(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Gerçek şu ki ihtiyar dünyamız güneşin etrafındaki turunu tamamladı. Dünden itibaren 365 günlük yeni yolculuğuna çıktı.
Eğer güneşin battığını saatten, günlerin akışını takvimden, yılların döngüsünü rakamlardan takip ediyorsanız 2023’ten 2024’e geçişin sizin için anlamı ve önemi başkadır. Ben bir zamanlar mekanik zaman göstergelerine saate ve takvimlere mesafeliydim. Sabahın olduğunu ufka bakarak anlar, öğle vakti için başımı göğe kaldırır, akşamı ise güneşin batışından bilirdim. Ellerim ceplerimde, dudaklarımda ıslık, başımda kavak yelleri esen hey gidi yıllar hey…
Yılların geçtiğini nasıl mı fark ederdim? Biraz, ‘Kuzular bize söyler yılların geçtiğini’ mısrasında dediği gibi… Benim koyun sürülerim yoktu. Sihirli camlara yani aynalara bakardım. Aynalar söylerdi bana senelerin akıp gittiğini… Ah şair alıp beni çocukluğuma götüren ‘Bingöl Çobanlarını’ ne iyi anlatırsın.
Hele şu birkaç mısra aklıma düştükçe çobanın trajedisi karşısında gözlerim nemlenir: ‘Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burada / Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam / Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda / Suna’mın başka köye gelin gittiği akşam’. Hem kuzusundan, hem Suna’sından olan çobanı bayırlarda kim teselli eder?
O yıllarım geride kaldı. Şimdi vakitleri takip edebilmek için ufka, güneşin hareketlerine değil kolumdaki saate bakıyorum. Moderniz romantizmime galebe çaldı. Artık ben de çevremdekiler gibi günleri, ayları, yılları takvim yapraklarına bakarak anlıyorum. Zamana uydum, zamane oldum.
Görüyorum ki 2023 gitti, 2024 geldi. Eskiden olaydı giden yılın ‘en’lerini çıkarır, bir senenin en çarpıcı olay ve kişilerini anımsatırdım. Kısaca bazı hatırlatmalar yapacağım yine. 2023 yılını dolu dolu yaşayamadığımdan 365 günün özetini çıkarabilmek mümkün değil. Kaybolan yıllarımın içinde 2023’ün 7 ayı da vardı. Yılın yarısından fazlası şeb-i yeldamın içinde geçti. Yani sabahı olmayan uzun geceme dahildi. Benim hikayem içinde 2023 güneşimin doğduğu bir yıl oldu. Hayatıma çöken karanlık ve sis dağıldı. Pek oksijeni ve hijyeni yeterli olmasa da özgürlük havasını tekrar teneffüs etmeye başladım.
2023 bu coğrafya için acılarla dolu bir yıl oldu. Hangi yıl acıdan nasibini almadı ki… Doğru gözyaşlarının dinmediği bir toprak parçasının üzerindeyiz. Daha doğrusu dünyalı olmanın bir bedeli bu. Burası Cennet değil. Bir sürgün yeri… Bir gurbet. Ama burası trajedi içinde trajedilerin yaşandığı bir yer. Toprağın acıyla yoğrulduğu bir coğrafya. Coğrafya ise üzerindeki insanların hayatlarını belirleyen hem bir kader hem de karakter. Eğer bir insanı tanımak istiyorsanız önce nereli olduğunu sorunuz. Memleketini öğrenince kişiliğinin ve karakterinin ipuçlarını yakalar, az çok kanaat sahibi olursunuz. Ben öyle yapıyorum, pek de yanılmıyorum.
2023 acıların, ıstırapların yılı dedik ya… Fazla detaya girmeden sadece iki olaya dikkat çekeceğim, biri içeriden diğeri dışarıdan. İlki deprem… Adını bile tam koyamadık. Maraş depremi diye nitelendi. Oysa geniş bölgeyi etkiledi. Bir şehirle anmak yerine bölge depremi dense yeridir. Sabaha karşı ülkenin bir bölgesi yerle yeksan oldu. Peş peşe iki deprem mi yoksa ilkine yakın büyük bir artçı mı tam çözülemedi. Sarsıntı toprağın üzerindekileri yıktı geçti.
Anadolu topraklarının altı ‘fay hatlarıyla’ dolu. Doğudan batıya, güneyden kuzeye Anadolu enerji üreten fayların üzerinde oturuyor. Deprem bu ülkenin kaderi. İlk kez 2023’te yaşanmadı. Yüzyıllardır böyle. Hal böyleyken deprem gerçeği sadece kâğıt üzerinde kalmış, toprağın üzerini inşa ederken bu ürkütücü gerçek göz ardı edilmiş. Bu satırları yazdığım gün dünyanın başta bir bölgesinde bizdeki şiddet ve büyüklükte deprem oldu. Binalar zangır zangır titredi. Ama ne enkaz ne de ölüm. Çünkü Japonlar deprem gerçeğine göre kuruyorlar şehirlerini, binalarını…
Maraş depremini rakamlara boğmayacağım. Acının boyutunu anlatmak için şöyle doğru bir cümle kuracağım: Bu bölgesel depremde, daha önceki depremlerde ölenlerin toplamından daha fazla insan enkazların arasında hayatını kaybetti. Doğruluğu çok tartışılan devletin rakamlarına göre söylüyorum bunu. Her ölümün kayıt altına alınamadığını düşünürseniz felaketin boyutunu anlarsınız.
Deprem birkaç hafta ülkenin ana gündemi oldu. Devlet erkanı, siyasetçiler, gazeteciler bölgeye akın etti. Seçimlerin de etkisiyle kalıcı konutlar için kollar sıvandı. Makineler çalıştı, temeller atıldı. Sonra? Maalesef unutuldu. Çok geçmeden gündemden düştü. Kış aylarının içindeyiz. Barınma sorunlarının çok azı tartışılıyor. Bölge kendi kaderine terk edildi desek yanlış olmaz.
Soğuk yılbaşı gecesinde deprem bölgesini hatırlayan kaç kişi var. Televizyon izlemediğim için akşam bölgeden yayın yapan, yeni yıla Maraş’tan, Hatay’dan, Gaziantep’ten veya bir başka deprem şehrinden giren kanal oldu mu bilmiyorum. Sosyal medyada bölgeye ilişkin hiçbir haber görmedim. Unutuldunuz, acılarınızla ve yokluklarla tek başınıza kaldınız ey depremzedeler…
İkinci olay acı dünyanın gözleri önünde Gazze’de yaşanan insanlık trajedisi. İsrail’in saldırıları aylar oldu bitmek bilmiyor. Kadın, yaşlı, hasta, çocuk İsrail bomba ve füzelerinin hedefi. Haberler yılbaşı gecesi bile yüzlerce insanın Gazze’de saldırılar sonucu hayatını kaybettiğini bildiriyor. Hele ki bombaların yerle bir ettiği binaların yanında elleri yüzleri toz toprak ve kan içindeki çocukların hali… Ve anaların, babaların yürek parçalayan feryad-ı figanları…
Gazze’nin çığlığını duyan yok. İsrail’e dur diyen yok. BM ve dünyanın süper güçleri Gazze’nin değil, İsrail’in yanında. Cılız tepki ve girişimlerin etkisi sıfır. Gazze’de ölen insanlık ve dünyanın vicdanı. İslam ülkeleri diye anılan ülkelerin aslında birer kâğıttan kaplan olduklarının ispatı. Yoklar aslında… Eğer İslam ülkeleri diye bir varlık olsaydı Gazze bu kadar yalnız kalmaz, İsrail bu kadar pervasız olmazdı. Yazının başında dışarısı dedim ama Gazze bizim dışımızda değil içimizde… Bizim iç işimiz.
Dün sabah İstanbul’da Galata Köprüsü üzerinde Gazze’ye de dikkat çeken bir miting düzenlendi. Hassasiyetlerin yansıtılması ve trajedinin gündemde tutulması açısından faydalı ve yerinde bir yürüyüş. İstanbul’da olsaydım, katılmak isterdim. Gazze’ye bir faydası olmasa da en azından insanlığımı göstermiş olur, vicdanım bir parça rahatlardı.
Yürüyüşün en ön sıralarında yer alanlara bakıyorum hemen hepsi de iktidarın temel unsurları… Aralarında bakan ve milletvekilleri bile var. Benim yürüyüşüm anlamlı olurdu ama bakanlar, siyasetçiler için aynı şeyi söyleyemem. Onlar için yürümek, Filistin kaşkolunu boynuna dolamak, slogan atmak yeterli değil. Onlar rica değil icra makamındalar. Onların görevi İsrail’i durduracak, Gazze’yi kurtaracak icraattır. Yürüyüş, miting, Filistin bayrağını sallamak sokaktaki sıradan vatandaşın işi, yönetenlerin değil. Onlar yürüyüşle görevlerini yapmış ve vicdanlarını rahatlatmış olamazlar. Beni duyarlar mı bilmem ama onları sokakta değil iş başında görmek isterim.
Madem ucundan girdik siyasete parantez açmadan olmaz. 2023 seçim yılıydı aynı zamanda. Hem Cumhurbaşkanı seçildi hem de milletvekilleri. Ülke ilk kez ikinci tur seçim heyecanı yaşadı. Seçimler ‘yeni’ doğurmadı, eski kaldığı yerden devam etti. Muhalefet bütün avantajlarını rağmen iki alanda da seçimi kaybetti. Ve bedelini ödedi. CHP Genel Başkanı koltuğundan oldu, İYİ Parti ise sandığın laneti ve vebali olarak fokur fokur kaynıyor. İstifa eden edene…
2023 Cumhuriyet’in 100. yılıydı. Devletlerde böylesi önemli yıl dönümlerinin simgesel anlam ve önemi vardır. Ülkeyi yöneten iktidar ‘2023 Yüzüncü Yıl’ hedefleri koydu önüne. Aya sert iniş bunlardan biriydi. Gerçekleşmedi. Başka bir yüzyıla ertelendi. Ekonomi düzlüğe çıkacak, enflasyon tek haneye inecek, dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer alacaktık. Hedefler iyiydi ama gerçekler çok farklı oldu. Keşke bir özeleştiri yapılabilse… Başarılar ve başarısızlıklar sebepleriyle birlikte kamuoyuna anlatılabilse.
‘100. yıl’ gibi anlamlı yıldönümüne rağmen Türkiye için 2023’ün diğer zamanlardan bir farkı yoktu. Ne kutlamalar, ne bu yıla özgü politikalar, ne de bu döneme mahsus vatandaşı memnun edecek icraatlar… Sadece emeklilere 5 bin lira verildi. Ne kadar derde deva oldu, tartışılır. Bir maaş verilebilirdi 100. yıl aşkına… Asıl olan ikramiye falan değil ekonominin kötü gidişatını değiştirerek ülke insanının refah düzeyini yükseltmek.
Benim beklediğim toplumsal barışı tesis için siyasileri de içine alan bir ‘genel af’ ilan edilebilirdi. Hapishaneler siyasi tutuklularla dolu. Adi suçlular infaz düzenlemelerinden yeteri kadar nasibini aldı. Siyasi tutuklular için 2023 bir umuttu. Genel af böylesi önemli ve anlamlı yıl dönümlerinde sık rastlanır. Genç Türkiye Cumhuriyet’i Lozan Anlaşmasını imzaladığı zaman 150 kişiyi dışarıda tutarak ‘genel af’ çıkardı. 100. yılı sıradan bir yıl olarak geldi geçti.
2024 için de söyleyeceklerim vardı, maalesef bana ayrılan yer doldu, onları da bir sonraki yazıya inşaallah…




















