(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Geçen yazımda bahsetmiştim uzaktan Türkiye’yi izlemenin verdiği dayanılmaz zevki. İnanır mısınız izleyip gördüklerim karşısında içimde anlatılması zor bir his uyanıyor. Hemen yatak odama gidip valizimi hazırlayıp ülkeme dönmek istiyorum. Ancak kanalları kapatıp yeniden sosyal medyaya döndüğümde, gerçeklerin televizyonların anlattıkları olmadığını görüyorum. Hemen bir hışımla valizimi tekrar apar topar boşaltıp, sosyal hayatıma dönüyorum. Bu ruh hali beni yaklaşık bir yıldır peşinden sürüklüyor. Sebebini bilemiyorum. Belki güzel ülkemi çok özlemekten kaynaklandığını düşünüyorum. Ne kadar devam edeceğine dair de hiçbir fikrim yok!
Neyse biz asıl meselemize dönelim. Türkiye’de yaklaşık sekiz aydır bir bankanın şube müdiresinin aralarında futbolcuların da olduğu bir dolandırıcılık vakasını konuşuyor. Seçil Erzan isimli bankacı, Fatih Terim, Arda Turan, Emre Belözoğlu, Ayhan Akman, Semih Kaya ve Emre Çolak gibi eski Galatasaraylı oyuncuların yaklaşık 50 milyon dolarını faizde değerlendirmek için almış. Burada hem hukuki olarak hiçbir sorun yok. Bu ifadem Seçil Erzan ile ilgili bunun altını çizmem gerekiyor. Çünkü Erzan futbolcuların başına silah dayayıp ya da tehdit unsuru ile paralarını almamış. Tam aksine oyuncular, yıllardan beri biriktirdikleri bütün sermayesini hipnozlarmış gibi kendi elleriyle teslim etmişler. Erzan ise onlardan aldıkları rakamı yüzde 100 ile 200 oranında faizle ödeyeceği garantisini vermiş. Hukuki olarak burada Seçil Erzan tek başına suçlu ilan edilemez. Erzan ne kadar suçlu ise parasını teslim eden sporcular da aynı oranda suçludur. Çünkü yapılan işlemin tefecilik olduğunu Seçil Erzan da sporcularda açıkça biliyor. Bunun altını çizmek gerekiyor.
Şimdi gelelim asıl meseleye. Türkiye’de yayın yapan hem basılı yayın hem de televizyonlar sanki tek suçlu gibi Seçil Erzan’ı giyotine götürdü. Erzan’ın özel hayatına kadar her türlü özel hayatı kamuoyunun gözleri önüne serildi. Yaşadığı aşk hayatı, aldatmaları ya da para trafikleri adım adım anlatıldı ekranlarda. Ancak temel bir sorun hep atlandı. Tamam Erzan suçlu diyelim! Bir hukukçu olarak baştan söylemek gerekiyor. Suç kesinleştiği ana kadar kimse suçlu ilan edilemez. Seçil Erzan da malum dolandırıcılık dosyasında sadece şüpheli. Basının anlattığı şekliyle hüküm giymiş değil. Bu aşama için henüz çok erken. Muhtemel ki birkaç yıl daha var. Belki de daha fazla. Kim bilir yargının üzerindeki baskı azaldığında bağımsız bir yargılamada Seçil Erzan suçsuz da bulunabilir. Bunun için yargının bağımsız ve tarafsız olması gerekiyor. Basının da Erzan’ı sanki tek suçluymuş gibi yargılaması da doğru değil. Bunun altını çizmem gerekiyor.
FONDA İSMİ VAR, DOSYADA YOK
Ama yargılama dosyasında temel bir sorun var. Bütün dosya Erzan’ın üzerine kurulmuş. Fonun ismi “Fatih Terim Fonu”. Fona para yatıran futbolcular da hocadan dolayı paralarını büyük bir özgüvenle Seçil Erzan’a teslim ediyor. Hem de bankalardan çekip, çantalarla teslim ediyor. Fatih hocanın kızı, damadı ve eski dostları da fona ayrıca para yatırmış. Hocanın da 3-5 milyon dolarını değerlendirmek için Erzan’a verdiği açık ve net. Ancak nisan ayından beri hazırlanan iddianame ve yargılama aşamasında Fatih Terim’e dair tek bir kelime yok. Hoca bilinen ya da bilinmeyen bazı güçlerce koruma altına alınmış. Dosyanın ve yargılamanın da tek suçlusunun Seçil Erzan olduğuna önceden karar kılınmış. Kaldı ki bu yargılamadan başka bir sonuçta çıkmaz maalesef. Futbolcular da yargılama sonucunda kaybettiklerinin üzerine bir bardak soğuk su içerler. Ayrıca Nusret adı verilen lüks restoranda birkaç kilo dana bonfileyle de kutlama yaparlar. Bununla unutur giderler!
Fatih Terim hocanın hukuki bir yargılamada kesinlikle hem iddianame hem de yargılama aşamasında şüpheli, müşteki ya da mağdur olarak mahkeme huzurunda olması gerekiyor. Çünkü Seçil Erzan adeta onun kızı gibi. Bu aşamada Terim hocayı bu aşamalardan muaf tutmak hem yargılamaya hem de hocaya ciddi zarar verir. Benden söylemesi. Fatih Terim zaman kaybetmeden mahkeme huzurunda bildiklerini açıkça ifade etmeli. Sonucu ne olursa olsun. Bu aşamadan sonra hocanın reklama ve korunmaya ihtiyacı yok. Kaldı ki hocayı ve spor camiasını sadece koruyan yargılama süreci değil. Türk medyasında birkaç gazete ve televizyon haricinde gören ve duyanda yok zaten. Ciddi bir karartmanın olduğu aşikar. Belli ki Türk medyasına üç maymunu oynama görevi verilmiş. Onlarda bir yandan hem Fatih Terim ve oyuncuları korumaya çalışıyor hem de hükümete zarar gelmesin diye iğneyle kuzu kazıyorlar. Ağızlarından tekbir kelime çıkacak gibi yürekleri hopluyor. Türk kamuoyu da üç maymun tiyatrosunu izleyip gece yataklarına giriyor. Kamuoyunun tanınan isimlerinin neden tefecilik gibi bir sürece dahil olduğunu bilmeden.





















