(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bütçenin konusu ekonomi yani rakamlardır, ‘siyasetin nabzı bu görüşmelerde atar’ demek isterdim ama maalesef bütçe müzakereleri son dönemlerde sıradanlaştı. Ne genel, ne bakanlık bütçeleri üzerindeki konuşmalar manşetlere çıkıyor.
Çirkin ve acı olay olmasa sokaktaki insanın bütçe görüşmelerinden haberi bile olmayacaktı. Siyaseti takip edenler geçmişte bütçe görüşmelerinin liderler için bir arenaya dönüştüğünü bilir. Liderler sadece Meclis’te değil Türkiye’de ses getiren nutuklara imza atar, performansları seçim süreçlerini, sandık sonuçlarını etkilerdi. Hiç unutmam gazeteler ertesi günü liderlerin futbolcularda olduğu gibi konuşmalarına yıldız verirdi. Haklarında izlenimler, analizler yazılırdı.
Vaktiyle çok bütçe görüşmeleri izledim. Özellikle komisyon safhası acemi gazeteci ve milletvekilleri için çok öğreticidir. Devleti tanır, kurumlar hakkında en ince detaylarına kadar bilgi sahibi olursunuz. Çok bilgilendirici, renkli konuşmalar dinledim. Zaman zaman tansiyon da yükselirdi. Yumruklar sıkılır, vekiller birbirlerinin üzerine yürür, ağızlardan hakaretler dökülürdü.
Kısa bir aradan sonra hiçbir şey yaşanmamış gibi gerilim unutulur, müzakereler kaldığı yerden devam ederdi. Bir bakanın dört saat ara vermeden konuştuğunu, bir başka bakanın da konuşmasını 10 dakikada tamamladığını hatırlıyorum. Gazeteler, televizyonlara bol malzeme çıkardı. Şimdi bakıyorum haberleri ara ki bulasın…
Acı olaya gelmeden tarihi biraz daha geriye doğru çevirelim. 1980 öncesi rahmetli MSP Lideri Necmettin Erbakan bir bütçe görüşmesinde kartonlara işlenmiş tablolarla süslediği konuşmasında ‘Böyle giderse yakında trilyona alışacaksınız’ diye seslenmişti milletvekillerine de mebuslar dalga geçmişti, ‘Hoca trilyon da ne?’ diye gülerek sormuşlardı.
Trilyon kelimesini ilk kez duyuyorlardı çünkü. Hayır, ben o oturumda yoktum, hikayeyi bir milletvekilinden dinledim.
Trilyon artık bugün herkesin dilinde. Merhum Süleyman Demirel de konuşmasında ‘brifing’ kelimesini kullanınca milletvekilleri birbirinin yüzüne baktı, ‘Bunun anlamı nedir?’ diye… Bana anlatan milletvekili gidip hükümet sırasında oturan bir bakana sorduğunu ‘Valla ben de bilmiyorum, ilk kez duyuyorum’ cevabını aldığını söylemişti.
Haydi bakalım bunları bulun ‘google’da… Yakın tarihin canlı tanıklarına kulak vermek ve kitap karıştırmadan siyasi geçmişin satır aralarını okuyabilmek mümkün değil.
Yazıya otururken her şeyi bilen google’a ‘41’ler olayı’nı sordum, tatmin edici bir cevap alamadım. 41’lerde bütçeyle ilgili bir siyasi olay. 1969 seçimlerinde yüzde 46,5’le tek başına iktidar olan Adalet Partisi’nde sıkıntılar baş gösterdi.
Partinin Lideri Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in adı ‘hayali ihracata’ karıştı. Hayali ihracat kavramı siyasetin gündemine Yahya Demirel’le girdi. Demirel süreci iyi yönetemeyince özellikle muhafazakar milletvekilleri rahatsız oldu. Hayır, düşündüğünüz gibi değil Yahya Demirel’e dokunuldu, yargı amca, dayı demeden üzerine gitti.
1970 bütçe görüşmelerinde 41 milletvekili hükümetin bütçesine ‘hayır’ oyu verdi ve AP hükümeti iktidardan düştü. Ve bu olay sağ siyasette bölünmeye yol açtı. Ferruh Bozbeyli’nin liderliğinde Demokratik Parti kuruldu. Bütçe deyip geçmemek lazım, hükümet bile devirirdi geçmişte. Bugün sistem değişti, Meclis’in yapısı değişti. Artık eski siyaset yok. Aslında siyaset yok.
Maziye fena daldık, tarihi günümüze getirelim. Son bütçe görüşmelerinde liderlerden sadece CHP’nin çiçeği burnunda Genel Başkanı Özgür Özel’in konuşması biraz ses getirdi.
Akşener, Davutoğlu, Karamollaoğlu, Ali Babacan, Fatih Erbakan gibi isimler milletvekili olamadığı için Genel Kurul’da konuşma hakları yok.
DEM Partisi’nin eş genel başkanı Tuncer Bakırhan konuşmasına Kürtçe cümleyle başladı. MHP Lideri tepkisini Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a gösterdi: ‘Böyle şey olamaz’. Örneğine sık rastlanan aşinası olduğumuz bir tartışma.
Bütçe görüşmelerine damgasını vuran acı bir olay… Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez konuşmasını bitirir bitirmez fenalaştı ve yere yığıldı. Meclis’te panik havası yaşandı. İlk müdahaleyi doktor kökenli milletvekilleri yaptı.
Ardından hastaneye kaldırıldı. Bu satırlar yazılırken sağlık durumu son derece kritik ve entübe haldeydi. Bitmez’in konuşması özellikle Filistin ve Gazze üzerinden AK Parti hükümetine sert ve ağır eleştirilerle yüklüydü. Son cümleleri bir alıntıydı; Bir başka partinin genel başkanı olan rahmetli Sezai Karakoç’un çok bilinen yazısından…
Şöyle ki: ‘Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar’.
Ve ne acı ki Meclis’in tutanaklarına AK Parti sıralarından yükselen şu sesler girdi: ‘Allah’ın gazabı böyle olur’. Bir milletvekilinin fenalaşması ve yere düşmesi karşısında söylenecek sözler mi bunlar? Bunun ne siyasette ne de insanlıkta yeri var. Ne yazık ki Meclis’in çatısı altında bu çirkin laflar söylenebildi.
AK Parti hanesine yazılan bu çirkinlik siyasi tarihin hafızasına kazındı. Günün sonunda rakamlar, siyasi atışmalar unutulacak ve bu çirkin sözler kalacak. Sonrasında kamuoyunda ve sosyal medyada oluşan tepkiler üzerine Grup Başkanvekili Özlem Zengin çirkinliği düzeltmeye kalktı ama ikna etmekten çok uzaktı.
Zengin, ‘Bazı arkadaşlarımız arkalarda olduğu için olayın ne olduğunu hemen anlayamamış olabilirler’ dedi. Olayın ne olduğu belli… Bir milletvekili rahatsızlandı, kürsünün yanına yığıldı. Ki bu düşme karşısında o çirkin sözler sarfedildi.
Buna amiyane tabirle düşene vurmak denir. Burada bir insan hayatı söz konusu.
AK Parti ile Saadet siyaseten yakınlığı olan iki parti.
Milletvekili profilleri de birbirine benzer. AK Parti vekillerinin iktidar uğruna katlanmak ve yutkunmak durumunda kaldığı konularda Saadet temsilcileri daha özgür. Çirkinliğin hiçbir bahanesi olamaz da siyasi yakınlık göz önüne alınınca durum daha da vahimleşiyor.
Bu acı olayın psikolojik, sosyolojik ve siyasi boyutları var. Gelinen nokta, kamplaşma, kutuplaşma, partizanlık bu manzara üzerinden okunduğunda vahametin ne denli ağır olduğu şüphesiz daha iyi anlaşılır. Üzüldüm ve ülkemin geleceği adına derin endişeye kapıldım.





















