kolay kararlar veriliyor ama bir yazıda insan hüküm cümlesi kurarken kırk kere düşünüyor. Düşündüğünü de ifade ederken elleri terliyor. Hali anlayın yani. Ben ülkemi ve vatanımı seviyorum fakat burada yargılanmak istemem.
Hangi batı ülkesi olursa olsun orada yargılanmayı yeğlerim. Yine parmaklarımı titreten bir cümle daha. Ne yapayım, Allah beni akıl ve vicdan sahibi bir varlık olarak yaratmış. Akletmek ve düşündüğünü ifade etmek sadece insana mahsus. Diğer canlıların böyle bir özelliği yok. Bir beşerim, bir insanım ben. İşleyen bir zekâm ve sürekli faaliyet halinde olan dinamik bir aklım var.
Neyi yazacaktım, bak ‘adaletsizlik’ deyince klavyenin frenleri tutmuyor, nerede duracağımı kestiremiyorum. Ağzıma kadar doluyum demek ki, mevzu bir açılmaya görsün bir makale değil orta düzey kitap çapında söyleyeceklerim var. Öyle dağ başında sakin sakin pınarın oluğundan dökülen su gibi değil. İtfaiye hortumundan çıkan tazyikli su gibi sağa sola sıçratarak içimdekileri boca ederim. Şu an yaptığım da bu.
Daha fazla oyalanmadan konuya dönelim. Anayasa Mahkemesi’nin iki kararına rağmen Milletvekili Can Atalay tahliye edilmedi. Meclis’te olması gerekirken Silivri’de hala mahpus. Krizin ikinci devresi. Adına ‘yargı veya devlet krizi’ konan olayın ilk bölümü birkaç ay önce yaşandı. Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay birbirine girdi. Yargının en üst düzey iki kurumu karşı karşıya geldi. Siyasilerin açıklamaları krizi çözeceği yerde daha da derinleştirdi.
Muhalefet, Can Atalay’ın tahliyesini isteyen Anayasa Mahkemesi’nin yanında, iktidar ise müttefiki MHP ile birlikte tahliyeye karşı çıkan ve kafa tutan Yargıtay’ın yanında yer aldı. Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla ağırlaşan kriz unutulmaya terk edildi. Oysa siyasetin devreye girerek krizi buzdolabına kaldırmak yerine Meclis’te bir yol bulması gerekirdi.
Benzeri Şahin Alpay ve Mehmet Altan dosyalarında da yaşandı. Anayasa Mahkemesi’nin kararına numarası aynı olan yerel mahkeme direndi ve iki ismi de tahliye etmedi. Tahliye için 1 AİHM, 2 AYM kararı gerekti. Can Atalay olayında farklılıklar söz konusu. Atalay’da sadece yerel mahkeme değil, Yargıtay da devrede. Hatta siyasetin de eli var. Nasılını sormayın. O eli gören görüyor. Ben o eli başka dosyalarda da gördüm.
Can Atalay’ın dosyası ağır bir dosya anlayacağınız. Anayasa Mahkemesi ikinci kararında ayrıntılı gerekçeyle Atalay’ın neden tahliye olması gerektiğini tane tane anlattı. Sokaktaki insanın bile anlayabileceği sarih ve açıklıkta, hukuk kavramlarına boğmadan… Anayasa’ya ve kanunlar Can Atalay’ın yanında. Değil aylar 1 gün bile mahpusluk fazla. Siyasi bir dava çünkü. Seçilme şartlarını taşıyarak adını aday listesine yazdırdı ve halk mademki oy verdi. Hem hukuk hem de demokrasi Atalay’ın Meclis’te olmasını gerektirir.
Ben ikinci kararla birlikte ‘tahliye’ bekliyordum. Mahkemenin gerekçesini de okumak istemesi biraz ayak direme gibi görünse de hukukun gereğini yapacağının işaretlerini taşıyordu. Lakin öyle olmadı. Gerekçeyi Türkiye ile birlikte mahkeme üyeleri de okudu ve dosyayı Yargıtay’a gönderdi. Tahliye için tek umut Yargıtay kaldı. Umut diyorum ama oradan olumlu sinyaller gelmiyor.
Yargıtay bir önceki duruşu ve açıklamalarıyla çok sert taraf oldu. Şimdi oradan çark edecek? Suç duyurusunda bulunduğu üyelerin ikinci kararına nasıl ‘tamam’ diyecek? Anayasa, yasalar, mevzuat, içtihatlar… Bu kriterler göz önüne alınsaydı mesele bu noktaya zaten gelmezdi. Ne yargı ne devlet krizinden söz ediyor olurduk. Dosya üzerindeki elin neyi işaret edeceğine bakılacak daha. Anlayacağınız dosya çok ağır, kriz çok derin… Işık, biraz daha ışık göremiyorum ben.
Can Atalay’ın davası simgesel nitelik taşıyor. Bu dönemin hukuksuzluklarını, adaletsizliklerini anıtlaştırmak, sembolize etmek isteyenler onun heykelini dikebilir. Bu dava adaletsizlikte zirve değil. Lakin siyasi boyutu gereği uzun yıllar unutulmayacak. Hukuksuzluklar, adaletsizlikler Can Atalay’dan ibaret değil, yüzlerce, binlerce örnek var.
Onun için adalete can gerek. İnsanlar oksijenle nefes alır verir. Devletler de adaletle nefes alıp verir. İnsan oksijensiz, devlet adaletsiz yaşayamaz. Ben devletin adaletsizlikten boğulmak üzere olduğunu görüyorum. Ey halkım, ey okur sen de görmüyor musun? Nefes borusunu sıkan havasızlığın, adaletsizliğin hırıltılarını sen de duymuyor musun? Durum ciddi ve kritik…
Can Atalay örneği bile adaletsizliğin heykelini dikmek için yeterliyken hukuksuzluklar, adaletsizlikler karşısında bu derin sessizlik nedendir? Sustukça kriz ağırlaşıyor. Siz de farkında değil misiniz? İsrafil’in surunu andıran adaletsizlik çığlıkları neden duyulmaz? Adalet bahsini açınca içim daralıyor, kalbim acıyor, klavyenin tuşlarına engel olamıyorum ve onu size yansıtmak zorunda kalıyorum. Rahatsız ettiğimin farkındayım. Ama durum bu.
Hemen, şimdi adalete can gerek…





















