(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Son dönemde Türk vatandaşlarının en sık ismini duyduğu iki isim var. Ben ne zaman yaşadığım ülkede, ülkemle ilgili haberlere bakmak istesem karşıma bu isimler hemen çıkıveriyor. Nedeni inanın bende bilmiyorum. Ama söz konusu şahısların genellikle şaibeli haberlerle karşıma çıkmaları da ayrı bir garabet. Zaten geçen gün ki, yazımda yaşadığım ülkedeki bir konsolosluk görevlisinin bile eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile ilgili çıkan haberlerden dolayı midesinin bulandığını dile getirmiştim. Konsolosluk görevlisini bir kenara bırakıyorum. Ama yeni İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın söz konusu bakan döneminde yaşanan olaylardan dolayı midesinin ters düz olduğundan inanın şüphem yok. Çünkü daha fazlasına ne vicdan elveriyor, ne de ahlak.
Dün yine İstanbul’da Kilise saldırısı ile ilgili bazı şüpheliler gözaltına alındı. İnanın artık Soylu bizim şaşırma duygumuzu da tamamen ortadan kaldırdı. İnanın toplum artık kanıksadı. Neden mi, şüphelilerden 10’a yakınının Interpol tarafından aranan organize suç örgütü üyeleri olduğu ortaya çıktı. Hatta birkaçına da vatandaşlık verildiği iddia ediliyor. Benim artık şundan hiç şüphem kalmadı. Yerlikaya, söz konusu bilgileri galiba bilerek kamuoyuna açıklıyor. Soylu belki utanır da, vatandaşlardan özür diler diye.
Şimdi gelelim asıl meselemize. Geçen gün yine Süleyman Soylu ve kuzeni Sadık Soylu ile ilgili T24 ve Sözcü gazetelerinde önemli bir haber dikkatimi çekti. Çekmemesi mümkün değil. Çünkü bildiğin haberin içi suç dolu. Baştan itibaren. Ayhan Bora Kaplan ismini duymayan kalmadı ülkede. Yurtdışında ben her gün duyuyorum. Tutuklanmadan önce daha fazla duyuyordum. Hele ki eski İçişleri Bakanı döneminde Ankara’nın adeta aranan bir numaralı isimdi. Kaplan’ın ismini ilk defa 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında duyduk. TRT’deki baskında Süleyman Soylu ile birlikte poz vermişlerdi. İşte o günden sonra Kaplan, Soylu’nun gölgesine sığındı adeta. Soylu da ona geniş bir ekonomik özgürlük alanı verdi. Haliyle “win win” meselesi. İşte o Ayhan Bora Kaplan, Süleyman Soylu’nun bakan olduğu dönemde kuzeni Sadık Soylu’nun oğlunu eğlence merkezinde tekme tokat döven adamlarını ayaklarından vurmuş.
Bu asayiş olayını kimden mi öğrendik. Yine T24’ten Tolga Şardan’ın kaleminden. Şardan söz konusu olayı en ince ayrıntısına kadar kaleme almış. Aynı gün de Sözcü Gazetesi’nden Saygı Öztürk de şüphelileri şifreli olarak kaleme alıp, gizem oluşturmuş. Öztürk’ün yaptığı en iyi şey gizem yapmaktır. Asla gerçeklerin meydana gelmesini istemez. İstenmeyen bir şeyi kaleme almaz. Alsaydı zaten 10 yıldan fazla bir süre bir gazetenin temsilcisi olmazdı. Gelelim meseleye şimdi. Kaplan’ın da aralarında yer aldığı 61 sanık hakkındaki iddianamede, Kaplan ve örgüt yönetici olduğu ortaya çıkarılan beş sanık hakkında ‘ikişer kez müebbet hapis’ ve 169,5 yıla kadar hapis cezası talep ediliyormuş. Şardan, iddianamenin önemli olaylarından birisinin ‘Olay -B’ olarak adlandırılan ‘kasten adam yaralama eylemi’ olduğunu dile getiriyor. T24 yazarına göre olayın özeti şöyle: 15 Şubat 2018’de, Ayhan Bora Kaplan’a ait Ankara’nın Gazi Osman Paşa semtindeki Albüm ve Tren adlı barında üç kişi ayaklarından vuruldu. Vurulanlar, aynı zamanda iş yerinde çalışan Berke Kırıcı, Serhat Tümer ve Serdar Hoşyiğit adlı üç personeldi.
Şüpheli Kanber Keskin’in güvenliklerden sorumlu suç örgütü yöneticisi olarak müştekileri tespit ettiği ve şüpheli Bora Kaplan’ın önüne getirdiği; şüpheli Bora Kaplan’ın müştekilere hitaben ‘bu şahsa bu yapılır mı?
Burada araya giriyorum. Affınıza sığınarak. ‘bu şahıs’ denilen kişi Süleyman Soylu’nun kuzeni Sadık Soylu’nun oğlu. İşte sayın seyirciler durum maalesef böyle. Bu çocuğu kim dövdü?’ şeklinde sözler sarf ettiği; şüpheli Kanber Keskin’in müşteki Berke Kırıcı’ya öne çıkması talimatı verdiği; müşteki Berke Kırıcı’nın öne çıktığı; bu esnada diğer müştekiler Serhat Tümer ve Serdar Hoşyiğit’in de öne çıkarak ‘bu şahsı biz dövdük’ dediği; bunun üzerine şüpheli Bora Kaplan tarafından diğer kişilerin dışarı çıkartıldığı, şüpheli Bora Kaplan’ın zilyedliğinde bulunan ve soruşturma kapsamında ele geçemeyen silah ile müştekilerin bacak kısımlarına müteaddit defalar ateş ettiği; ateş etme neticesinde müştekilerin bacaklarından yaralandığı dile getiriliyor.
Şimdi asıl sorun da burada başlıyor ne yazık ki. Ankara’nın göbeğinde üç masum insan ayaklarından vuruluyor. Bu başlı başına bir suç. Tutuklanma gerekçesi. Söz konusu üç kişi vurulurken, baba ve oğul büyük bir keyifle izliyor. Yaşanan trajedi karşısında hiçbir şey yapmıyor. Ne emniyete ne de savcılığa suç duyurunda bulunmuyor. En azından Sadık Soylu’nun kuzeni eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya haber vererek adli sürecin başlamasını istemesi beklenir. Çünkü kendisi yıllardan beri Ankara’da bürokrasinin tam göbeğinde. Sonra ayaklarından vurulan üç koruma hastaneye kaldırılıyor. Kaplan suçu bir korumasının üzerine atıyor. Hastanede aynı yönde ifade veriliyor. Emniyet ifadesinde de yanlışlıkla yapıldığı kaydediliyor. Sonra ise malum. İşin ucu Ayhan Bora Kaplan’a hiçbir şekilde uzanmıyor. Başlamadan bitiyor.
Sadık Soylu’nun oğlunu tanımayan ve ‘patron nezdinde hatırlı müşteriyi’ döven bar personelinin, 15 Şubat 2018 gecesi Kaplan tarafından vurularak ‘kendi usulünce cezalandırıldığı’ artık kamuoyuna yansıdı. Hem Ankara hem de İstanbul Savcılıkları daha neyi bekliyor. Suçun ikrarı var. Burada Sadık Soylu ve oğlunun ifadeye çağrılması gerekmez mi? Hukukun gereği ne yazık ki o olmalı. Ancak olayın üzerinden yaklaşık 6 koca yıl geçmiş. Sadık Soylu ve oğlunun ifadesine başvurulmamış. Artık söz konusu vaka basına yansıdığı için resen de olsa soruşturma başlatılmalı. İfadesine hemen başvurulmalıdır.
Şayet iddianamedeki gizli tanık bunları aktarmamış olsaydı, biz bunlardan haberdar olmayacaktık. Kim bilir daha bilmediğimiz ne kadar vaka var. Ali Yerlikaya, her hafta bir operasyon talimatı verdikçe yenileri ortaya çıkıyor. Ancak açılan her pandora kutusundan Süleyman Soylu ve ekibi çıkıyor. Acaba tesadüf mü? Yoksa biz dejavu mu yaşıyoruz?





















