(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Bu alemde kim unutulmak ister ki? Hele bu kişi siyasetçi olursa… İz bırakmak, arkasından konuşturmak, hatırlanmak her politikacının talebidir. Bugün birçok milletvekili kürsü konuşmalarını ve basın açıklamalarını kitaplaştırır. Fırsat buldukça gazete sayfalarına konuk olur, ekranlarda görünür ki adı yaşasın. Bırakın siyasetçiyi insanın doğasında var unutulmama ve ölümsüzlük arzusu…
Ama o bir istisna. Kendisini görmüşlüğüm var ama uzun boylu muhabbetim olmadı. Siyaset arkadaşı rahmetli Mehmet Altınsoy’dan çok anılar dinledim. Türk siyasetinin efsane ismidir. Hayatı ve unutulmaz vecizeleri kulaktan kulağa fısıldanır. Biraz siyasete meraklı olanlar adını duymuştur. Hitabeti ve renkli kişiliği gibi özelliklerini herkes bilir. Genç kuşakların adı dışında kendisinden pek haberdar olduğu kanaatinde değilim.
Türk politikasına damga vuran bir isim o. Hatıralarını yazmadı, gazetecilere röportaj vermedi, ekranlara çıkmadı. ‘Neden?’ diye sorusunu oğlu cevapladı: ‘Babam unutmak ve unutulmak istiyor. O yüzden sessizliğe gömüldü’. Kim mi bu sıradışı adam? Kelimenin tam anlamıyla Anadolu’nun bağrından çıkan bir isim; Osman Bölükbaşı…
Hayatını anlatmadı, anılarını yazmadı. Oğlu özel arşivinde bulunan el yazısı notlardan yararlanarak babasının hayatını ‘Türk siyasetinde Anadolu fırtınası; Osman Bölükbaşı’ adıyla kitaplaştırdı. Oğlu da tanıdık bir isim; Deniz Bölükbaşı… Diplomat kökenli… Bir ara MHP’de siyaset yaptı. Hem siyasette hem dünyada ömrü pek uzun olmadı. 60’lı yaşlarda hayata veda etti.
Bu kitaptan da yararlanarak Osman Bölükbaşı’nın politik yaşamının kilometre taşlarından bazı hatırlatmalar yaparken siyasete ilgi duyanların yanısıra politikaya mesafeli duranların da dikkatini çekecek anekdotlar aktaracağım. Herkesin ilgi duyabileceği bir adam o.

Annesini küçük yaşta yitirdi. Öksüzlüğün ezikliğini ömür boyu yaşadı. Eğitimini yurtdışında tamamladı. Babasının itirazına rağmen Demokrat Parti saflarında siyasete atıldı. Babasının ‘Bu devirde akşam nikahları üzerine yemin edip sabah sözlerinden dönebilecek insan çoktur. Siyaseti böyleleri ele geçirir. Aman sen uzak dur’ sözlerini bir yere not etti. Ve yola çıktı. Siyasete girmesini şu sözlerle anlattı: ‘Ben Anadolu’nun boz toprağının uşağıyım. Benim sarayım çalı dibidir. Ben hayattan nasibini almamış, benzi sarı ve boynu bükük insanların sözcüsüyüm. Benim siyasette davam budur. Ben hep gönlümün türküsünü söyledim. Makam ve mevkide gözüm olmadı. Bundan büyük rütbeyi bana devlet de veremez’.
Siyasette konuşmak, atıp tutmak kolaydır. Toplumun duygularını okşayan sözler sarfedilir. O sözlerle sınandığında ölçülür siyasetçinin adamlığı. Bölükbaşı’nın önüne bakanlık değil başka siyasi makamlar da çıkmış fakat o söylediği gibi ğerçekten hiçbirine tevessül etmemiştir.
Türkiye’nin en tartışmalı ‘açık oy gizli tasnifli’ seçimlerinde Yozgat’tan aday oldu, aldığı yüksek oya rağmen seçilemedi. Sandık başı hilelerine karşı çıktı. Devir, tek partinin istibdat devriydi. Muhalif duruşun, hatta konuşmanın bile bedelinin olduğu yıllardı. Seçim kuruluna tepkisi nedeniyle tutuklanarak Sorgun hapishanesine kondu. Zindanla tanıştı. İleri ki yıllarda hapishane onun en sık uğradığı mekan olacaktı. Bir yıl sonra politikalarını beğenmediği Demokrat Parti’den ayrıldı. 1948 yılında arkadaşlarıyla birlikte Millet Partisi’ni kurdu.
Bir ‘kumpas’ sonucu İnönü’ye suikast iddiasıyla tutuklandı. Saatlerce polis tarafından aranan evinden polislerin arasında çıkarken 21 günlük oğluna bakarak ‘Oğlum Deniz baban gidiyor, belki geri gelmez. Bu memleketin pisliğini az su temizlemez diye adını Deniz koymuştum. Şayet gelmezsem bu pisliği sen temizle oğlum’ diye vasiyette bulundu. Bu topraklar polis nezaretinde gidenlerin dönmediği ya da yıllar sonra geri geldiği topraklardı. İddianın uyduruk olduğu anlaşıldı Bölükbaşı politikaya kaldığı yerden devam etti.

Memleketi Kırşehir’de Millet Parti’sine halkın teveccühü olağanüstü oldu. Bölükbaşı hitabetiyle sivrildi. Türk siyasetinin gelmiş geçmiş en iyi hatiplerinden biri olarak gösterilir. ‘Kürsülerin efendisi, mikrofonların sultanıdır’ dense yeridir. 1950 seçimlerine giderken bir mitingte kalabalık topluluğu şu sözlerle coşturmuştur: ‘Bu memlekette sağır bir zihniyet hakimdir. Bu tek parti zihniyetidir. Kulaklarını alkışa açar, milletin şikayetine kapar. Bu zihniyetin sırtı yere gelmedikçe milletin yüzü gülmeyecektir. Bu zihniyeti attığınız güllerle değil reylerle yıkacaksınız’.
Sadece 22 ilde örgütlenebilen Millet Partisi seçimlerde yüzde 3’ün üzerinde oy aldı. Meclis’e sadece Kırşehir’de oyların üçte birini alan Osman Bölükbaşı girdi. Parti içinde kriz çıktı, inkılapçı – muhafazakarlar diye ikiye bölündü. 1954 yılında dini siyasete alet ettiği gerekçesiyle MP kapatıldı. Bunun üzerine Bölükbaşı Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni kurdu. Aynı yıl yapılan seçimlerde Kırşehir’den tulum çıkardı, 5 milletvekilini kazandı.

İsmet Paşa’nın ardından Demokrat Parti iktidarı da Bölükbaşı’nın konuşmalarından, muhalefetinden çok çekti. Menderes Yassıada’da ‘fahiş hataydı’ diyeceği Türk siyasetinde çok tartışılan yasa çıkardı Meclis’ten. Bölükbaşı’nın bağrından çıktığı Kırşehir’i ilçe yaptı. Bölükbaşı ‘Vilayeti kaldırdınız bizi de kaldırın da zulmünüz tamam olsun’ diye seslendi Menderes’e. Bu karar Bölükbaşı ve arkadaşlarını öfkelendirdi. Meclis’te sert tartışmalara girdiler. Bunun üzerine Bölükbaşı tutuklanarak Ankara Merkez Hapishanesi’ne götürüldü.
1957 seçimlerine hapishaneden katıldı ve tekrar il yapılan Kırşehir’de oyların üçte ikisini alarak milletvekili seçildi. Milletvekili yeminini Türk bayrağı ve Kur’an’a elini koyarak içeride yüzlerce mahkumun karşısında yaptı. Bu manzara karşısında tüm mahpuslar göz yaşlarına boğuldu. Hapisten çıkarken geçmiş olsuna gelen İsmet Paşa’nın ‘Çocuğunun doğumunu bile göremedin’ demesi üzerine Bölükbaşı, ‘ Ben sizin zamanınızda doğan çocuğumun doğumu sırasında da hapisteydim’ cevabını verdi.
1965 seçimlerinde Bölükbaşı’nın partisi Orta Anadolu’da oyların yüzde 20’sini Kırşehir’de ise yüzde 50’sini aldı. Aynı yıl Meclis’te yaptığı bir konuşmada ‘Bu rejimin en talihsiz tarafı kendisini bir mal gibi siyaset pazarında satan birçok bedbaht insanın bu milletin siyasi hayatında yer almış olmasıdır’ sözü kayıtlara geçmiştir. 1969’da son kez milletvekili seçilir. MHP’nin kökleri CKMP’dir. Bölükbaşı’nın kurucusu ve lideri Meclis’te toplam 23 yıl geçirdikten sonra kurucusu olduğu 3 partinin liderliğini yaptığı sırada ani bir kararla ‘Erciyes Dağı kadar derdim var’ diyerek 62 yaşında aktif siyasete veda etti.

Bölükbaşı siyasetten buruk ve kırgın ayrıldı. Şu sözleri anlamlıdır: ‘Bazıları için vefasızlık, nankörlük ve ihanet adeta bir dindir. Ben böylelerinden kendilerine makam ve şöhret kazandırdıklarımdan dost ve dava adamı diye bağrıma bastıklarımdan çok çektim. Gördüğüm vefasızlık, nankörlük ve ihanetler gönlümde sızısı bir türlü dinmeyen yaralar açmıştır. Bu acı kaderi dile getirmek için ‘Bağrım Karacaahmet Mezarlığı’na döndü. Hasmın güllesi tesir etmez, dostun fiskesi yıkar beni’ sözlerini daima tekrarlamışımdır. İnsan kimin dost kimin düşman olduğunu iyi günlerde değil ancak kötü günlerde anlayabiliyor. Değişmez kanaatim odur ki memleket ve demokratik rejim için en büyük tehlike kopmuş mayınlar gibi siyaset sahnesinde dolaşan ikbal ve menfaat arayan inançsızlardır’.
Anlattığı sadece kendi hikayesi değil. Söyledikleriyle Türk siyasetinin hali pürmelali ve siyasetçinin karakteri üzerine her zaman geçerliliğini koruyan tespitler yaptı Bölükbaşı. Bugün belediye başkanlığı adaylık sürecinde karşılaştığımız türden ardaşlarının başka partilere transfer olması üzerine ‘Bunların düğününü yapan biziz, ama gerdeğe başkalarıyla giriyorlar’ sözü sürekli hatırlanacak.
Bölükbaşı siyaset yaptığı 28 yıl boyunca 6 kez tutuklanarak hapse girdi. Miting meydanlarında ve Meclis kürsüsünde en uzun konuşma rekoru Bölükbaşı’na aittir. Hala kırılamamıştır. Bundan sonra kolay kolay aşılamaz. Düzce’de yaptığı bir mitingte tam 8 saat 35 dakika konuşmuştur. DP iktidarının baskı politikalarını eleştirirken söze şöyle başladı: ‘İktidar konuşmayı yasakladı. Bakışmayı da yasaklamadan önce birbirimizi doya doya süzelim’. Ve uzun süre bakışırlar. Meclis kürsüsünde de 5 saat aralıksız milletvekillerine hitap etti. Konuşmak karar dinletmek de önemlidir. O konuşmasını dinletirdi. Sırf Bölükbaşı’nı dinlemeye gelenlerin olduğu bilinir. Halka ‘Beni dinliyorsunuz ama oyunuzu başkalarına veriyorsunuz’ diye sitem ettiği oldu.
‘Siyasi hayatımda beni en çok üzen şey’ dedi bir konuşmasında Bölükbaşı bunu şu cümleyle anlattı: ‘Ne zaman konuşmaya başlasam İsmet Paşa’nın kulaklığını çıkarıp masaya koymasıydı’. İsmet Paşa bu duymak istemediği sözleri duymayacak yollar bulur. Bölükbaşı’nın iş adamlarına yönelik hitabı da unutulmazlar arasındadır: ‘Ah benim arslan görünüşlü tavşan yürekli büyük sermayem…’.
Bölükbaşı siyaseti bıraktıktan sonra arkasına dönüp bakmamış, parti politikalarının dışında kalmıştır. Sonraki yıllarda ısrarlara rağmen devlette görev almadı, bağımsız milletvekilliği adaylığını elinin tersiyle itti. Arkadaşlarının cenaze törenleri dışında Meclis’e bir daha uğramadı, siyasetin mekanlarından uzak durdu.
2002’nin soğuk bir kış günü dünyaya veda eden Osman Bölükbaşı duygulu bir insandı. Müziğe tutkundu, şiirler yazdı. ‘Bir Ömrün Hikayesi’ adını verdiği şiir derin anlamlar içerir: ‘Hürriyet bir Şirin, ben Ferhat oldum / Devirler boyunca boşaldım, doldum / Bir ömür yitirdim, acep ne oldum? / Seraba harcanmış ömre yanarım / Bir devri fazilet açılır sandım / Rahman’dır diyerek şeytana kandım / Bu bir rüya imiş artık uyandım / Seraba harcanmış ömre yanarım / Fazilet yolunda çektim çok çile / İkbale kul olup düşmedim dile / Bulamadım vefayı dostlarda bile / Seraba harcanmış ömre yanarım’.
Osman Bölükbaşı gibi bir siyaset adamının hayatını bir yazıya sığdırmak güç. Ben sadece bazı noktalara dikkat çekebildim. Onun hayatını okumak aynı zamanda bir dönemi, hatta siyaseti okumak demektir. Türk siyasetinin karakteri ve doğası dün ne ise bugün de öyledir. Dünün siyasetçisi ile bugünün siyasetçisi arasında isim ve yüzler dışında değişen pek bir şey yoktur aslında. Bölükbaşı gibi siyasetin kulu kölesi olmamış doğru bildiği yolda yürüyebilmiş adam bulmak zordur. Siyasetten ve bu dünyadan Osman Bölükbaşı geçti. Okuduklarımdan hareketle söyleyebilirim ki politikanın hakkını verdi.

Bölükbaşı’nın sözlerinden seçmeler sunarak yazıyı burada noktalıyorum.
‘Zengini hayırsız evlat, memuru süslü avrat, siyasetçiyi kuru inat batırır’.
‘TRT’nin partizanlığına karşı çıktım, adımızı ‘Tırt Osman’a’ çıkardılar. ‘Hırt’ı çok olan memlekette varsın bir de ‘tırt’ olsun’.
‘1973’de siyasete veda ettim. Sebebini soranlara şunları söyledim: ‘Yüzünde göz izi yok sanarak siyaset denilen Leyla’ya gönül verdim. Sonradan anladım ki, benden önce 40 bin kişinin nikahından geçmiş. Ve sonunda şunu anladım: ‘Kulluk giran geldi dünyada kula / Hürriyet aşkıyla düştük bu yola / Sonunda Leyla’mız gitti bir pula / Bize inkisarı hicranı kaldı’.
‘Bir siyasi parti muhalefette iken nişanlı bir kıza benzer. Dili tatlı olur, uyandırdığı ümitler insanı hayali bir saadet aleminde bir beşik gibi sallar. Tatlı sözlere aldanmak da ne çare ki insanların tabii bir meylidir’.
‘Türkiye’nin esas sıkıntısı döviz yokluğu değil, inançlı adam kıtlığıdır’.
‘Koltuğunun altında ‘haç’ taşıyan fakat’ ‘hacı’ görünmeye çalışan ‘yavur’ diye öldürtüp, ‘şehit’ diye namaz kıldıran siyasetçilerden sakınılmalıdır’.
‘Biz hayatımız şerefimizin emrine vermişizdir. Bu baş bu gövdede şeref ve inanç için durur. Onlar çiğnenecekse bu baş kopsun diyenlerdeniz. Bizim şiarımız budur. Sormayın derdimi / Derdim dert yanar derdine / Hasret kaldım / Düşmanımın merdine…’.





















