(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bu yıl bir de buna ‘refah’ kelimesini ekliyorum. Çünkü ekonomi de adalet ve özgürlük kadar kötü durumda. Eskiden yılbaşı ‘yeni doğan’ bebeklerle haber olurdu, şimdi ise zamlarla… Birçok sitede yeni yılın zam haberlerini okudum. Artık ‘günlük geçim’ ortalama bir vatandaş için ciddi bir soruna dönüştü. Enflasyon, hayat pahalılığı bir musibet gibi çöktü toplumun üzerine. Pazarlar, marketler yangın yeri.
Onun için 2024 yılında adalete, özgürlüğe ve refaha hava ve su gibi ihtiyacımız olacak. Adalet ile refah arasında bir ilişkinin bulunduğunun farkındayım elbette. Adalet yoksa refah da yok. Özgürlüğün ve demokrasinin olmadığı yerden, insanlar da para da göç eder. Para serbest ortamı sever. Hürriyetin, adaletin ve demokrasinin üst düzeyde olduğu batı ülkelerinde ekonominin rayında gitmesinin sebebi bu.
Yeni yıl temennileri güzel… 2024’ten umutlu muyum? Ben aslında iflah olmaz bir iyimser, mutedil bir mizaca sahibim. Uçlarda pek dolaşmam. Orta yolun yolcusuyum. Buna rağmen ‘iyimser ve umutlu’ olduğumu söyleyemeyeceğim. Adalet, özgürlük ve refahı aydınlatacak bir ışık göremiyorum. Kara gözlüklerle bakmadığım halde. Umut sanki Kaf dağının arkasında. Oraya ulaşmak pek müşkül. Zümrüd-ü Anka kuşu olmak gerekir.
Yeni yıla girdiğimiz saatlerde zamanın ruhuna uygun şarkı ararken Erkin Koray’ın ‘Fesubhanallah’ çıktı karşıma. Filmleri bile neşelendiren herkesin bildiği şarkı… Ne diyor şarkı; ‘Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım Vallah’. Alemin keyfi yerinde olabilir. Aslında alemin de değil. Küçük bir tabakanın işleri yine tıkırında olabilir.
Toplumun ortalamasında yer aldığımı düşündüğüm benim halet-i ruhiyem 2024’te büyük değişiklikler yaşamayacağımız yönünde. Adalet yine kör topal, özgürlükler yok denecek kadar az, refah seviyesi diplerde. Yanılmayı ne kadar çok isterim. Ülkeyi yönetenler gibi umutlu olmayı da. Söyledikleri gibi ‘Şahlanış yılı’ olsa keşke. 2023’te olmayan şahlanışın 2024’te olması için bir sebep yok ki. Ben göremiyorum.
Bu kötümserlik veya karamsarlık değil. Gerçeklik… Kim istemez iyimser olmayı. Eğer şarkıyı çok kişisel bulduysanız bakınız şair ne diyor; Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader / Aldırma böyle gelmiş bu dünya böyle gider’. Ben şair kadar şartlara teslim olmadım. Aldırıyorum, etkileniyorum, ülkem adına üzülüyorum hatta kahroluyorum. Bu toprakların bu kadar karanlığı hak etmediğini düşünüyorum. Nasıl aldırmam?
Umut hiç mi yok? Olmaz mı? Var elbette. Her şey ölür umut hayatta kalır, asla ölmez. Umudumu da yazının bölümünde çok sevdiğim bir beyitle anlatacağım. Önce 2024’e kısaca bakalım. Bizi neler bekliyor? Herkesin kendi küçük hikayesi kendine. Büyük hikayenin içinde neler yaşanacak acaba? Ülke ne tür olaylara ve gelişmelere gebe? Her şey olağan seyrinde mi ilerler yoksa sürprizler yaşanır mı?
Yine ana gündem siyaset. Önümüzde seçimler var. Türkiye şu an yerel seçimlerin menzili içinde. 90 günden daha az bir süre kaldı. Yılbaşı mahmurluğu geçtikten sonra, tam gaz yerel seçim haberleriyle yatıp kalkacak ülke. Sırada adaylar var. Özellikle de iktidar blokunun İstanbul ve Ankara adaylarına kilitlendi siyaset. Her gün isim toto oynanmakta.
AK Parti’nin geç bile kaldığı söylenebilir. Adaylar belli olmadan saha çalışması yapmak mümkün değil. AK Parti’nin stratejisi futbol tabiriyle tam saha pres olacak. Özellikle İstanbul’da. Terinin son damlasına kadar çabalayacak İstanbul’u geri alabilmek için. AK Parti Lideri ‘Bütün milletvekillerini sahada görmek istiyorum’ dedi.
İstanbul için konuşulan birkaç isim var. Aday isim bolluğu içinden seçilmeyecek. Teşkilatlarda yoklama, anket ve görüşmeler yapıldı. Ama sanmayın ki bunlar belirleyici olacak. Aday liderin ajandasında yazılı. Ne temayül yoklaması ne anket isim üzerinde belirleyici. Ana faktör değil yani, belki biraz etkili olur. O yüzden kulis haberleri gerçekçi değil. Aday çoktan bellidir. Parti, kamuoyu ve adayın kendisi de yeni öğrenecek.
Bu bizim ‘isim toto’ oynamamızı gerektirmez. Ali Yerlikaya, Murat Kurum, Selçuk Bayraktar gibi isimler çok öne çıktığı muhakkak. Bunlardan biri olabilir.
Hatırlar mısınız bilmem bir yıl önce adı aday olarak hem İstanbul hem de Ankara için geçen bir siyasetçi vardı. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu… İki şehrin adaylığına da yakıştırılırdı. Ne oldu? Bakanlık gitti, adaylık söylentileri bitti. Siyaset böyledir. Bir varmış, bir yokmuş. Zirveden dibe düşmek çok kolaydır. Hem de basamak basamak değil. Küt diye kendinizi yerde bulursunuz.
Zirveye çıkmak da öyle. Bir anda kendinizi en yüksekte buluverirsiniz. Siz çabalarınızla belli bir noktaya kadar gelirsiniz, potaya girersiniz gerisi İrade’nin tercihine kalmış. Adına nasip deyin, kader deyin, baht deyin… Bahtınızı da tahtınızı da kendiniz yapamazsınız. İrade öyle buyuracak. Türk siyasetinin realitesidir bu. Soylu sadece bakanlığı kaybetmedi, siyasi geleceğini de yitirdi. Sürpriz olmaz mı? Zayıf ama mümkün elbette.
Şimdi gözler adayların bir iki gün içinde açıklanacağı AK Parti’de. İsimler belli olduktan sonra tekrar değerlendiririz. CHP bu konuda birkaç adım ileride. Daha çok İzmir, Aydın gibi büyükşehirler merak konusu.
Yılın en az yarısının yerel seçim tartışmalarıyla geçeceğini düşünüyorum. Seçimlerden sonra da kazanan, kaybeden tartışmaları. Sonuçların siyaset üzerindeki etkileri. Özellikle de İYİ Parti bugünden birçok gelişmeye gebe. Seçimlere müstakil ve hür olarak girme kararı veren Akşener büyük risk aldı. Eğer başarılı olamazsa, partinin oyları çok düşerse koltuğunu koruyamaz. İstifalara bu kez genel başkanın istifası eklenir. Oylarını arttırır birkaç şehir kazanırsa yepyeni mecralara yelken açar. Merkez sağa doğru yeni bir yürüyüşe başlar. 31 Mart’ta İstanbul ve Ankara’da kimin kazanacağı kadar, İYİ Parti’nin durumu da merak konusu.
Seçimi siyasetçiler, adaylar kazanacak. Peki halk ne kazanır? Seçim geçime ne etki eder? Seçim ekonomisinden bir nebze nasibini alır. Ama Nisan’dan sonra aldığını misliyle kaybeder. Toplumun refah düzeyine bir katkısı olmaz seçimlerin. Adalet ve özgürlüklere de… Benim baktığım yerden ülkenin ufkunda bahar görünmüyor.
Geldik yazının sonuna… Kara bulutları dağıtacağımızı söylediğimiz yere. Amam, umutlar yok da… Bu sebepler dünyasına baktığımızda öyle. Sebepler aleminin ötesinde de bir dünya var. Esrarını çözemediğimiz bir dünya bu. Yine şiire müracaat ediyorum. Çünkü bu görünmez dünyayı en iyi şairler hisseder. Hani Orhan Veli diyor ya; ‘Bir yer var biliyorum; / Her şeyi söylemek mümkün; / Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; / Anlatamıyorum’. Ancak şairler yaklaşabilir oraya.
O kadar da umutsuz olmaya, enseyi karartmaya gerek yok.
Ey sebep çık aradan. Diyor ki şair: ‘Kaza her feyzini, her lütfunu bir vakt için saklar / Fütur etmek sakın milletteki za’f-u betaetten’. Süleyman Demirel 12 Eylül darbesiyle devrildiği ve sürgüne yollandığı günlerde en çok bu beyti okurmuş. Nazlı Ilıcak yazmıştı. O Demirel, sürgünden tekrar siyasetin zirvelerine Çankaya Köşkü’ne kadar tırmandı.
Kader hakikaten lütfunu bir an için saklamış… Türkçesini anlamakta zorlananlar için sadeleştireyim: ‘Kader her feyzini, her lütfunu bir vakit için saklar / Milletteki zaaf ve gevşeklik yüzünden ümitsizliğe kapılma’. Dağılsın şimdi kara bulutlar. Işık her zaman var. Güneş bulutların ardında. Kader’in lütfunu, feyzini ne zaman sakladığı yerden çıkaracağını bilmek zor. Varlığını bilmek bize yeter. Ümitsizlik yok, karamsarlık yok. Kim bilir 2024 her türlü lütuf ve feyizlerin doğacağı ve üzerimize sağanak sağanak yağacağı ne tür sürprizlere gebedir.
Her şeye rağmen 2024’te umutlu olmak için birçok neden var. Yeni yıl Adalet, Özgürlük ve Refah yılı olsun…





















