(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bir önceki yazıda ‘Bütçe görüşmeleri manşetlere çıkmıyor’ diye yazmıştım. Kürsü anlamsızlaştı, nutuklar sıradanlaştı, oturumlar rutinleşti çünkü. 2023 bütçe görüşmeleri ‘acı olay’ ve ‘çirkinlik’ ile öne çıkmıştı. Ardından gelen ‘ölüm haberiyle’ tarihin manşeti atıldı. Bu bütçe görüşmeleri rakamlarla değil Hasan Bitmez ismiyle hatırlanacak.
Tarihin manşeti: Hayatını inancı uğruna ‘son nefesine kadar mücadeleye’ adadığını söyleyen bir siyasetçinin yaşamı kürsüde son buldu…
Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez’den söz ediyorum. Adını tarihe yazdıran bir milletvekilini yazıya konu etmezsem ‘tarihe not düşen’ gazeteci görevimi yapmamış olurum. Ayrıntılarını okumuş olmalısınız ama ben yine de Meclis tutanaklarına girerek bazı noktalara dikkat çekeceğim.
Öğrendiğim kadarıyla Hasan Bitmez aileden milli görüşçü… Kimi arkadaşları gibi iktidar nimetlerine dümen kırmayan, dava diye bellediği siyasi çizgisinden milim sapmayan, duruşu olan bir siyasetçi… Her seçim döneminde sokak sokak dolaşarak partisini ve milli görüş siyasetini anlatan bir dava adamı.
Çevremde çok insan küçümser ve yokluğa mahkum eder ama ben öteden beri Saadet Partisi’nin varlığını önemserim. Bugünkü iktidar kadrolarının yetiştiği iklim… O mektebin öğretisi ve ruhunu ne kadar taşıdıkları tartışılır. Rahmetli Erbakan’a göre hepsi de ‘Milli görüş mektebinden mezun olamadan, arka kapıdan kaçanlar… Ve bambaşka iklime savruldular’. Mektebin hocası o olduğuna göre söylediklerini dikkate almalıyız.
Önce AK Parti’ye omuz veren Erdoğan, Gül ve Arınç gibi isimler koptu bünyeden. Sonra Numan Kurtulmuş ve arkadaşları…
Erbakan bütün bu isimlere kırgın gitti. Ölümünden birkaç ay önce uzun sohbetim olmuş, Erdoğan ve Kurtulmuş’a dönük gönül yaralanmasının derinliği karşısında şaşkınlığa uğramıştım. Yeri gelirse bir başka yazıda teferruatıyla anlatırım.
Milli Görüş bir siyasi itirazdır. Bir karşı rüzgardır. Bir muhalefet hareketidir. Sisteme karşı ‘Adil Düzen’ arayışının adıdır. Onun için bu çizginin partisi Saadet’in, Türk siyasetindeki anlamı ve önemi rakamlara indirgenemez. Her zaman ve her zeminde sayısal olmasa da siyasi ağırlığı hep vardır. Ve bu korunmalıdır. Asla iktidar nimetlerine heba edilmemelidir. Zaman zaman yalpalasa da yerini korudu… Yoksa çok kolay, oğul Erbakan gibi AK Parti’ye eklemlenirdi.
Deneyim ve politik tecrübelere sahip kadrosu ve akil adamlar boyutu ayrıca kıymetlidir. Fakat elini uzattığında ulaşabileceği kadar yakın iktidar nimetlerine uzak durması çok değerlidir. Ve her babayiğidin harcı değildir. Siyaset bizde imkan ve güç elde etmek için yapılır. Siyasetçinin tek hedefi vardır; İktidar olmak, güç ve imkan elde etmek.
Saadet bunun istisnasıdır. Eğer fikir ve düşünce devlete taşınamayacaksa iktidar Saadet için anlamsızdır. Kuru bir kavgadan ve mücadeleden ibarettir. Bu iddialı cümleleri tanıklığıma dayanarak kuruyorum.
Saadet Partisi bana biraz ormanın içlerinde pırıl pırıl berrak suyuyla mecrasında akıp duran küçük gümüş dereyi hatırlatır. Her türlü yan unsurların karıştığı büyük bir nehir değildir. Endüstride kullanamazsınız, barajı beslemez, üzerinde gemiler yüzmez. Fakat suyu temiz, tatlı ve serindir kana kana içersiniz, hararetinizi giderir.
‘Saadet bu berraklığını yitirmemeli. Varlığını korumalı’ diye düşünürüm hep. Ses ve duruş olarak siyasette var olmalı. 1 milletvekili de olsa Meclis ve hitabet kürsüsü Saadet’ten mahrum olmamalı. Saadet’in sesi Meclis’in duvarlarında yankılanarak ülkeye dalga dalga yayılmalı…
Beni iki yazıdır olay mahallinden uzaklaştırmayan nedenleri anlamışsındır herhalde, ey okur. Milli Görüş havasının solunduğu bir ortamda büyüdüm. Onca fırtınaya, siyasi dalgalanmalara rağmen Peder Bey duruşunu hala ilk günkü gibi korumakta. Anahtar amblemli MSP çay bardakları yarım asırdır vitrinin en görünen yerinde durur.
Beni olay yerine çeken bir faktör daha var… O da rahmetli Hasan Bitmez’in son cümlelerinde saklı… ‘Biz sussak mesele kalmayacak’ diye başlayan son bölüm var ya… İşte o sözler üstad olarak bellediğim bir isme ait; Sezai Karakoç. Bu cümleler ‘Çağ ve İlham 1’ kitabında geçer. Sadece slogan yönüne değil ayrıntısına girmek isteyene Karakoç’un külliyatını en azından bu şiirsel ifadelerin yer aldığı eseri okumalarını öneririm.
Sezai Karakoç şairdir, düşünürdür ama aynı zamanda siyaset adamıdır. Bu kimliği pek nazara verilmez nedense. Kimse ondan bir parti kurucusu olarak söz etmez. Karakoç 1990’ların başında önce Diriliş Partisi’ni kurdu. Amblemi gül fidanıydı. İmkansızlıklar yüzünden seçimlere katılamadığı için kapatıldı. Sonra adını ‘Yüce Diriliş’ yaptı. Bugün tabelası hala binaları süslüyor. Ve son milletvekili seçimlerine katıldı.
Karakoç bu alemden göçtü. Yerini öğrencileri aldı. Mirası sahipsiz kalmadı. Bayrak yere düşmedi. Yüce Diriliş oy verebileceğim partilerin en başında gelir. Eyvah, siyasi çizgimi de açık ettim. Ama olsun bizde samimiyet esastır. Biz okuyanı, yazanı ile bir aileyiz çünkü.
Karakoç’un gayesi kuru ve basit bir iktidar mücadelesi değildi. Parti kurma sebebi ilginçti. Yıllar önce kendisinden, bir cumartesi akşamı Şehzadebaşı’nda bulunan parti binasında dinlemiştim: ‘Ben bugüne kadar hep yazdım. Yarın bana Hesap Günü’nde ‘Ey Sezai yazdın da ne oldu, niye söylediklerini, yazdıklarını hayata geçirmedin?’ diye sorulacak ben de ‘Ya Rabbi parti kurdum ama millet destek vermedi’ diye cevap vereceğim. Bütün çabam ve uğraşım bunun için’ şeklindeki sözleri hala hafızamda.
Karakoç’un iç ve dış siyaseti de içeren bir medeniyet misyonu vardı. Tanıklık ederim ki, yazdı, konuştu ve fikirlerini iktidara taşımak için parti kurdu. Sözleri siyasetçilerin ağzından düşmedi. Erdoğan ilk cumhurbaşkanı seçimlerinde onun şiirlerini propagandanın neredeyse merkezine oturttu.
‘Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır – Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır’ onun şiirindeki iki mısra… Unutmam o zaman, bir liderin bir başka parti liderinin sözleri üzerini alarak propagandasına malzeme yapmasını yadırgamıştım.
Karakoç’un rızası var mıydı? Tanıyanlar rıza göstermeyeceğini bilir. Yine de merak etmiş, sormuştum yakın çevresine ‘Hayır, izin vermedi. Şiirlerini reklamlarda kullanmak isteyenlere ses çıkarmazdı. O kapsamda kullanmışlar’ gibi bir sonuca ulaşmıştım.
Hatırlatırım, Karakoç Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde kendisine tevdi edilen ‘büyük ödülü’ almaya bile gelmemişti. Gelmezdi. Onun dünyası başkaydı. Ankara onun için çok uzak bir diyardı. O İstanbul sevdalısıydı. Ankara sadece bir şehir değil onun ötesinde simgesel ve ideolojik anlamları vardı onun için… Çankaya Köşkü’ne niye çıksındı ki… Ödül verenlerin de bu gerçeğin farkında olmaması mümkün değil.
Bu yazıya iktidar nimetlerine ‘hayır’ diyen babayiğitlerden biri olarak gördüğüm Hasan Bitmez’i tarihe not düşmek için oturmuştum. Her zaman olduğu gibi yazı dallandı, budaklandı. Bitmez’in son konuşması ‘Gazze’ üzerineydi. Ve sert iktidar eleştirisi içeriyordu. Şu sözleri unutulmasın: ‘Gemilerin gitmesine müsaade ediyorsunuz, utanmadan ‘ticaretimiz’ diyorsunuz, ‘İsrail’e gemiler’ diyoruz, ‘teröristlerle beraber’ diyorsunuz. İsrail’e gemilerle mühimmat taşıyorsunuz’ diyoruz, ‘CHP ile birlikte oldunuz’ diyorsunuz. ‘İsrail’le diplomatik ilişkileri kesmelisiniz’ diyoruz, ‘Meclis’te kolayı yasakladık’ diyorsunuz…’.
Tutanaklardan bu sözlere AK Parti sıralarından yükselen şu tepki sözleri de unutulmasın: ‘Bu kadar yalanı söylerken yüzün bile kızarmıyor. Yalan, yalan, külliyen yalan. Çok yalan söylüyorsun çok. Yalancı. Tamamen yalan. İki yüzlüsünüz, samimiyetsizsiniz. Yazıklar olsun. Yalancısın, iftiracısın. Siz hangi yüzle çıkıyorsunuz. Tamam bitti, otur sıfır. Otur, otur. Ahlaksız yalancı. Yalancı, tamam artık. Yazıklar olsun sana. Yazıklar olsun…’.
Zabıt katipleri eliyle tutaklara girmiş bu cümleler. Maalesef bu ağır ve çirkin sözleri söyleyenlerin başında da bir kadın milletvekili var. Sonrasında cevap verme hakkı var parti sözcülerinin… Burada ki amaç hatibini insicamını bozmak, korkutmak ve sindirmek. Mevzu zaten ağır, ancak kavgada söylenebilecek bu kadar sert sataşmalara kalp dayanır mı? Ve dayanmadı, son sözlerini söyledikten sonra Hasan Bitmez’in kalbi kürsüde durdu. Mücadelesini son nefesine kadar sürdürmüş oldu. Ölüme doğru başlayan yolculuğun başında çirkinlik zirve yaptı. Bazı milletvekilleri ‘Allah’ın gazabı böyle olur işte’ diye bağırdı.
Hasan Bitmez tarihin manşetine son nefesine kadar taşıdığı dava bayrağıyla yükselirken diğerleri çirkinliğin ete kemiğe bürünmüş vücutları olarak tarihe not edildi.





















