(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Adalet Bakanı Tunç duyurdu, yeni bir yargı paketi hazırlanıyormuş, kapsamı epey genişmiş. Birçok konu pakette mevcut. Beni ilgilendiren Bakan’ın ‘Bir ay ceza alan bile hapis yatacak’ sözüyle başlıklara çıkan bölüm oldu. Yeni düzenlemeyle suç işleyenin yanına kar kalmayacak, her suçlu cezasını çekecekmiş.
Denetimli serbestlik süresi otomatik 1 yıl değil de bir oran getirilerek beşte bir olabilirmiş… Burada parantez açıp sormak gerekiyor. Bugün denetimli serbestlik 1 yıl olarak uygulanıyor mu? Bakan Bey keşke hapishane yönetimlerinden uygulamanın dökümünü alıp bir baksa…
Denetimli serbestlik uygulamalarında bile adalet yok. Bazı hapishaneler 10 aylık, bazıları 6 aylık, bazıları da hiç oralı olmuyor. Hele bazı büyük yerler var ki uygulama bölümden bölüme değişiyor. Her mahpusun durumu farklıdır doğru ama benim söylediğim genel uygulama…
Kriter mahpusun karnesi değil. Tamamen hapishane yönetimlerinin inisiyatifi ve keyfi tutumuna kalmış durumda. İyi halden 80 puan alanların ödüllendirilerek onda bir oranında indirime gidilip tahliye olmasını öngören bir yönetmelik çıkmıştı. Uygulandı mı yoksa kâğıt üzerinde mi kaldı?
Neyse, bu örnekleriyle anlatılması gereken ayrı bir yazı konusu…
AK Parti Hükümeti ‘Bir ay hapis cezası alanların 12 gün hapishanede kalması gerektiğini’ düşünüyormuş. Bir siyasi partinin bu kadar hapishaneleri doldurmaktan yana olmasını anlayabilmiş değilim. Kesinlikle ‘adalet’ konusundaki hassasiyetinden değil. Başka sebepleri olmalı…
Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlu ölümlü bir trafik kazasının faili olmasına rağmen nasıl elini kolunu sallayarak Türkiye’yi terk etti? Hassasiyetin burada sergilenmesi gerekmiyor mu? Şu ana kadar kamuoyunu rahatlatacak bir açıklama yapılabilmiş değil. Tamam ‘Gündem Gazze’ ama adalet de hemen şimdi lazım. Olay soğuduktan sonra değil.
Paketin yılbaşından sonra Meclis’e gelmesi ve seçimden önce yasalaşması bekleniyormuş.
Hükümettir, Meclis’te çoğunluğu var, yapar. Ama benim itirazım var. Türkiye’de bir ‘yargı sorunu’ olduğu sağdan soldan toplumun ortak kanaati değil mi? AK Parti tabanı bile yargının işleyişinden memnun değil. Bakmayın fazla ses yükseltmediklerine kulak verirseniz adaletten yana ne kadar muzdarip olduklarını görürsünüz.
Kaç anket yayınlandı, hatırlamıyorum. Son 3-5 yılda okuduğum kamuoyu araştırmalarının haddi hesabı yok. Hepsinde tablo üç aşağı beş yukarı aynı. Yargıya güven 1071 yılından bu yana en düşük seviyede. Yargının olmazsa olmazı güvendir. Aksi düşünülebilir mi? Yargının pardonu olmaz. Filmi olur ancak.
Yaşanan dramların, çekilen acıların, parçalanan ailelerin, kaybolan hayatların telafisi mümkün mü?
Bu tablo karşısında her yerden siren seslerinin yükselmesi, alarm zillerinin çalması lazım. Durum vahim…
Maalesef ‘adalet çığlıkları’ mahkeme salonlarını aşmıyor. Ve hapishane duvarlarında yankılanıp duruyor. Yolun yarısını çoktan devirmiş biri olarak hiç bu kadar kolay tutuklama kararlarının verildiğine tanık olmadım. Dünyanın başka ülkelerinde de benzer örnekleri olduğunu sanmıyorum.
Bugün ‘kolay tutuklama’ ve ‘uzun tutukluluk’ yargının en ciddi sorunu… Güçlü kanıt, sağlam tanık, ağır iddia ve suç üstü halinde yargının vereceği ‘tutuklama’ kararına kim laf edebilir.
Mahkeme salonlarına kulak kabarttığınızda, avukatlar veya sanık yakınlarından dosya hikayeleri dinlediğiniz de ‘Böyle bir şey olabilir mi?’ diye tepki göstermemeniz, ülkeniz adına kahrolmamanız mümkün değil.
Günlerce, aylarca hatta yıllarca bir insanı özgürlüğünden yoksun bırakmak bu kadar kolay olmamalı. Gerçek suçluya kapılar ardına kadar açılmamalı.
AK Parti’nin uzun adı, Adalet ve Kalkınma Partisi… Adaleti isim olarak aldı. Neden? Toplumun adalet talebine bir cevap olsun diye. AK Parti’nin topluma adalet vaadi vardı. Bu sözünü yerine getirebildi mi? Gelinen noktada ‘ülkede hak, hukuk, adalet yerini buluyor mu?’ diye sormak hakkımız.
AK Parti tek başına 21 yıldır iktidarda… Sadece kâğıt üzerinde değil gerçek anlamda ‘muktedir’. Adate her dediği kanun hükmünde. Yasa çıkarmak AK Parti için çok kolay. Ülkenin yönetiminde ve Partinin başında okuduğu şiir yüzünden hapis yatan bir isim var. Erdoğan’ın efsaneleşmesinde haksızlığa uğramışlığın, mağduriyetin, suçsuz yere hapis yatmışlığın katkısı inkâr edilemez.
En yukarıdan en aşağıya AK Parti kadrolarının ‘adalet’ konusunda aşırı hassas olması beklenir.
21 yıllık iktidarın sonunda şu soruya hangi AK Partili gönül rahatlığıyla cevap verebilir: AK Parti’nin hayal ettiği ülke bu muydu? Gelinen noktadan hiçbir AK Parti’nin hoşnut olmadığını biliyorum.
Siyasal iktidarları değerlendirirken ilk kalem ‘adalettir’. Bir devre, bir iktidar dönemine ‘adalet’ kriterlerinden bakarak hüküm verilir. Eğer yönetim ‘adalet’ konusunda başarılı olamamışsa diğer kalemlere bakılmaz. Önce ‘adalet’ sınavını verecek ki sonra ekonomi gibi, dış politika gibi diğer alanlar gelsin. Adalet, yoldan da köprüden de barajdan da daha önemlidir.
Bir düşünür ‘Adalet kıtaların keşfinden daha önemlidir’ der. Keza Hazreti Ali’nin devlet dairelerine asılması gereken bir sözü vardır: ‘Adalet devletin dinidir’. Aslında bu vecizeleri bile hatırlatmaya gerek yok. Mahkeme salonlarında, Adliye Sarayları’nın görkemli duvarlarında ‘Adalet Mülkün Temelidir’ yazıyor. Hakimler, savcılar, avukatlar bu sözün altında mesai yapıyor.
Temelsiz mülkün yani devletin sağlam kalması mümkün mü? Temeli olmayan bir yapı ayakta durabilir mi? Mülkün temelinde sorun var. Ne yazık ki yargının verdiği ve vermediği kararlar ‘adaleti’ tesis etmekten çok uzak.
Hakemlerin ve hakimlerin kararları çok tartışılıyor ya… Acaba diyorum yargı da VAR sistemine geçmeli… Biliyorum sorunun şakaya gelir yanı yok.
1 ay ceza alan hapis yatsın tamam fakat yargının paketlere değil büyük reforma ihtiyacı var. Mevcut kanunların daha özgürlükçü yorumlanması ve kararlara dönüşmesi için Ankara’dan ülke sathına yayılması gereken ‘adalet iklimine’ oksijen gibi ihtiyaç var.
AK Parti’nin vaad ettiği adil ülke bu değildi. AK Parti kadrolarının adalet hayali böyle değildi.





















